Etiket: avrupa seyahati

Gezi Notları: #Napoli

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

Gezi Notları: #Napoli

Pompei’yi gezdikten sonra acıkmış bir halde Napoli’ye geldik. Tren istasyonundan çıktıktan sonra meşhur pizzacı Michele’e gidelim dedik, işlemi hızlandırma adına otobüslere bakınmaya başladık. Biz bakınınca etrafımızda bizden sigara, şarap parası gibi 1-2€’ya otobüs hakkında yardımcı olacağını söyleyen tipleri görmek kaçınýlmaz oldu. Tren istasyonunun çevresinde insanlara bu şekilde yaklaşanlarla çokça karşılaşabilirsiniz.

Napoli’ye gelmeden önce birçok sitede okuduğumuz burada gezerken dikkat edilmesi gerektiğiydi. Gerçekten de dikkat edilmesi gerekli. Yanımıza fazla para almadık ama aldığımız fotoğraf makinesine ve çantalarımıza gözümüz gibi baktık diyebiliriz.

Napoli gezmesi kolay bir şehir. Tren istasyonundan çıktığınızda Corso Umberto I bulvarından yürüdüğünüzde Castel Nuovo’ya kolayca geliyorsunuz. Güvenlik açısından ana caddeler dışında ara sokaklara pek girmemeye çalıştık.

Yemek ve içecek konusunda Italya’ya özgü yöresel tatları Napoli’de bulabilirsiniz. Fiyatları da Italya’nın gözde şehirlerine göre gerçekten uygun.

Pizza yiyecekseniz Da Michele‘de yemelisiniz. Siesta saatinde gelirseniz dükkan kapalı, diğer saatlerde gelirseniz de önünde sıraya girebilirsiniz. Epey kalabalık ve tercih edilen bir pizzacı. Yerel bir dükkan olarak kalmış, 1870 yılında kurulmuş. 2 çeşit pizza var. Ülkemizdeki gibi bol malzemeli düşünmeyin. Pizzanın üzerinde sadece domates sosu, peynir ve fesleğen var. Fiyatı 5€. Hamuru epey ince. Pizza önünüze geldiğinde ‘bu ne be, adamlar bu pizzayla mı meşhur olmuş’ diyorsunuz ama tadı mükemmel, özellikle de domates sosunun. Pizzacıda Türk bir çifte denk geldik. Napoli’nin ününden korktukları için ne çanta ne fotoğraf makinesi almışlar. Fotoğraflarını çekmemizi istediler, ayaküstü memleket özlemi giderdik. Da Michele’in pizzalarından gayet memnun ayrıldık ama ertesi gün ikimizde de karın ağrısı oldu. Birimiz hafif atlattık ama diğerimiz biraz zor zamanlar yaşadı.

michele
Da Michele

Napoli’ye kadar gelmişken pizza ve limencello dedikleri limon likörünü mutlaka denemelisiniz. Limoncello’yu Italya’nın birçok şehrinde denedik ama Napoli’deki yerel kafelerde aldığımız tadı hiç bir yerde bulamadık.

Napoli’de gezilecek yerler arasında ünlü Plebiscito Meydanı, San Francesco di Paola Kilisesi, Galleria Umberto I, Castel Nuovo, Palazzo Reale, Castel Saint Elmo’yu görebilirsiniz.

Castel Nuovo – Nuovo Kalesi: Bu zamanda bilgisayar oyunlarındaki gibi bir kaleyi görmek heyecanlandırdı bizi. 1282 yılında yapılmış kale bir zamanlar ana kraliyet sarayı olarak kullanılmış. Kaleye giriş ücretsiz.

Castel Nuovo
Castel Nuovo

Galleria Umberto I: Cam çatılı Galeri Umberto I pasajları 1887 yılında yapılmış. Bu alışveriş galerisinin güzel bir iç mekanı var. Galerinin içinde ortada her burcun figürünü mozaik olarak işlemişler.

