Etiket: gezi notlari

Gezi Notları, Yurtdışı Gezileri

Gezi Notları: #Vatikan

Vatikan için 1 gününüzü ayırmalısınız. Müzelerini gezerken sanat eserlerinin arasında kendimizi kaybedip geçen zamanın farkına varamadık. Özellikle Sistina Şapeli ve Raffaello Odalarına hayran kaldık. Perspektif denilen olayı aşmışlar.
Vatikan’a gideceğiniz gün uzun giyinmenizde fayda var. Kot ve kısa kollu tişört giyip o şekilde gittik. Bazı şortluları ve askılıları geri çevirdiler. Sabah 11 gibi Vatikan’a geldik. Sırayı görünce akşama kadar bekleriz dedik ama hiç düşündüğümüz gibi olmadı hızlıca sıra ilerledi ve Vatikan’ın içini gezmeye başladık. Daha burası fragmanmış, Vatikan Müzelerini gezince anladık.
Vatikan Vatikan – San Pietro Meydanı ve arkada kubbesi görünen yapı San Pietro KilisesiVatikan askerleri Vatikan askerleri
San Pietro’da baktığınız her yerde Vatikan’ın sembolünü görmek mümkün. San Pietro Kilisesi’nin içini birkaç fotoğrafla aktaralım.
san pietro San Pietro Kilisesivatikan sembolü vatikan sembolüpieta Michelangelo’nun Pieta eseri. 1972’deki saldırıdan sonra camla korunuyor. Michelangelo bu eseri 25 yaşında yapmış. Hz.Isa ve Hz.Meryemşans Aziz Peter’in ayağı okşandığında şans getirdiğine inanılıyormezar Aziz Petrus’un mezarının üstünde uzanan tepelik
San Pietro Kilisesi’nin kubbesine çıkıldığını öğrendik. Çıkıp manzarayı görmek istedik. 136,5 m yüksekliğindeki kubbeye 551 basamakla çıkış mevcut. Asansör var fakat bir yere kadar sizi çıkarıyor. Dar ve dönemeçli merdivenlerin yeri geldiğinde kayganlaştığı da oldu.
Asansör+merdiven ücreti 7€ / 320 basamak
Sadece merdiven ücreti 5€ / 551 basamak
San Pietro'nun kubbesine çıkış San Pietro’nun kubbesine çıkışSan Pietro'nun kubbesine çıkış San Pietro’nun Kubbesi – kubbeyi Michelangelo tasarlamış ama onun zamanında tamamlanamamışSan Pietro'nun kubbesine çıkış San Pietro’nun kubbesine çıkış – dar ve kaygan dönemeçli merdivenlerSan Pietro'nun kubbesi San Pietro’nun kubbesinden manzara. San Pietro Meydanı ve ilerleyen yolun sonunda solda Sant Angelo Kalesi ve Tevere Nehri
Vatikan Müzeleri: Giriş kişi başı 16€. Girerken müzeye 40-50 tl verip veremeyeceğimizi düşündük, çıkarken düşündüğümüz şey “iyi ki girmişiz” oldu. Kesinlikle değer. Heykeller müzesi, haritalar galerisi, özellikle Raffaello Odaları ve Sistina Şapeli görülmesi gereken sanat eserleriyle dolu.
Vatikan Müzeleri
Raffaello Odaları: Resimlerin perspektifleri karşısında şaşkına döndük. Gerçekmiş gibi duran kolonlar, sizi içeri çeken tavanlar müthiş eserler çıkarmışlar dedirtti. Raffaello’nun 4 odası var. Öğrencileriyle beraber bu odaların dekorasyonlarına başlamış. Proje 16 yıl sürmüş.
Rafaello Odaları Rafaello Odaları – Tavan detayıRafaello Odaları Filozofların ve bilginlerin tasvir edildiği Atina Okulu – Rafaello OdalarıRafaello Odaları Rafaello Odaları – Duvar freskleriRafaello Odaları Rafaello Odaları – Duvar freskleriRafaello Odaları Rafaello Odaları – Heykelden yapılmış hissini uyandıran resimden kolonlar
Sistina Şapeli: Michelangelo, Papa II.Julius için 1508-1512 yılları arasında tavan fresklerini yapmış. Tavan freskinde Dünyanın yaradılışını, Isa’nın atalarını, peygamberleri, kahinleri çizmiştir. Duvar freskinde ise Son Yargı yer alıyor. Michelangelo bu duvar freskini tamamlayıncaya kadar 7 yıl tek başına çalışmış.
Şapelin içerisi kalabalık ve 2-3 tane güvenlik görevlisi kalabalığın içinde geziyor. Şapelde fotoğraf çekmek yasak. Şapel sessiz ve fotoğraf sesi duyduklarında gelip fotoğrafı siliyorlar, kızıyorlar. Başımıza bir iş gelmeden bu güzelliği gizli saklı fotoğraflayabildik.
Sistina Şapeli Sistina Şapeli Tavan Freskleri – MichelangeloSistina Şapeli Adem’in Yaradılışı, Tanrı elini uzatıyor / Sistina Şapeli Tavan FreskleriSistina Şapeli Ilk Günah – Adem ile Havva’nın yasak meyveyi yemelerini betimliyor
Vatikan Müzesinden çıkarken sarmal merdiven dikkatimizi çekti, bir çoğu gibi bizde fotoğrafladık.
Vatikan Müzeleri sarmal şekilli merdiveni Vatikan Müzeleri sarmal şekilli merdiveni
Vatikan’ı gezmek, sanat eserleri arasında kendimizi kaybetmek çok iyi geldi. Castel Sant Angelo‘ya doğru yürümeye başladık. Kalenin etrafında dinlenip, dolandık, fotoğraf çekildik. Gezmeye girmedik. Vatikan’dan sonra pek enerjimiz kalmadı :) Kale, alttan Vatikan’a bağlanarak Papa için kaçış olanağı sağlıyormuş.
Castel Sant Angelo Castel Sant Angelo
Roma’ya geldiğinizde Vatikan’ı da gezi rotanıza eklemelisiniz. Görülmesi gereken sanat eserleriyle dolu.
Gezentilikle kalın.

