Gezi Notları Türkiye Gezileri

#İstanbul: Fener – Balat gezisi

Ne yapalım ne edelim diye düşünürken uzun zamandır içimde gidip görmeyi arzuladığım , planladığım Fener – Balat turu canlandı. Hemen plan, güzergah belirlendi. Karadan değil de denizden gitmeye karar verdik ve atladık motora. Güneşli ama biraz da serin bir cuma günü Üsküdar’dan Eyüp motoru ile Ayvansaray’a geldik Ecem ile.

Sabah saatlerinde yarım saatte bir  Üsküdar – Haliç –  Eyüp seferleri var. Yaklaşık 45 dakika sonra Ayvansaray iskelesinde oluyorsunuz. Planımız ilk olarak sahilden yukarı doğru yürümek ve kendimizi sokakların içine atmaktı. İlk durak olarak Tekfur Sarayı’nı belirledik. Ara sokaklara girince biraz insan ürküyor açıkçası, yapılar kırık dökük, sokaklar oldukça bakımsız. Bazı köşe başlarında yenileme çalışmaları var; ama bunların ne derece aslına sadık kalınıp yapıldığı tartışılır. Batı’daki örneklerini görüp bunların oralardaki evlerden ne farkı var ki restore edilseler aynı onlara benzeyecekler diyorsunuz ama bir yandan da restore edilirken tarihi yapılarına ne kadar zarar verilebileceğini ve bu terkedilmiş güzelliklerin birden bire nasıl da rant malzemesi haline gelebilecekleri düşüncesi insanı ürkütüyor.

Yukarı doğru sokağı geçiyoruz, eski evler, kapıları pencereleri kırık ama oldukça ilgi çekici hatıralar hepsi, her birinin eminiz ki ilgi çekici anıları var ve birilerinin onları dinlemesini bekliyorlar. İstanbul’un eski, cumbalı, ahşap,taştan, eşsiz evleri ve içlerinde yaşayanlar… Yaşayanlar belki de habersizler evlerin güzelliklerinden. Çünkü farkediyorsunuz ki dışardan bakarken ne kadar güzel gözükse de yaşayanların hayatını saran bir de yokluk var burada.

Tekfur  Sarayı’na vardığımızda burada da yenileme çalışmasının olduğunu gördük. İçeri girişler çalışma bitene kadar kapalı. E-5 ‘in hemen yanında İstanbul surlarının yanı başında bir yer burası; surların Edirnekapı’ya kadar uzandığı bir yerdeyiz tam anlamıyla. Sur boyunca yenileme çalışmaları halihazırda devam ediyor,  Rami yoluna kadar sur boyunca yürüyoruz, yol üzerinde bir kaç güzel kafe var, belki bir Cihangir değil ama belki diyor insan neden olmasın. Yanındaki derme çatma evlerin yanında belki de sırıtıyor bu mekanlar ama belli ki turistlerin ilgisini çekmek için mekanlar bunlar.

İkinci durağımız Kariye Müzesi; amacımız müze gezmek olmadığı için içine girmiyoruz ancak merak edenler varsa tavsiye edebiliriz.  Müze Tekfur Sarayı’ndan yaklaşık bir kilometre mesafede ve surları takip ederek Rami yol ayrımına geldiğinizde sola dönerseniz müzeyi bulabilirsiniz kolaylıkla.

Müzenin solundan aşağı doğru iniyoruz. Hedefimiz önce Fethiye Camii, sonra da  Kanlı Kilise, kırmızı görkemiyle Fener Rum Lisesi ve Fener Rum Patrikanesi. Birbirine yakın yerler aslında baktığınızda, ancak sokaklar o kadar karmaşık ki  sürekli dolanmak ve bir ara sokaktan bir diğerine geçmek zorunda kalıyorsunuz. Yeni bir sokağa girdim derken bir de bakıyorsunuz ki başladığınız yerdesiniz. Aslına bakarsanız bu yaşayan, her bir penceresinden rengarenk çamaşırlar sarkan sokakları görmek için yorulmaya ve dolanmaya değer.