Galleria Umberto I
Galleria Umberto I
Galeri
Galleria Umberto I

Plebiscito Meydaný: Trafiğe kapalı olan bu meydan Galleria Umberto I’a yakın. Meydana geldiğinizde, San Francesco di Paola Kilisesi’ni ve Kraliyet Sarayı (Palazzo Reale)’nı görürsünüz. Meydanda bazen açık hava konserleri yapılıyormuş.

 San Francesco di Paola kilisesi
San Francesco di Paola Kilisesi

Palazzo Reale – Kraliyet Sarayı: Napoli Krallığına ev sahipliği yapmış. 1600’lü yıllarda yapımına bağlanmış yıllar içinde de yenilenip geliştirilmiş.

Palazzo Reale
Palazzo Reale – Kraliyet Sarayı

Catel Saint Elmo: Şehrin panoramasını çekmek isteyenler Elmo kalesine çıkabilirler. Aynı gün Pompei’yi gezdiğimiz için Napoli’ye yarım gün ayırmak durumunda kaldık, vakit yetersizliğinden çıkamadık. Giriş ücretli, güncel bilet fiyatları için buraya bakabilirsiniz.

Napoli sokaklarında çamaşır asılan birçok balkon görürsünüz. Şehir meşhur yapılar ve meydanlar haricinde turistik olmasa da yerel lokantalar ve binalarıyla gezmeye, görülmeye değer.

napoli
Napoli sokaklarından görüntü
Napoli
Kafelerle dolu olan meydanlardan biri – Napoli

Napoli’ye geliş amaçlarımızdan biri yeme-içme kısmıydı. Diğer şehirlerin dokusundan biraz farklı Napoli, unutulmayacak izler bırakıyor.

Gezentilikle kalın.

Bu yazı için @geziverdik ekibine teşekkür ederiz.

Kaynak: Geziverdik

#Karadağ Notları: #Perast & #Podgorica

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Karadağ Notları: #Perast & #Podgorica

Erkenden uyanarak otobüs terminalinin yolunu tutuyorum. Bugün Karadağ’ın en gözde ve en turistik yerlerinden biri olan Kotor’a gideceğim. Bineceğiniz otobüsün güzargahına göre değişmekle beraber, yolculuk yaklaşık 40 dakika kadar sürüyor.

Kotor küçük bir sahil şehri – aslında kasabası. Muhteşem bir doğası ve tarihi var. Şehir UNESCO’nun Dünya Mirasları Listesi’nde yer alıyor. Bir çok cruise gemisinin uğrak yeri olan Kotor Limanı ve çevresi sürekli kalabalık. Her yer ağzına kadar turist dolu. Sokaklarda yürümek bazen çok güç olabiliyor.

Otobüs terminalinden eski şehre 10 dakika kadar yürüyorum ve Venedikliler tarafından temelleri atılan, 9. Yy ile 19. Yy arasında sürekli gelişen içinde kale, kliseler, şapeller, kuleler, evler ve turizmin gelişmesiyle de yüzlerce dükkan, restaurant ve cafenin bulunduğu Eski Şehre ve Kotor Kalesi’ne (Kotor Fortress) ‘Sea Gate’ adı verilen kapıdan giriyorum. İlk hedefim kalenin tepesine tırmanmak. Tepeye tırmanmak için 3 euro ücret ödüyorsunuz. Kotor’u tepeden görmek için sabırsızlanıyorum ancak bu kolay olmayacak. Biletçi adam beni yanımda su ve şapka bulunması konusunda uyarıyor. Önümde 1350 basamak ve uzunluğunu bilmediğim patikalar var. Çıkıp inmem ne kadar sürer diye sorduğumda yaklaşık 2 saat sürer cevabını alıyorum ve başlıyorum tırmanmaya. Yol çok güvenli değil. Belli bir kısmında renöve edilmiş basamaklar olmasına rağmen bir kısmı taş yığını ve ayağınızın kayma riski yüksek. O yüzden sağlam ve bu yürüyüşe uygun bir ayakkabı tercih etmenizi tavsiye ederim. Acelem olmadığı için basamakları yavaş yavaş çıkıyorum. Çıktıkça manzara ağzımı açık bırakıyor. Sırf bu manzara için bile değer. Gitmişken muhakkak çıkın. En tepede ise bir kilise var. Çok büyük bir şey beklemeyin derim. Özellikle tarihe süper ilgi duymayanlar için tek çekici şey manzara.