Gezi Notları: #Pompei

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

Gezi Notları: #Pompei

Roma’da kaldığımız 5 günün 1 gününü Napoli ve Pompei’ye ayırdık. Roma’dan Napoli’ye trenle gidiş 1 – 1,5 saat kadar sürdü. Manzara güzeldi, deniz kıyısı yerlerden geçtik. Napoli’yi gezmeyi Pompei dönüşüne bıraktık, yemek için daha uygun olur dedik, tatmayı arzu ettiğimiz pizza şölenini yapmayı düşündük.

Pompei için, Napoli’nin ana tren isteasyonu olan Garibaldi’den indikten sonra alt katta Circumvesuviana tren hattına geçip Napoli – Salerno treninin Salerno yönünde olanına bindiğinizde Pompei-Scavi istasyonunda inmeniz yeterli. Pompei-Scavi tren istasyonu tarihi kentin girişine çok yakın, 100 metre kadar. Tren Napoli’den Pompei’ye yarım saatte geliyor. Yemek işini Napoli’ye bırakmanız bütçeniz açısından daha iyi olur, zira Pompei antik kentin çevresindeki yemek yerlerinin fiyatı yüksek.

Antik kentin giriş ücreti 11€. Sesli rehber almadık, elimizdeki notlarla ve kitapla Pompei’yi gezmeye ilk önce Büyük Tiyatroyla başladık.

Büyük Tiyatro

Pompei’nin keşfi 16.yüzyılda yapılmış ama kazı çalışmalarına 1700’lü yıllarda başlanmış. Pompei liman kentiymiş, denizcilerin uğrak noktasıymış. Kölelerin satıldığı, genelevlerin, çeşmelerin ve çarşının bulunduğu antik bir kent. Vezüv yanardağının patlamasından, korunup günümüze kadar gelen taşlaşmış yanan insanları görmek için gelmiştik ama Pompei’de bundan daha fazlası var.

Her evin kapısının altından yola bakan bir kanal var. Bu kanal sayesinde dışkılarını yola atabiliyorlarmış. Ve dışkılarından insanların gezerken kirlenmemesi için büyük büyük yaya geçitleri yapmışlar.

