Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Yunanistan: Komşunun yazlığı – 2. bölüm

DSC06787(Birinci bölümü okumadan direk bu yazıya rastlamış olabilirsin. İstediğin bölümden başlayabilirsin tabi ama diğerler yazıları da oku mutlaka) Birinci Bölüm için Tıklayınız.

Yunanistan’a gelmeden önce 2 hedefimiz vardı.  Bir, Selanik’e kadar gidip görmek, iki olabildiğince fazla ve güzel deniz ürünü yemek. İlk gün pek tüketim yapamadık nedense ama bu gün kararlıyız. Yemek dışında, iki farklı bölgede denize girmek ve günün sonunda Kavala’ya ulaşmak bu günkü planımızı oluşturuyor.
Komşudaki 2. günümüze çokta geç kalmadan uyandık. Dün geceki kalabalıktan eser yok, sokaklar bom boş. Şehir merkezindeki plaja havlularımızı serdik öğlene kadar buradan denize girdik. Uçsuz bucaksız gözüken Ege Denizi sabah dümdüz. Deniz güzel ama Dedeağaç merkezindeki plajda pek bir numara yok. Öyle restortoran, kafe hizmeti falan beklemeyin. Yanlış hatırlamıyorsam sadece şezlonglar var bir bölümünde, çok güzel sayılmaz. Bir süre oyalandıktan sonra doğru otele. Sabah kahvaltı yapmadık ki gelmeden önce okuduğum yazılardaki o restoranda sağlam bir öğle yemeği yiyelim.

NisiotikoSaat 12.00 gibi Nisiotiko restorana gittik. Öğle yemeği için erken sayılabilecek bu saatte bizden başka kimse yok. Mutfağın açılmış olduğundan bile emin değiliz. Merhaba diyerek dışarıdaki masalardan birine oturduk. İlk dikkatimizi çeken mekanın temizliği ve güzelliği. Hani derler ya ülkemizde salaş mekan diye, hiç öyle değil. Yeni ve çok zevkli bir şekilde dekore edilmiş, restoran pırıl pırıl.

Yine güzel karşılanıyoruz, kendi dilimizde halimiz hatırımız soruluyor. Hemen Türkçe menü geliyor, sohbet başlıyor. Türkiye’deki gazetelerde, restoranlarından bahsedildiğini söylediğimizde şaşırıyorlar, haberleri yokmuş. Baya baya muhabbet ediyoruz adamla. Yemekler konusunda tavsiye alırken bir ara çok hızlı bir şekilde Türkçe konuşunca garson beni anlamakta zorlandı. O kadar evde gibi hissediyor ki insan, kendimi kaptırmışım.
Masamız hızlıca donatılmaya başlandı. İlk gelen cacık, ardından deniz ürünlü pilav, pesto soslu kalamar, ahtapot ve yunan salatası (greek salad). İlk yemeğimizde bunlardı söylediklerimiz. Hepsi çok lezzetli şeyler ama sanki dün yediğim cacığın tadı daha iyiydi, kalamar pesto soslu yerine bildiğimiz gibi çıtır çıtır olaydı benim damak tadıma daha çok uyardı, ahtapot muhteşem pişmiş ve lezzetliydi tek problem limonu peşin peşin mutfakta sıkmışlar. Ben olsaydım sıkmazdım. Sanırım her yerde Mythos bira içtim bence gayet başarılı. (Resimlerde deniz ürünlü pilava yer kalmadı :) )

Tıka basa yediğimiz yemeğin sonucunda hesap 61.50 € geldi. Kalamar, ahtapot gibi ürünler 9-12 € arası, cacık 3 €, diğer lezzetler 7-8 € civarında yediğiniz yemeğe göre muhteşem fiyatlar (daha ucuzlarını bulduk sonradan). Kalamar öyle bizdeki gibi 5 parça değil. Neredeyse 2 bütün kalamar getiriyorlar önünüze. Hem gözümüze hemde midemize hitap eden bu yemeği birer greek coffee (yunan kahvesi bizdeki mehmet efendinin aynısı) ile taçlandırdıktan sonra hesabı ödedik. Bizde bozuk para olmayınca 1.5 €’yu da almadılar ohhh. Dün öğlen yemek yediğimiz restoranda da benzer bir durum olmuş ve yine eksik para almışlardı. Buradaki restoran sahipleri Gürcistan’dakilere hiç benzemiyor.DSC06915