img_9961
Tepeden Kotor

Aşağıya indiğimde yaklaşık 2,5 saat geçmişti. Kan-ter içinde ilk bulduğum cafeye oturarak Americano söylüyorum. Kahvemi yudumlarken turistlerin sağa sola koşuşmasını seyre dalıyorum.

Tüm gününüzü geçirmek için küçük bir yer Kotor. Katedral, meraklısı için bazı kiliseler ve sanat galeri görülmeye değer yerler. Ancak kaçırılmaması ve Kotor’a kadar gitmişken ziyaret edilmesi gereken bir yer daha var. 20 dakika uzaklıktaki köy, Perast. Perast’a deniz yolu ile turistik turlar mevcut, ancak ben bu tarz turları ‘çok turistik’ bulduğumdan ve zamanımı hiç kimseye bağlamak istemediğimden yine karayolunu seçiyor ve bir minibüse binerek 1,5 euroya Perast’a varıyorum.

img_0222
Perast

Sanırım tüm gezim boyunca beni en çok etkileyen Perast oldu. Minibüsten yolun kenarında indikten sonra eski evlerin arasından geçerek merdivenlerden köyün merkezine indim. İlk ziyaret ettiğim yer tabii ki kilise. Kilisenin çok güzel bir saat kulesi var. Muhakkak görün demiyorum, zaten görmemeniz imkansız. Perast’da en çok ziyaret edilen yer, Our Lady of the Rocks Katolik Kilisesi. Kilise’nin özelliği ise insan yapımı bir adanın üzerinde yer alması. Bu ada denize batırılan kayalar ve batık bir gemi ile yaratılmış. Adanın üzerindeki bilinen ilk kilise 1452 yılında inşa edilmiş. Roman Katolikler ise 1632 yılında Our Lady of the Rocks’ı inşa etmişler. Adaya, sahilde bulabileceğiniz küçük teknelerle ulaşabilirsiniz. Kilise’nin içindeki resimler görülmeye değer. Size eşlik eden dağlar ve muhteşem Adriatik ise cabası.

img_0166
Our Lady of the Rocks

2-3 saatimi Perast’ta geçirdikten sonra dönüş yolundayım. Ana yola çıkarak otobüs ya da minibüs bulmayı umarak yaklaşık 30 dakika bekledim. Bu arada hiç taksi geçmediğini de belirteyim. Neyse ki sonunda bir otobüs geçti ve Kotor’a geri döndüm. Hemen ardından da Budva’ya doğru yola çıktım.

Akşam 6 gibi Budva’dayım. Eski şehri geçtikten sonra yürüyerek yaklaşık 5 dakikada ulaşabileceğiniz çok popüler bir plaj olan Mogren Beach’e giderek kendimi denize atıyorum. Bugün burada son gecem. Yarın Podgorica’ya geçecek ve oradan da Türk Hava Yolları ile Istanbul’a uçacağım.

Akşam yemeğimi Budva’nın en bilinen deniz ürünü restaurantlarından biri olan Jadran’da yiyorum. Buranın Türkler arasında çok popüler olduğunu duymuştum. Fiyatlar makul, yemekler lezzetli. Yemeğin ardından yine popüler publardan biri olan Casper’a giderek son gecemin keyfini çıkarıyorum.