Dışkılarını yola atmak için yapılan kanallar

Pompei denizcilerin uğrak noktası olduğu için, her dilden konuşan bu denizciler anlaşabilsinler diye figürleri kullanmışlar. Çeşmelere surat çizmişler, buluşma noktalarını çeşmelerdeki surata göre ayarlıyorlarmış.

Birbirinden farklı yüzdeki çeşmeler

Pompei’de figürleri sadece çeşmelerde görmenin haricinde evlerin, sokakların duvarlarında da bulursunuz. Duvarlarda genelevlerin yönünü gösteren penis figürleriyle karşılaşabilirsiniz. Denizcilerin kimseye sormadan penis figürünün gösterdiği yönü takip ederek geneleve ulaşabilmesi mümkünmüş.

Genelevin yönünü gösteren duvardaki penis figürü

Genelevin içinde 6-7 tane oda var. Bu odaların kapısının üzerinde fresklerde hangi şekilde cinsel ilişkiye girilecekse o resim yer alıyor. Kişiler, resme göre oda seçimini yapıyormuş. O odanın kapısının üzerindeki resim haricinde ilişkiye girmek yasakmış.

Genelev Freskleri ve taş yatak

Pompei halkı hamamlara önem veriyormuş. Denizciler aylarca süren gemi yolculuklarından döndüklerinde hamamlar sık ziyaret edilen yerlerden biriymiş.

Hamamlardan birinin içi

Pompei’den geçen en önemli yollardan biri olan Abbondanza caddesinin üzerinde birçok han sıralanmış. Bu cadde foruma çıkıyor.

Abbondanza Caddesi foruma çıkıyor

Halk bir karar alacağı zaman forum alanında toplanırmış.

Forum ve Vezüv Yanardağı

Vezüv yanardağının patlamasıyla yanarak taşlaşmış insanların bir kısmı camekanlar içinde, bir kısmı da demir parmaklıkların içinde görülüyor. Taşlaşmış insanların dişlerine, kemiklerine, tırnaklarına, parmaklarına kadar hemen hemen her ayrıntıyı görebilmek mümkün, etkilenmemek elde değil.

Faun evi

Pompei’de görülmesi gerekenlerden biri de villalar. Bu villalardan biri Faun Evi diğeri de Vettii Evi. Gitiiğimizde Vettii Evi’nde onarım vardı girişi kapalıydı. Faun Evi’ni gezebildik.

Faun Evi Villaya girdiğinizi çevre düzenlemesinden anlıyorsunuz. Büyük bahçesi, bakımlı yeşillikleri, mozaikleri var. Soylu Cassi’nin villasının bahçesinde bronz heykel var, bu heykelden dolayı Faun Evi denmiş.

 

Pompei gezimizden sonra trenle Napoli’ye acıkmış bir halde döndük. Pompei çevresi pahalı olduğu için yemek işini Napoli’ye bıraktık.

Pompei’den Napoli’ye tren yolculuğumuzdan

Gezinin devamı için #Napoli yazımıza bakabilirsiniz.

Gezentilikle kalın.

Bu yazı için @geziverdik ekibine teşekkür ederiz.

Kaynak: Geziverdik

 

 

Gezi Notları: #Kulindağ

Gezi Notları Türkiye Gezileri

Gezi Notları: #Kulindağ

Yanıbaşımızda, İstanbul’un betonarme, çarpışık yapılaşması ve 20 milyona varan nufusundan uzakta, bir o kadar da yakında bir yer olarak tanımlayabilirim sanırım konumunu Kulindağ’ın. İstanbul’un hala bakir kalmış, müteahitlerinin ve havuzcularının başka yerleri darmadağın etmekten fırsat bulamadıkları yeşili, doğası , toprağı burası.

Saatlerce yol almak istemeyen insanlara çölde vaha, bazen hayal olduğunu bilemeyeceğimiz kadar gerçek. Harika bir romandan uyarlanmış, gerçekliği inanılmaz diyebileceğimiz bir Sanchez’in Çocukları’nı  Hollywood güneş gözlükleriyle sinemaya aktarılması tadında bir hayat süren bizler için güzel bir haftasonu rüyası.

