Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Yunanistan: Komşunun Yazlığı – 1. bölüm

Güzel bir laf vardır bizde “en iyi yazlık komşunun yazlığıdır” diye. Ülkemizdeki gelir dağılımı eşitsizliğinin kanıtı gibidir bu laf.  (biraz politik oldu ama olsun)
Bloğumda daha çok doğada yaşadığım deneyimleri yazmayı planlıyordum ama komşunun yazlığında gördüklerimi yazmadan edemedim.  Bu yaz bizim için aktivitelerle dolu dolu geçti diyebilirim. Evli olunca her tatili kendi başınıza planlayıp kafanıza göre takılamıyorsunuz. Uzun zamandır aklımızda vardı komşuya gitmek. Batı Trakya’nın Yunanistan’da kalan kısmını, Atatürk’ün doğduğu ve  bir çok arkadaşımın dedelerinin göçtüğü toprakları görmek… Eğitim sistemimiz bu kadar uğraşmasına rağmen bizim içimizdeki dostluk duygusunu ve merakı köreltememiş gördüğünüz gibi.
Sabırsız okuyucular için hikayenin ana mesajını hemen yazayım. Hiç şüpheniz olmasın komşu bizden çok daha iyi, çok daha misafir perver, devlet ve insanlar çok daha huzur verici… daha bir sürü duygu yüklemek mümkün ama bunların hepsinin anlamak için gitmek lazım. Ben kısaca kendi deneyimlerimi sizlere aktarmaya çalışıyorum. Umarım sizin deneyimleriniz benimkilerden daha iyi olur.
İstanbul’un Karadeniz kıyısında, Kilyos’ta Solar Beach var. Uzun süredir denize giremediğimiz için fırsatlardan 35 er lira verip bir günlük bilet aldık. Oraya vardığımızda extra para ödememek için arabamızı 100 m uzağa park etmemizi söylediler. İçeri girerken yiyecek ya da su var mı diye çantamızı aradılar. Müessesenin ikram politikasıda şahane tam özellikle biz İstanbulluların alışık olduğumuz gibi “kalitesiz yemek, pahallı fiyat”. Denizi nasıl mı? Koyu lacivert bir su, yosun dolu. Denize girmek sizi pek çekmiyor ama başka bir yer olmadığı için yakınlarda, insan mecbur kalıyor. Bir daha mı? Aslaaaaaaa.
Diyeceksiniz ki bunları niye anlatıyor bu hikaye Yunanistan’da geçmiyor muydu. 2 sebebi var 1 karşılaştırabilin diye 2 tanrının varlığına inancınız artsın diye. İşte böyle bir ortamdaydık komşuya gitmeye karar verdiğimizde. O gün telefonumu aldım ve Radikal in köşe yazılarını okumaya başladım. Her zamankini aksine siyasi yazılardan ziyade farklı bir başlık dikkatimi çekti.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/muge_akgun/trakyada_sinirin_ote_yaninda_muhtesem_bir_tatil_onerisi-1144721 diyordu Müge Akgün. Yunanistan’a gitmek isteyip de planı olmayan biri için yazılmış harika bir yazı. İşte böyle karar verdik komşuya gitmeye.

yunanistan_bölüm_1

Ağustos ayının 3 haftası gibi bir Pazar sabahı arabamızla koyulduk yola. Daha önceden Yunanistan’a geçtim ama ilk defa İpsala sınır kapısından geçeceğim. Pazarkulede Sınır Kapısı’nda olduğu gibi burada da tampon bölge çok geniş. Sanırım Bulgaristan’dan, Gürcistan’dan vs. farklı bir sınır politikamız var Yunanistan ile.
Her sınır kapısının bir birinden farklı olması hep şaşırtır beni. Birde ülkemiz aldığı saçma sapan vergiler. Vize pasaport vs. masrafları yetmezmiş gibi birde yurt dışı çıkış harcı var bunlara ek olarak. Eğer arabanızla çıkıyorsanız birde uluslararası ehliyet satıyor ülkemiz bize. Allah tan Bulgaristan vatandaşıyım vize ya da vergi gibi derdim yok ve eşimin İngiltere’den aldığı AB’de geçerli ehliyeti var. Yani 100 € kârdayım. Belki biraz fazla detay veriyorum ama bir detay daha Yunan polisler ülkemin mecburi kıldığı ve 85 € aldığı uluslararası ehliyeti sormadılar bile.

yunanistan_bölüm_2

İlk durağımız Alexandroupolis (Dedeağaç). İpsala sınır kapısında sadece 40 KM mesafede İstanbul’dan ise 300 KM. Saat 13.00 gibi şehre geldik. İlk dikkatimizi çeken sokakların düzeni ve evlerin güzellik ve temizliği. Geniş balkonlar keyfine düşkün bir ev yaşantısının ipuçlarını veriyor. Sokaklar binalar rengarenk.
İstanbul’un bize yaşattığı stresten ötürü biraz endişeli bakıyoruz etrafa yol şaşırmamaya çalışıyoruz. Bu 40 bin kişilik şehirde yanlış yola girsen ne olacaksa. Neyse haritanın yardımı ve ilk acemiliği attıktan sonra sahil yoluna park ettik ve yürümeye başladık. Dedeağaç küçük ve düzenli bir şehir. Hava sıcak gündüz vakti sokakta pek insan yok. Çok huzurlu bir sahil şeridi var. Sağımız uçsuz bucaksız mavilik ve güzelliğiyle Ege Denizi, solumuz şirin masaları ve muhteşem renkleriyle bizi çağıran tavernalar…

 