Her tatil dönüşü buruk olurum. Açıkçası Budva’dan ayrılırken de bu burukluğu ziyadesiyle hissettim. Bu doğa harikası, masal kitabından fırlamış destinasyona bir kez daha gelmeyi dilerek, Podgorica’ya doğru otobüsle yola çıktım. Istanbul’a dönüş uçağım akşam olduğu için Podgorica’ya ayıracak zamanım da var. Zaten çok küçük bir şehir olduğunu bildiğim Podgorica’yı yürüyerek gezmeyi planlıyorum.

img_0331
Millenium Bridge

Podgorica, Karadağ’ın en büyük şehri olsa da, diğer şehirler gibi bana çok küçük geliyor. Nufüsü 150,000 olan şehrin nasıl başkent olduğuna şaşırıyorum nedense. Her yer çok sakin. Ortalık tenha. Tarihi eser, görülecek, ziyaret edilecek pek bir şey yok. Öyle yüksek bina da bulunmuyor şehirde. Devlet dairelerinin önünden geçerken gördüğüm şık ancak asık suratlı insanlar sanki burada zorla yaşıyorlarmış izlenimi veriyorlar. Görülecek yerleri araştırırken rastladığım Millenium Bridge’i görmek için yürümeye devam ediyorum. Çok geniş parklardan geçerek köprüye ulaşıyorum. Ancak büyük bir hayal kırıklığına uğradığımı belirtmem lazım. Istanbul’da bulunan bir çok üst geçit Milennium Bridge’den daha büyük sanırım. Köprü’nün altından Moraca Nehri akıyor. Ancak bana daha çok kurumaya yüz tutuş bir akarsu gibi gözüktü. Görülecek pek bir şey bulamadığım Podgorica’da zaman geçirmek için Mall of Montenegro alış-veriş merkezine gidiyorum. Adı kadar büyük olmayan bu alış-veriş merkezi de bende hayal kırıklığı yarattı. Sanırım Budva ve Kotor gibi tarihi ve turistik kasabalardan sonra daha şaşalı bir başkent bekliyordum. Şehirdeki tek turist benmişim gibi hissettim.

6 günlük gezimin sonuna geldim. Çok güzel dinlenmiş ve yeni şeyler öğrenmiş olarak Istanbul’a dönüyorum.

Özellikle AB vizesi olmayan ve daha düşük bütçeli geziler yapmak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyorum Sırbistan ve Karadağ’ı.

Umarım keyif almışsınızdır. Görüş ve önerilerinizi bekliyorum.

Sevgiler,

Gökhan Kocamaz

Kaynak: https://gokhankocamaz.net/category/lifestyle/

#Venlo: Minik bir şehir

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Venlo: Minik bir şehir

Hollanda’da bir şehir olan Venlo Almanya- Hollanda sınırına yakın bir yer konumlanıyor. Bu yüzden eğer Duisburg, Düsseldorf gibi Hollanda’ya yakın yerlerden birine giderseniz gezmek için seçeneklerden biri de Hollanda’ya geçmek olabilir.

Venlo kahvesiyle meşhur bir yermiş bunu gittiğim zaman öğrendim. Kahve derken tabi ki filtre kahve :) Özellikle Almanya sınırına yakın Hollanda şehirleri Paskalya gibi tatil günlerinde büyük rağbet görüyor. Çünkü Almanya’da tatil günlerinde neredeyse her yer kapalı olduğundan dışarı çıkıp yapacak neredeyse hiçbir şey olmuyor. Ama Venlo gibi şehirler başta Almanlar olmak üzere Hollandalılar tarafından da akına uğruyor. Madem gezmeye meraklısınız niye tatil günlerinde her yeri kapatıyorsunuz diye sorası geliyor insanın içinden :) Almanya’da terk edilmiş gibi duran şehirlerin yerini sınırın hemen ötesinde insan kaynayan bir kalabalık takip ediyor :)

Ne yenir, içilir?

Venlo eski mimarinin korunduğu, küçük kafelerin, restorantların olduğu sevimli bir şehir. Burada denemenizi önereceğim şey Venlo’nun lokal birası: Lindeboom.