Dağ yamacına sıralanmış odalar ve restaurant ile İstanbul’dan kaçan her kesimden insana hitap ediyor Kulindağ.  Haftasonları oldukça kalabalık,  müdavimleri mevcut diyebiliriz. Herkesin sıkça dile getirdiği lezzetli ve göz doyuran kahvaltı, yemek menüleri var. Yemekler konusunda söylenecebilecek şey şu ki gerçekten de porsiyonlar çok büyük, lezzetli ve fiyatları da son derece makul.

Restaurant içinde bulunan kuzine tüm mekanı oldukça güzel ısıtıyor. Odalarda ısınma biraz sıkıntılı maalesef, kaloriferler pek yeterli olmuyor. Aslında böyle bir doğanın içinde odalarda neden şömine yok diye sordurtan cinsten.

Yazının bu kısmına kadar bir çok popüler gezi blogunda görebileceğiniz  git gör beğenmediysen de beğendim ve yazdım anlayışını gördünüz. Aslında  burayı ballandıra ballandıra anlatmak, beklentiyi bir hayli yukarı çıkarmak ve haftasonunda şehirden uzaklaşmak isteyen, binaların arasında sıkışmış dar bir hayat süren sizlere kaçıp kurtulacak bir mekan olarak anlatmak isterdim. İşin aslı pek öyle değil maalesef.

Fazlaca çalışıp, azca dinlenme vakti olan bizlerin haftada 1-2 günü var ve o sürede de İstanbul gibi kozmopolitik şehirlerden kaçarken büyük vakit harcıyoruz. Gittiğimiz yerlerde de turist edasıyla, bir an önce yiyeyim, içeyim ve ne görülecekse göreyim, sonra da evime barkıma döneyim, eşime dostuma da bir güzel haftasonu maceramı anlatayım havalarındayız.

Kulindağ’a haftasonu için giden İstanbul’lu, iki günün o sıkışıklığı içerisinde alelacele bir şeyleri denemeye çalışır ve çabaladığı oranda da zevk ve keyif alır. Zaman, para ve emek verdiği o iki gün içinde bunun karşılığı bekler, beklenti yaratır, beklentinin karşılığı olmayan şeyleri de acımasızca eleştirir.

Kıssadan hisse Kulindağ konusunda beklenti içinde olmayın, gidin ve yaşadığınız anın tadını çıkarmaya çalışın J

Sevgilerimle,

Yol: Kavacık’tan Polonezköy – Riva yoluna doğru giderken sıkça mahkemelere ve haberlere konu olmuş Acarkent sitesini geçiyorsunuz ve Riva yönünde Sevketpaşa yönünde yol alıyorsunuz. Kulindağ’da Şevketpaşa köyünün hemen bitiminde tali bir yoldan ulaşılan ahşap binalarıyla şirin bir konaklama tesisi.  Yaklaşık 20 dakika sürmekte yol.

Konaklama: 5 adet bungalow tarzı odadan oluşan bir kompleks. Odalar doğalgaz ile ısınmaktadır. Ancak odalar çok iyi ısınıyor diyemeyiz. Odalar genel olarak temiz, ancak ahşap yapılar olduğu için rutubet kokusunu hissedebiliyorsunuz. Banyolar daha iyi hale getirilebilir.

Yemekler:  Söylenecek iki kelime ‘lezzetli’ ve ‘doyurucu’. Haftasonu kahvaltısı kişi başı 70 TL.  (Divan Kalamış’ta açık büfe kahvaltı 80 TL iken bu fiyat fazla olarak değerlendirebiliriz)

Artılar – Eksiler: Yemekler ve kahvaltı mekanın artı hanesine yazılabilir. Yemyeşil doğası ve İstanbul’dan uzak ancak bir o kadar da yakın olması yine artı hanesine bir çentik.

Verilen otel hizmetini vasat olarak nitelendirebiliriz. Odaların rutubet kokması, ısıtmasının yeterli olmaması ve banyoların içinize tam olarak sinmemesi mekanın eksi hanesine büyük büyük yazılacak maddeler.

Not: İçki ruhsatı yok mekanın, bu sebeple yemeklerinizin yanına maalesef bira, şarap ikram edemiyorlar. Ama yanınızda getirmenize de karışmıyorlar, odanızda içebilirsiniz dilediğiniz gibi.

