Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Lizbon: Bir Akdeniz seyahati

Bir rüya kenti, yedi tepe üzerine kurulu Lizbon. İstanbul’un Atlantik’teki ruh eşi… Nostaljik sarı tramvayı, okyanusunun esintisi, arnavut kaldırımlı taş sokaklarıyla insanı büyülemek için yaratılmış gibi… Bin bir rengi ve sıcacık havası uçaktan indiğiniz anda sarmalıyor sizi. Zamanın nasıl geçtiğini fark edemeden, anın içinde kayboluveriyorsunuz, kentin büyülü atmosferinde.

 

Bu küçük ama zarif kent, kaşifler dönemine şahitlik etmiş, 1255’ten bu yana ise Portekiz’in başkenti. Bir dönem Endülüs egemenliği altında kalmış olsa da kültürünü iyi bir şekilde muhafaza etmeyi başarmış.

Her döneme ev sahipliği yaptığını mimarisiyle gözler önüne seriyor Lizbon.  Manueline olarak adlandırılan bu mimari stil, 16. yüzyılda denizlerde fırtına gibi esen Portekiz’in, İspanyol, İtalyan ve Felemenk öğelerin etkisinde kaldığının bir göstergesi.

Lizbon’a ilk gittiğimde tam olarak ne ile karşılaşacağımı bilmiyor ama içimde coşkulu bir heyecan hissediyordum. Uçaktan havalimanına iniş yaptığımızda havanın yağmurlu oluşu bile engel olamadı bu hisse. Nitekim Lizbon’da geçirdiğim üç gün şehir öyle hayran etti ki beni kendisine ertesi yaz tekrar ziyaret ettim bu sıcak kenti.

Lizbon’da gezilecek yerler öyle çok ki, vaktin kısıtlı oluşu tek üzen şey oluyor insanı. Belem Kalesi’nden Vasco De Gama Köprüsü’ne, sihirli gotik kale Sintra’dan, muhteşem plajlara, tatmin edici bir Lizbon turu için iyi bir program şart.

Resim 410Belem Kalesi’ne giderken şehrin merkezindeki tramvayı kullanabilirsiniz. Sintra için ise sizi biraz daha uzun bir yolculuk bekliyor; fakat inanın buna değer. Boğaz köprüsü ve vapurlarıyla İstanbul’u fazlasıyla anacağınıza eminim.

Sintra’ya giderken ise yanınıza mutlaka şemsiye alın; kalın giyinin ve merkezdeki havanın güzelliğine aldanmayın. Şahsen arkadaşım ve ben kolsuz elbiseler ve sandeletlerle çıktığımız yolda kaledeki havanın gazabına uğrayıp sırılsıklam olduk.

Lizbon’u daha yakından tanımak için ise meydandaki ücretsiz olarak verilen rehberli şehir turlarına katılmanızı kesinlikle tavsiye ederim. Hem eğlenceli bir gün geçirmiş oluyorsunuz hem de kısıtlı bir zamanda birçok önemli noktayı ziyaretmiş etmiş oluyorsunuz.

Dar yokuşlarından gün batımını izlemek üzere Alfama’ya doğru yol alırken kulağınıza çalınan bir sokak ezgisi, tarihi dokuyla bütünleşerek içinizi ısıtmaya yetiyor. Ünlü Belem kekinin tadına bakarken kalenin yanına oturup manzaraya kendini bırakıveriyor insan. Bairro Alto’da geçirilen bir gece ve ünlü Portekiz şarapları eşliğinde dinlenilen fado, yıllar sonra bile mutlulukla anımsanıyor.

Feriha Tütüncü

Yazarın diğer yazılarını okumak için tıklayınız…

Gezmeyi ve keşfetmeyi seven birkaç arkadaş bir araya geldik sevdiğimiz yerleri paylaşıyoruz. Bekleyin bizi; gezip gezip yazacağız...

Leave a Comment

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...