Ayrıca neredeyse her köşe başında bulabileceğiniz balık satan yerler var. Tabi kiloyla satın almak için değil :) Fast food gibi ayakta yenebilen balık ve yanında patates kızartması alabileceğiniz bir çok küçük dükkan ya da tezgah mevcut. Bir de sosislisi meşhurmuş buranın. Venlo’ya mı özgü yoksa Hollanda’ya mı bilemiyorum. Ama sosisli ve yanında spesyal patates dedikleri ikilinin tadına bakabilirsiniz. Patatesi kızartmasını asıl spesiyal yapan şey soğanlı bir sos. Kızartmanın üzerine ketçap ve mayonez dışında bir de bu soğanlı sostan gezdiriyorlar. Kötü gözüktüğü için denemedim ama merak ediyorsanız deneyin :)

 

İyi gezmeler !

Ecem Emre

#Londra: Bulutlar şehrine seyahat

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Londra: Bulutlar şehrine seyahat

Resim 243Londra deyince herkesin aklına yılın çoğu ayında gri olan gökyüzü, ansızın bastıran yağmur ve birden açan güneş gelir. Şemsiye olmadan, sokaklarında gezmek büyük bir risk almaktır Britanya’nın muhteşem başkentinde. Fakat güneş birden öyle sıcacık yapar ki içinizi mutlulukla yürümeye devam edersiniz, Hyde Park’ın yeşilleri arasında.

Dünyanın beş merkezinden biri olan Londra’da gezilecek yerler oldukça fazla. Buckingham Sarayı, Trafalgar Meydanı, Westminster Sarayı, Big Ben, Tower Bridge, Marble Arch, Piccadily Circus,  London Eye, Victoria and Albert Museum, British Museum, Barbican Centre ve Natural History Museum mutlaka görmeniz gereken bu yerlerin başında geliyor. Gelişmiş metro sistemiyle kentteki her bölgeye kolayca ulaşmak mümkün.

Continue reading “#Londra: Bulutlar şehrine seyahat” »

#Maastricht: Üç meydanlı kent

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Maastricht: Üç meydanlı kent

Maastricht Maastricht Hollanda’nın en eski şehirlerinden biri. Limburg eyaletinin başkenti aynı zamanda… Maas nehri ile ikiye bölünmüş bu şehir. Biraz gezdikten sonra Avrupa’daki şehirler birbirine benzer denir ya , aynen öyle. Evler, sokaklar, şehrin ortasından geçip şehri ikiye bölen nehir… Eğer yakın bölgedeki başka şehirleri gezmişseniz özellikle Hollanda içinde gezdiyseniz mimari benzerlikler görebilirsiniz. Ancak çok büyük bir şehir olmamasına rağmen Maastricht’le ilgili değişik özelliklerden biri şehrin 3 tane meydanının olması… Sebebini bilmiyorum ama orada gezerken yerli birinin söylediği bir bilgiydi bu… Tahmin ediyorum ki bu eski kentin farklı zamanlarda farklı kısımları önemliymiş o yüzden olsa gerek… Hala 3 meydanı birden görmek mümkün.

Maastricht şehrin sokaklarını yürüyerek keşfederek çıkarabileceğiniz güzel bir şehir. Yürüyün ve taban teperek şehri altüst edin derim. Şehri gezmek için başka bir alternatif ise turistler için şehri gezen küçük tren-otobüs karışımı araçları kullanabilirsiniz.

Konaklamak içinse önerim şehrin çok uzağında olmayan ama merkezden biraz dışında konumlanmış yüzen evler… Konaklamak için bu seçenek değişik bir deneyim olabilir. Hollandalıların suların yükselmesine çözüm olarak kullandığı yüzen evler bildiğiniz ev gibi döşenmiş ama nehrin üzerine yerleştirilmiş hareket etmeyen bir tekne gibi yapılar aslında. İçinde birkaç odası, salonu, mutfağı, banyosu her şeyiyle kompakt bir ev sanki…

 

İlkim Ecem Emre

 