Mekanda kredi kartı geçiyor. Haftasonu kahvaltısı için gitmek isterseniz rezervasyon yaptırmanızda fayda var.

 

Gezi Notları: #Napoli

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

Gezi Notları: #Napoli

Pompei’yi gezdikten sonra acıkmış bir halde Napoli’ye geldik. Tren istasyonundan çıktıktan sonra meşhur pizzacı Michele’e gidelim dedik, işlemi hızlandırma adına otobüslere bakınmaya başladık. Biz bakınınca etrafımızda bizden sigara, şarap parası gibi 1-2€’ya otobüs hakkında yardımcı olacağını söyleyen tipleri görmek kaçınýlmaz oldu. Tren istasyonunun çevresinde insanlara bu şekilde yaklaşanlarla çokça karşılaşabilirsiniz.

Napoli’ye gelmeden önce birçok sitede okuduğumuz burada gezerken dikkat edilmesi gerektiğiydi. Gerçekten de dikkat edilmesi gerekli. Yanımıza fazla para almadık ama aldığımız fotoğraf makinesine ve çantalarımıza gözümüz gibi baktık diyebiliriz.

Napoli gezmesi kolay bir şehir. Tren istasyonundan çıktığınızda Corso Umberto I bulvarından yürüdüğünüzde Castel Nuovo’ya kolayca geliyorsunuz. Güvenlik açısından ana caddeler dışında ara sokaklara pek girmemeye çalıştık.

Yemek ve içecek konusunda Italya’ya özgü yöresel tatları Napoli’de bulabilirsiniz. Fiyatları da Italya’nın gözde şehirlerine göre gerçekten uygun.

Pizza yiyecekseniz Da Michele‘de yemelisiniz. Siesta saatinde gelirseniz dükkan kapalı, diğer saatlerde gelirseniz de önünde sıraya girebilirsiniz. Epey kalabalık ve tercih edilen bir pizzacı. Yerel bir dükkan olarak kalmış, 1870 yılında kurulmuş. 2 çeşit pizza var. Ülkemizdeki gibi bol malzemeli düşünmeyin. Pizzanın üzerinde sadece domates sosu, peynir ve fesleğen var. Fiyatı 5€. Hamuru epey ince. Pizza önünüze geldiğinde ‘bu ne be, adamlar bu pizzayla mı meşhur olmuş’ diyorsunuz ama tadı mükemmel, özellikle de domates sosunun. Pizzacıda Türk bir çifte denk geldik. Napoli’nin ününden korktukları için ne çanta ne fotoğraf makinesi almışlar. Fotoğraflarını çekmemizi istediler, ayaküstü memleket özlemi giderdik. Da Michele’in pizzalarından gayet memnun ayrıldık ama ertesi gün ikimizde de karın ağrısı oldu. Birimiz hafif atlattık ama diğerimiz biraz zor zamanlar yaşadı.

michele
Da Michele

Napoli’ye kadar gelmişken pizza ve limencello dedikleri limon likörünü mutlaka denemelisiniz. Limoncello’yu Italya’nın birçok şehrinde denedik ama Napoli’deki yerel kafelerde aldığımız tadı hiç bir yerde bulamadık.

Napoli’de gezilecek yerler arasında ünlü Plebiscito Meydanı, San Francesco di Paola Kilisesi, Galleria Umberto I, Castel Nuovo, Palazzo Reale, Castel Saint Elmo’yu görebilirsiniz.

Castel Nuovo – Nuovo Kalesi: Bu zamanda bilgisayar oyunlarındaki gibi bir kaleyi görmek heyecanlandırdı bizi. 1282 yılında yapılmış kale bir zamanlar ana kraliyet sarayı olarak kullanılmış. Kaleye giriş ücretsiz.

Castel Nuovo
Castel Nuovo

Galleria Umberto I: Cam çatılı Galeri Umberto I pasajları 1887 yılında yapılmış. Bu alışveriş galerisinin güzel bir iç mekanı var. Galerinin içinde ortada her burcun figürünü mozaik olarak işlemişler.