Gündüz trafiğe açık olan  sahil yolu gece kapanıyor ve insanlar akın ediyor sokağa ama şimdilik boş. Buradaki ilk işimiz konaklamamızı garanti altına almak. Birkaç otel var ama biz 2 yere sorduk odanın fiyatı 40 € olan otele yerleştik. Adını hatırlamıyorum ama çok iyi bir yer değil. Bizim gibi bütçeniz kısıtlıysa idare edersiniz bir gece. Tam tren istasyonun karşısında.
yunanistan_bölüm_7Resepsiyonda 50 yaşlarında bir adam, görünümü ve ses tonuyla tam bir Yunan. Birkaç kelime bildiği Türkçeyi çat pat konuşmaya ve bize hoş geldiniz demeye çalışıyor. Odamıza yerleşiyoruz ve çıkıyoruz. Deniz manzarası bu defa solumuzda. Saat 2 ye geliyor. Tavernalarda az önce hissedilen hazırlık telaşı, öğle yemeğini dışarıda yemeyi tercih eden az sayıdaki insanı memnun etmek için samimi bir gülümsemeye dönüşmüş. Dar kaldırıma atılmış tek sıra halindeki masalardan kalan boşlukta yürüyoruz. Bir yandan da millet neler yiyor diye çaktırmadan masalara bakıyoruz. Sanki garsonlar 2 kişi için 4 kişilik, 4 kişi için 8 kişilik yemek getirmişler. Masalarda bardak koyacak yer kalmamış.
yunanistan_bölüm_6En geleneksel görünen tavernaya oturuyoruz tam denizin kenarına. Çok aç değiliz ve okuduğum yazıda bize başka bir yer öneriyor aslında. Kendimizi akşam yemeğine saklamak istiyoruz. Görevlilerin zaten sıcak olan karşılamaları Türk olduğumuzu öğrenince daha da sıcaklaşıyor. Hemen Türkçe kelimeler peşinden cümleler falan… bizse “kalimera” dan başka bir kelime bilmiyoruz. Normalde gittiğim hiçbir ülkenin dilinden 1-2 kelime öğreneceğim diye kasmam ve bilmemek beni rahatsız etmez ama burada gerçekten utandım. Keşke başka bir şeyler söyleyebilseydim bu yeni tanıştığım güzel insanlara.
Yunanistan’ın bu bölgesine gidiyorsanız dil bilmenize bile gerek yok zaten hemen hemen herkes Türkçe konuşuyor ve menüler Türkçe.  Siparişlerimizi verdik. Benim için biraz et Nergis içinde biraz zeytinyağlı 1 bira ve her yemekte ısrarla, bıkmadan usanmadan, zevkle, keyifle, ekmekle, afiyetle yediğim zaziki (cacık). Yok böyle bir şey. Ne kadar ödediğimizi hatırlamıyorum ama pahallı olsaydı ya da yediklerime değmeseydi unutmazdım bilesiniz. Böylesine güzel yemek yiyip kazıklanmadığınızı hissetmek çok güzel bir duygu. Nitekim buralarda pek hissedilmiyor artık bu duygular.
Not: Dedeağaç’ın bir çok noktasından telefon çekiyor (eğer Turkcell kullanıyorsanız).

yunanistan_bölüm_3

Yemekten sonra limanın oraları dolaştık. Konuşmalarımıza kulak misafiri olan bir amca bize selam verdi ve nereden geldiğimizi sordu. İstanbul’dan diye cevapladık. Annesinin de Türkiye’den göçtüğünü söyledi hemen, yüzünde güzel bir ifade vardı.  Hemen nereden göçtüklerini sorduk. Önce şehir ismini hatırlamakta biraz zorlandı ama ardından “İkonya” dedi. Konya’dan mübadele ile gönderilmişler sanrım buraya. Amcanın yanından ayrıldık ve biraz dinlenmek için otele gittik.
Saat 21.00 gibi bir kez daha çıktık dışarı. Gündüzki görünümünden çok farklı bir haliyle karşıladı bizi Dedeağaç. Sahil yolu hınca hınç dolu. Festival varmışçasına bir coşku var sokakta. Gençler, aileler ve Avrupa’nın olmazsa olmazı emekliler J. Hızlıca kalabalığa karıştık. Önce kafelerin sonrada tavernaların arasından geçtik. İşte insanların mutluluğuyla alakalı ilk izlenimleri bu yürüyüşte fark etmeye başladık ve gördüklerimizi ister istemez ülkemizle kıyasladık.

 

yunanistan_bölüm_4Burada 7 den 77 ye tüm insanlar ayrı bir keyifli. Bulundukları yerden o kadar memnun görünüyorlar ki Dünya umurlarında değil sanki. Öncelikle kendilerini güvende hissediyorlar. İnsanların birbirine saygısı var. Saygı deyince aklınıza soğuk Avrupa mesafeliliği gelmesin. Bir arada yaşamayı bilen Ege-Akdeniz insanının coşkusuydu gördüklerimiz. Hiç ekonomik kriz varmış gibi durmuyor insanlara bakınca. Tüm restoranlar kafeler dolu, herkesin keyfi yerinde. Devletin aslında insanların bir arada ve mutlu yamasını kolaylaştırmak için bir araç olduğu geçiyor aklımdan. Demokrasinin beşiği bir ülkeyede böylesi yakışır zaten.
Deniz fenerinin hemen altında bir kafeye oturup frappe lerimzi yudumlayarak  etrafı seyretmeye koyulduk. Saat 01.00‘a kadar sokakların keyfini çıkardık o gece.

 

Ne çok yazdım hem bu daha sadece ilk gün. Daha 5 gün yazmam lazım. Bu yüzden bu geziyi bölümler halinde yayınlamaya karar verdim. Burası 1. Bölümün sonu oluyor. Diğer bölümleri de hızlıca yazacağım…
Sait Çetin

Leave a Comment

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...