#Edinburgh

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Edinburgh

Resim 031Herkesin bir şehirden beklentisi farklıdır. Ben kişisel olarak insanının hep sıcak olduğu, size gülümsediği ve tarihi dokusunu korumayı başarmış ve günümüzde de yaşatan yerleri severim. İşte Edinburgh böyle taş lahitlerden örülmüş gibi görünen bir başkent. Kışları dondurucu soğuklarıyla yaşayanların bir hayli tepkisini alsa da baharın gelmesiyle yemyeşil bahçeleri, rengarenk çiçekleri ve güleryüzlü İskoç halkıyla içinizi ısıtıyor. İngilizlerin o soğuk ve kendilerini beğenmiş havalarından sonra İskoçya insanı size müthiş sıcakkanlı gelecek.

Neden bilmiyorum Edinburgh’u daha farklı düşünmüştüm. Belki Belfast’ın kasveti vardı üzerimde hep erteledim oraya gitmeyi; fakat gidip gördükten sonra büyük bir pişmanlık duydum, “keşke”lerle doldum. İki ya da üç gün kaldığım bu kente doyamadım, öyle ki Türkiye’ye döndükten sonra sürekli uygun fiyatlı uçuşlar kovalamaya, alternatif rotalar yapmaya çalıştım; fakat bir türlü olduramadım.

Resim 209Edinburgh gezi kuşağımızın son durağıydı, fena halde yorulmuş ve beklentimizi minimuma indirmiş bir vaziyetteydik. Hem garip bir hüzün vardı içimizde, hem de büyük bir mutluluk. Kaldığımız hostel odası yaklaşık on kişinin kaldığı bir yerdi, bolca horlama duyduk anlayacağınız. Neyse ki şehrin ortasında yükselen kale manzarası mutsuz ve uykusuz saatleri bastırmada oldukça başarılı oldu.

Sabah hostelden çıkıp rastgele gördüğümüz bir Türk restoranında ‘’English Breakfast’’ yemeye karar verdik. Kahvaltıyı oldukça lezzetli ve başarılı bulduk. Sahibi ve Türkçe öğrettiği İngiliz eşi oldukça sempatiklerdi.

Bu arada sokakların arasında gezerken gördüğünüz ikinci el eşya satan dükkanlara uğramaktan sakı ola çekinmeyin; evet objeler biraz pahalı; fakat görmeye ve o ruhu hissetmeye kesinlikle değer.

İlk gece hostelde kalıp miskinlik yapmayı istesek de son bir gayretle küçük bir puba gidip günün viskisi olarak şirin tahtaya tebeşirle yazılmış en ucuz viskiden alalım dedik. Viskinin acı ve mayhoş tadını hiç sevmeyen ben o yumuşak tada hayran kaldım. Nitekim ‘Highland Park’ isimli viskinin gerçekten ünlü ve pahalı bir marka olduğunu sonradan öğrendik.

Bazen anın içinde kaybolur ve zamanı durdurmak istersiniz, burada geçirdiğim saatler de benim için öyle oldu, üç beş masalı küçücük bir yer olmasına rağmen canlı gayda dinlemek ve pub ruhunu yakalamak tarifsiz mutluluk yarattı.

İkinci günümüzde, bir şehri gezmenin en etkili yolunun şehir turlarına katılmak olduğunu düşündüğümüzden burda da aynı şekilde hareket etmeye karar verdik. Rehberimiz tam anlamıyla ‘Braveheart’tan fırlamış savaşçı ve özgürlükçü ruhunu bize yansıtan aynı zamanda da esprili ve sempatik uzun saçlı ellili yaşlarında biriydi.

İlk olarak mezarlıkları keşfettik. Şehrin gotik havası mezarlıklarıyla tam bir bütünlük oluşturuyor. O düzen ve yapı benim fazlasıyla hoşuma gitti. Kişiye gösterilen saygıyı kesinlikle orada hissettim.