Galleria Umberto I
Galleria Umberto I
Galeri
Galleria Umberto I

Plebiscito Meydaný: Trafiğe kapalı olan bu meydan Galleria Umberto I’a yakın. Meydana geldiğinizde, San Francesco di Paola Kilisesi’ni ve Kraliyet Sarayı (Palazzo Reale)’nı görürsünüz. Meydanda bazen açık hava konserleri yapılıyormuş.

 San Francesco di Paola kilisesi
San Francesco di Paola Kilisesi

Palazzo Reale – Kraliyet Sarayı: Napoli Krallığına ev sahipliği yapmış. 1600’lü yıllarda yapımına bağlanmış yıllar içinde de yenilenip geliştirilmiş.

Palazzo Reale
Palazzo Reale – Kraliyet Sarayı

Catel Saint Elmo: Şehrin panoramasını çekmek isteyenler Elmo kalesine çıkabilirler. Aynı gün Pompei’yi gezdiğimiz için Napoli’ye yarım gün ayırmak durumunda kaldık, vakit yetersizliğinden çıkamadık. Giriş ücretli, güncel bilet fiyatları için buraya bakabilirsiniz.

Napoli sokaklarında çamaşır asılan birçok balkon görürsünüz. Şehir meşhur yapılar ve meydanlar haricinde turistik olmasa da yerel lokantalar ve binalarıyla gezmeye, görülmeye değer.

napoli
Napoli sokaklarından görüntü
Napoli
Kafelerle dolu olan meydanlardan biri – Napoli

Napoli’ye geliş amaçlarımızdan biri yeme-içme kısmıydı. Diğer şehirlerin dokusundan biraz farklı Napoli, unutulmayacak izler bırakıyor.

Gezentilikle kalın.

Bu yazı için @geziverdik ekibine teşekkür ederiz.

Kaynak: Geziverdik

Gezi Notları: #Floransa

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

Gezi Notları: #Floransa

Floransa (Firenze)’yı gezerken çok keyif aldık. Hemen hemen her sokakta sanat var. Sanat galerileri, atölyeler, heykeller, meydanlar o kadar güzel ki Floransa’nın güzel havasından mutluluk duyduk. İtalya’nın en gözde yerlerinden biri, Floransa. Hem diðer illere de yakınlığı konaklamamızı Floransa’da yapmak açısından çok iyi oldu.

Günübirlik Pisa’ya, San Gimignano’ya ve Siena’ya gittik. Floransa için 2-3 gün ayırmanız yeterli, bu süre içerisinde hem Floransa’yı hem de çevre illeri gezebilirsiniz. Floransa küçük bir şehir, yürüyerek her yeri gezebilirsiniz.

Eşyalarımızı hostele bırakıp hemen Floransa’yı gezmeye koyulduk. Tarihi yapıları, yerleri, meydanları gezmek yormadı ama şehir amanzarası için güneş altında yürüyerek Michelangelo tepesine çıkmak biraz yorucuydu bizim için.

Floransa’ya geldiğinizde Caffe Gilli‘de tiramisu ve kahve molası verebilirsiniz. Hem Duomo (Floransa Katedrali) çevresinde, hem tiramisunun lezzeti hem de çok eskilere 1733 senesine dayanan bir geçmişi var. Kafelerde bar kısmı, içerideki masa ve dışarıdaki masa için ayrı ücretlendirmesi var. Sipariş verince nerede yiyeceğinizi soruyorlar ona göre fiyat ödüyorsunuz. Turistik yerlerde yemeklerin fiyatı pahalı ama yerel restauranlar uygun denebilir.

Caffe Gilli – Firenze

Floransa Katedrali – Santa Maria del Fiore: Gezmeye ilk olarak Floransa’nýn sembolü, fotoğrafların teması olan portakal rengi Duomo’dan başladık. Avrupa’nın 4.büyük  kilisesi olan Duomo 1436 yılında tamamlanmış, kubbesi iskele kurulmadan inşa edilmiş. Kiliseye giriş ücretsiz, kubbeye giriş ücretli ama önünde çok fazla sıra oluyor.

Duomo’dan ayrı, yanında 85 metre yükseliğinde mermerlerle kaplı çan kulesi (campanile) yer alıyor. Bu çan kulesine giriş ücretli.