Fethiye Müzesi’ne varmak için elimizde harita bayağa yürüdük. Mahalledeki insanların oldukça değiştiğine şahit oluyorsunuz. (Sanırım İsmailağa Caddesi’nin oralara varmıştık.) Semt sakinleri bizim gibi turistlere pek yabancı değiller sanırım çünkü elimizde fotoğraf makineleri ile avare avare dolanırken kimsenin “Bunlar da napıyo ya?!” vari bakışlarına şahit olmadık. Müzenin girişi ücretli, Müzekart’ınız var ise onunla içeri girebilmeniz mümkün. Bir kaç fotoğraf çektikten sonra yola koyulduk yine. Sıradaki Kanlı Kilise’ye geldiğimizde duvarlarla çevrili, içinde büyük bir bahçesi olan bir yapı ile karşılaştık. İçeri girebilmemiz pek tabi ki söz konusu değildi. Üzücü olan ise yıkık dökük bir yapının öylece bekliyor olması. Yaşayanlar belki de bu kiliseye bir kere bile başını kaldırıp bakmamıştır.

Bu kadar gezdikten sonra karnımız acıktı, nerede yeriz diye daha önce bakmıştık ve “Fındık Kabuğunda Köfte” isminde meşhur bir köftecinin varlığından haberdar olmuştuk.  Bulgar Kilisesi’nin tam karşısında yer alıyor mekan. Oraya giderken ise başka bir köfteci gördük: “ Köfteci Arnavut”. Sahibinin sıcak tavrından ötürü kararımızı değiştirip yemeğimizi burada yemeğe karar verdik. Köfteci tabelası bile olmayan belki dışarıdan görüp köfteci olduğunu anlayamayacağınız bir yer. Ufak tefek, köşede bir dükkan. 80 yıllık bir köfteciymiş burası dede,oğul ve en son yani şu an torunların devam ettirdiği bir aile müessesesi. Arnavut ciğeri, köfte, kuru fasulye pilav, çorba, piyaz salata. Menü bunlardan ibaret. Biz köfte tercih ettik; yanında piyaz ile tabi. Bir de önerileri üstüne “Arnavut Tatlısı” diye bir tatlı yedik. Çok güzel, insanın içini baymayan bir tadı var bu tatlının. Revani gibi bir kıvamı ama şerbetli değil sütlü bir tatlı. Üzerinde ise karamelle kaplı incecik bir katman. Köftecinin hemen yanındaki çay ocağından gelen çay eşliğinde tatlıyı afiyetle yedik.

Yemek sonrası yine yola koyulup o dar sokaklara dönüyoruz. Fener Rum Lisesi’ne doğru çıkıyoruz. Ana kapısının kapalı olduğu; içinde de sadece 58 öğrencinin okuduğu kıpkırmızı bir bina tüm heybetiyle karşılıyor insanı. Etrafından dolaşıp aşağı iniyoruz tekrardan.

Görülmesi gereken bir diğer yapıda patrikane binası, oraya giderken bir çok antik eşya dükkanı, cam atölyesi ve tasarım ofisleri mevcut. Az ilersinde de Ortodoks rumların kutsal mekanı olan patrikane var. Kompleksin için patrikaneye ait bir kilise ve yönetim binası , kilise ufak ama ihtişamlı.

 

Fener-Balat Gezisi’nde yapılması gerekenler bizce:

Ayvansaray İskelesi’nden yürüyerek sokaklara dalmak

Tekfur Sarayı’nı görmek

Sur dibinden yürümek

Kariye Müzesi’ni görmek

Balat’ın sokaklarında kaybolmak

Fener sokaklarında rengarenk çamaşırlar eşliğinde yürümek

Küçük tasarım atölyeleri, eskiciler, antikacılar gibi yerleri görmek

Köfteci Arnavut’ta afiyetle karın doyurmak

Fener Rum Lisesi’ni fotoğraflamak

Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret etmek

Sabah kahvesi gibi hisseden biri yalnızca....

Leave a Comment

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...