Resim 226Devamında, J. K. Rowling’in oturup ünlü seriyi yazdığı yer olan Elephant Cafe’ye gittik. Mekanın konumunu gördükten sonra ise insan ister istemez ‘’ Ben de bu manzaraya baksam, ben de yazardım Harry Potter serisini. ’’ diye düşünmekten kendini alamıyor. Açıkçası çocukluğumdan beri tek solukta okuduğum kitapları Edinburgh’u görünce  hayal ürününden çok, gerçeklik olarak algıladım.

Akşam ise katıldığımız ‘Ghost Tour’ kesinlikle tavsiye ettiğim bir tur. Genellikle saat 21.00 gibi başlayan bu turda anlatılan cadı, kara büyü ve hayalet hikayeleri tüylerinizi diken diken ederken çıktığınız tepelerden günbatımına nazır muhteşem kareler yakalabiliyorsunuz.

Hard Rock Cafe’sini ayrı bir beğendiğimi, her şehirden olduğu gibi buradan da hatıra olarak üzerinde şehrin bir görüntüsünün ve adının yazılı olduğu Starbucks’ta satılan küçük espresso bardağımı aldığımı da eklemeliyim.

Son olarak aklınızda bulunsun, Edinburgh ‘edinbra’ diye okunuyor o diyarlarda, keza sonra anlaşılmayabilirsiniz.

Bavullar şimdiden hazırlansın, Kuzey Denizi’nin eteklerindeki ihtişamlı kale sizi çağırıyor!

Feriha Tütüncü

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

#Freiburg: Kara Orman’da bir gün

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Freiburg: Kara Orman’da bir gün

Almanya’nın Baden – Württemberg eyaletinde konumlanan, etrafı Fransa ve İsviçre ile çevrili Freiburg yazın güzel bir havada gezilebilecek şehirlerden biri. Almanya’nın güney batısında yer alan “Schwarzwald” bölgesinin başkenti diyebiliriz buraya. Schwarzwald ülkenin en ünlü orman bölgesi. Çok geniş bir alana yayılmış olan bu yeşil örtü inanılmaz manzaralarla sizi karşılıyor. Freiburg, Almanya genelinde pek sık rastlayamacağınız bir özelliğe sahip bu şehir; burası Almanya’nın en güneşli ve ılıman iklime sahip şehirlerinden biri.

Şehrin içinde trenler,dükkanlar, insanlar arasında başınız biraz dönebilir. Özellikle okulların tatil, havanın güzel olduğu zamanlarda alışveriş severlerin uğrak noktası olduğu için şehrin merkezinde epeyce kalabalıkla karşılaşabilirsiniz.

Freiburg’ta en çok hoşuma giden şey şehir merkezinde sokaklar arasında dolaşan su kanalları. Bir yaz günü buraya uğrarsınız sıcaktan bunalıp ayaklarınızı suya sokup serinleyebilirsiniz.Şehrin için bahsettiğim gibi bir sürü dükkan var alışveriş için çevre şehirlerden ziyaretçileri çeken sebep buymuş öğrendiğim kadarıyla.

Ne yenir ? 

Yemek yemek için önerebileceğim belirli bir yer yok ancak bir çok cafe ve restoran seçeneğini bulmanız mümkün.

Ne yapılır ? 

Freiburg’ta yapılmasını önerebileceğim şey ise Schwarzwald yani ormanın içinde yapabileceğiniz aktiviteler. Ağaçlarla dolu tepeye çıkarak doğanın ve güzel bir havanın keyfini sürebilirsiniz. Şehrin merkezinden ilk önce trene binmeniz sonra da sizi dağın eteğine götürecek otobüse binmeniz gerekiyor. Yukarı çıkmak için ister yürüyün isterseniz teleferiğe binin. Orası size kalmış :) Dönüş yolunda da aynı şekilde isterseniz yürüyerek aşağı inebilirsiniz. Bilet alırken buna karar vermeniz gerekiyor.

Tek bilet alırsanız 8,5 € iki yönlü bilet alırsanız 12 € ödüyorsunuz. Öğrenci indirimi ise 1 € .

