Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Porto: Avrupa’nın en batısına seyahat

porto wineAh şarabıyla ünlü Porto. Şimdi bile düşününce aklıma hala odamda sakladığım şarap şişesi geliyor, plajındaki Atlas esintisi ve de gotik yapıdaki tarihi sokakları… Edinburgh’u görenleriniz Porto’ya ne kadar benzediğini hemen farkedecek. Eh ne de olsa Harry Potter’a ilham veren bir diğer şehir burası. Zaten şehri gezip katedralleri, yollarındaki eski taşları gördükçe daha da iyi anlıyorsunuz bunu.

Geçen yaz interrail yolculuğu kapsamında üç gün kaldığım Porto’ya adım attığım ilk anda şehir bende bir ikilem hissi yaratmıştı. Ağustos ayı olmasına rağmen karşılaştığım karanlık ve puslu hava ilk başta beni tedirgin etmiş olsa da bir anda açan güneş keyfimizi yerine getirdi. Porto konumu itibariyle zaten asla kavurucu sıcaklara sahip olmuyor yazları, serin bir esintisi mutlaka mevcut.

Lizbon’dan trende yaklaşık 3 saatte oldukça kolay ulaştığımız kentin tren istasyonundaki seramikleri Porto’ya trenle gitmeseniz bile mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

Porto’nun üst kısımlarındaki karamsar atmosfere karşın aşağılara, 1. Louis Köprüsü’nün bulunduğu Ribeira diye adlandırılan bölgesine indiğinizde, nehrin üzerindeki kayıklar, muhteşem köprü mimarisi ve rengarenk eski yapıdaki evler karşılıyor sizi. Ribeira, bana bu yapısıyla Beyoğlu Tarlabaşı semtini anımsattı. Tabi ki daha dar bir alan ve en azından gündüz vakti için güvenli olduğunu söyleyebilirim. Ribeira ve Rio Douro Nehri kıyısında yaz ayının güneşi bir yandan üzerimizde parlarken bol bol fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik, muhteşem görüntüler elde ediliyor zira ben en çok bu bölgeyi sevdim, masalsı bir havada süzülüyor gibi hissediyorsunuz o atmosferin içinde. Dik merdivenlerden çıkarken 1996 yılında UNESCO tarafından buranın neden koruma altına alındığını daha iyi anlıyorsunuz.

viewPorto’ya kadar gitmişken plajlarına uğramamak olmaz diye düşünüp bir günümüzü de buna ayırdık. Atlas Okyanusu’nun kuzey kıyıları sörf için müthiş uyumlu dalgalara sahip, plaj adeta sadece bunu için kullanılıyor diyebilirim.

Porto’da genel olarak hostel konusunda sıkıntı çekmiyorsunuz. Hepsi çok şirin dekore edilmiş ve temiz; fakat seçerken konumuna dikkat etmenizi öneririm. Nitekim biz barlar sokağının olduğu bir yerde kaldığımızdan akşamları uyumak imkansızdı.

Eğer siz de bizim gibi “backpackers” olarak takılıyor, düşük bütçelerle hareket etmek istiyorsanız dışarda içmek yerine uygun fiyatlara marketten alacağınız porto şaraplarınızı hostelde keyifli bir yemek eşliğinde içebilirsiniz. Bir kadehiyle içinize yayılan mutluluk paha biçilemez nitekim.

Son olarak Lizbon’dan sonra Porto’yu ziyaret edecekseniz, beklentinizi yüksek tutmamanızı tavsiye ederim. Lizbon’un renkli, cıvıl cıvıl sıcak havası Porto’da yok. Porto daha içekapanık, daha kendi halinde bir kent. Çok fazla beklenti olmadan giderseniz gayet iyi zamanlar geçirebilirsiniz.

İyi tatiller,

Feriha Tütüncü

Yazarın diğer yazılarını okumak için tıklayınız…

Gezmeyi ve keşfetmeyi seven birkaç arkadaş bir araya geldik sevdiğimiz yerleri paylaşıyoruz. Bekleyin bizi; gezip gezip yazacağız...

Leave a Comment

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...