Yemekten sonraki durağımız Makri plajı. Dedeağaç’tan 12 KM kadar batıda olan bu plaj çok övülüyor. Bizde akşama kadar burada denize girmeyi planlıyoruz. Makri tabelasından sonra bir ara kaybolduk.  Girdiğimiz çıkmaz sokakta karşıdan traktörlü biri geldi. Ben yine hangi ülkede olduğumu hatırlamayarak arabadan inip ”Makri plajına nereden gideriz usta” diye sordum. Adam türk çıktı hala oralarda yaşayan bir çiftçi. Biraz zor da olsa sonunda bulduk meşhur Makri Plajını. Arabamızı otoparka bırakıyoruz değnekçi meğnekçi yok, park bedava.

Uzunca ve güzel bir plaj, bir çok restoran var. Restoranların önündeki  boş şezlonglarda yerimizi alıyoruz. Bir süre sonra yanımıza restoran görevlileri geliyor. Ben yine hangi ülkede olduğumu unutup iki şezlongun kaç para olduğunu soruyorum. Cevapsa şaşırtıcı. Şezlonglar ücretsiz ancak hangi restoranın önüne oturduysanız oradan alışveriş yapsanız iyi olur gibi bir sistem var. Hiçbir şey yiyip içmeseniz bile bir ne alırdınız diye başınızda dikilen yok. Ülkemdeki saçma uygulamalar geliyor aklıma, neyse… Makri plajında deniz merkezde olduğundan çok çok daha güzel. Akşama kadar denizin keyfini çıkartıyoruz. Sanırım 3 yıldır yapmadığımız deniz-kum-güneş tatilini özlemişiz.DSC06831

Hava kararmadan toparlanıp Kavala’ya doğru yola çıkıyoruz. Nasıl bir yer olduğunu bilmediğimiz bu sahil şehri hakkındaki ilk ipucunu 160 KM’lik yolun son bölümlerinde tırmanmaya başladığımız dağ veriyor bize. Dağın güney yamaçlarına hemen deniz kenarına kurulmuş görece büyük bir şehir Kavala.  Tabeladan döndükten sonra iniş başlıyor ve şehrin ne kadar büyük olduğunu o an görüyoruz. İşte bu şehirde kaybolmaktan korkabilirsiniz. Bir şekilde kendimizi sahil caddesinde buluyoruz. Şehrin güzelliği arabadan inince daha iyi anlaşılıyor. Dağ yamacına kurulu olan bu şehir adeta bir çanağın içindeymişsiniz hissini veriyor, bir çok noktayı görebiliyorsunuz. Park ettiğimiz yer sahilin göbeği etraftaki kafe ve rostoranlar cıvıl cıvıl. Ancak bizim önceliğimiz konaklayacak bir yer bulmak. Bir süre dolaşıp hiçbir şey bulamadıktan sonra bir karakolun önündeki polise soruyoruz. Onun tarif ettiği yeri ararken büyük bir otel görüyoruz. Fiyatları pahallıdır diye sormaya çekiniyoruz ilk başta ama giriyoruz içeri. Fiyatı beklediğimiz kadar pahallı değil o otele göre (55 € Oceanis otel). Pek düşünmeden buraya yerleşiyoruz.
Otele ararken şehir bir kısmını gördük bile aslında ama çıkıp az önce beğendiğimiz kafelerden birine oturup etrafı seyrediyoruz. Gençler sokaklarda bu şehirde. Yaz aylarında olmanın vermiş olduğu rahatlık herkesten hissediliyor. Sanki hiç güneş doğmayacak, yarın olmayacakmış gibi bir neşe var insanlarda. Etrafta biraz oyalandıktan sonra otele dönüyoruz.
Devamı yakında …
Sait Çetin

Leave a Comment

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...