Teleferikle yukarı çıkmayı tercih ederseniz 20 dakikalık bir yolculuk sonrası  kendinizi ormanın içinde, gökyüzüne daha yakın bir yer bulacaksınız. Kışın kayak merkezi olan bu bölgede kar olmadığı zamanlar yürüyüş , koşu yapabilir; dağ bisikletiyle kendinizi tepelerden aşağı bırakabilirsiniz. Yok ben spor yapmak istemiyorum derseniz yemyeşil manzaraya karşı oturup yemek yiyebileceğiniz bir restorant da mevcut. Freiburg’a gelmişken doğanın tadını çıkarın derim.

Şehirle ilgili İngilizce ve Almanca daha fazla bilgiye ulaşmak içinse şu linkleri öneriyorum:

http://www.schwarzwald.com/freiburg/

http://www.schauinslandbahn.de/

İyi  gezmeler !

İlkim Ecem EMRE

 

#Lüksemburg: Asil bir şehirde ufak gezinti

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Lüksemburg: Asil bir şehirde ufak gezinti

Bir şehir düşünün ki tüm asaletiyle sizi içine çeksin. Kibar insanlar, medeni sokaklar, çok güzel bir doğa, tarihle modernin birleştiği bir mimari … İşte bahsettiğim ülke Lüksemburg aynı zamanda ülke ile aynı adı taşıyan başkenti… Lüksemburg tam karma bir ülke. Fransızca, Almanca ve İngilizce’nin konuşulduğu ve aynı zamanda bunların bir karışımından oluşan Lüksemburgça isimli dile de sahip olan bir yer. Avrupa ülkelerini gezdiyseniz bir çoğunun birbirine benzediği hissiyatına elbette kapılmışsınızdır. Burada da bu his peşinizi tabi ki bırakmıyor. Ama ben Lüksemburg’ta ayrı bir asalet havasını kokladım sanki. Yine de Fransa ve Almanya arasında sıkışmış bu küçük ülkeyi görün derim.

LüksemburgLüksemburg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ne yenir ?
Mutfak ve kültür olarak komşusu olan Fransa ve Almanya’dan elbette farklı değil. O yüzden farklı bir yemek ya da mutfak arayışına girmek çok ilginç sonuçlar doğurmayacaktır. Şahsen ben de gittiğimde farklı bir lezzet denemedim. Waffle ve krep yemekle idare ettim.

 

Lüksemburg

Nereler gezilir ?
Bu küçük şehirde ana caddeyi gezin, tarihi binaların güzelliğinin tadını çıkarın, güleryüzlü insanlarla karşılaşın. Ana caddenin yani çarşı olarak adlandırabileceğim merkezin hemen yakınında vadi gibi bir yer var. Vadi dediysem insanın gözünde farklı bir şey canlanabilir diye düşünerekten fotoğraflarımda buranın nasıl bir yer olduğunu görebilirsiniz diye belirtmek istiyorum:)Üzerinden tarihi ve görkemli bir köprünün geçtiği, aşağı baktığınızda yemyeşilin içinde kaybolabileceğiniz bir vadi düşünün. Bu köprüyü mutlaka görün ve mümkünse üstünden yürüyün.

Çok güzel fotoğraf kareleri yakalayacağınıza eminim. Ayrıca bisiklet kiralayıp şehir içinde gezebilirsiniz.
Şehirde eminim ki çeşitli müzeler vs. de vardır ancak ben gitmediğim için bu konuda bilgi veremeyeceğim.

 

Kısa ve öz bir yazı oldu :)
İyi gezmeler !

İlkim Ecem EMRE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

#Viyana: Üniversiteye hazırlık

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Viyana: Üniversiteye hazırlık

Merhaba Arkadaslar, saniyorum ki yazilarimdan birinde üniversite egitimim icin Viyana’da yasadigimdan bahsetmistim.Bu yazimda da eger Viyana’ya gelmek isterseniz ilk etapta yapmaniz gereken hazirliklardan baslayip nerelere gidebilirsinize varan tavsiyeler vermek istiyorum.

Continue reading “#Viyana: Üniversiteye hazırlık” »

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...