Floransa Katedrali ve çan kulesi
Floransa Katedrali ve çan kulesi

Vaftizhane: Katedralin olduğu meydanda yer alır. Ünlü bronz kapıları vardır. Floransa’nın en eski binalarından biridir. Doğu kapıları için, şehrin vebadan kurtuluşu adına düzenlenen yarışmada Lorenzo Ghiberti’nin tasarımları seçilmiş. Kapılarda 10 tane tasarım görürsünüz. Bu 10 tasarımın ayrıntılı fotoğrafları ve bilgileri için vaftizhanenin sitesine bakabilirsiniz. Ayrıca sayfamızın sonunda yer alan galeri kısmında da tasarımın fotoğraflarını görebilirsiniz.

Vaftizhane
Vaftizhane doğu kapıları

Soldan sağa doğru tasarımların isimleri: 1- Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovuluğu  2- Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesi  3- Nuh’un sarhoşluğu ve sunusu  4- İbrahim ve İshak’ın kurban edilişi  5- Esav ve Yakup  6- Yusuf’un köle olarak satılması  7- Musa’nýn 10 emri almasý  8- Ceriko’nun (Eriha) Düşüşü  9- Davut ve Golyat  10- Süleyman ve Saba Kraliçesi

Bargello: Yapımına 1255 yılında başlanan bina şehrin en eski idari binasıdır. Daha sonra hapishane ve emniyet müdürü konutu olarak hizmet vermiş. Günümüzde ise Michelangelo, Donatello , Ghiberti ve diğer önemli heykeltıraşların eserlerini görebileceğiniz ulusal bir müzelerden biridir. Girişi ücretli, 4€.

Bargello

 

Bargello’nun iç avlusu

Santa Croce Kilisesi: Kilisenin içinde Michelangelo, Galileo, Machiavelli, Gentile, Rossini gibi ünlü İtalyanların mezarı bulunur.

Santa Croce Kilisesi

Signoria Meydanı: Önemli heykellerin, binaların, sanat galerinin bulunduğu halkın toplandığı genişçe bir meydandır. Floransa’ya gelip buraya gelmemek olmaz, illa herkesin yolu buraya düşer. Meydanda Vecchio Sarayı, Michelangelo’nun ünlü Davud heykeli, Neptün çeşmesi, Cellini’nin Perseus’u bulunur.

Signoria Meydanı

 

Neptün Çeşmesi: Signoria Meydanı’nda bulunur, 1575 yılında yapılmış.

Neptün çeşmesi

Vecchio Sarayı: Eski tasaraydır. Günümüzde belediye binası olarak kullanılmaktadır. Binanın girişinde Michelangelo’nun ünlü Davud heykeli vardır. Orjinal heykel 1873 yılına kadar meydandaymış.

Vecchio Sarayı

 

Vecchio Sarayı – Vasari’nin avlusu

 

Cellini’nin Perseus heykeli – Medusa’nın kesik başını taşıyan bronz heykel

 

Uffizi: İtalya’nın en büyük sanat galerisidir. Girişi Vecchio Sarayı’nın sırasında, 25m kadar ileridedir. Uffizi’ye girişte sıra beklemek istemiyorsanız biletinizi internetten önceden rezervasyon yaptırmanızda ya da almanızda fayda var.  Eskiden Medici ailesinin ofisi olarak kullanılan iki katlı U şeklindeki Uffizi’nin köprüyle bağlantısı bulunur. Uffizi sanat galerisinde bulunan bazı sanat eserleri: Venüs’ün Doğuşu (y.1485), Urbino Venüsü (y.1538), Ognissanti Madonna (y.1310), Meryem’e Müjde (y.1333).

Uffizi’nin avlusunda birçok karaalem portre yapan ressamlar görürsünüz. Hatta onlardan birinin önünden geçerken ressamın biri bize ‘Türk müsünüz?’ diye seslendi. Evet dedik, adama sorduk sen de ‘Türk müsün?’ diye. Ressam her gün buraya gelip turistlerle konuşarak birçok dil öğrenmiş bir İtalyan. ‘Ee dedik nerden anladın Türk olduğumuzu’, aranızda konuşurken duydum ‘Tamam’ kelimesini kullandınız dedi. Çok sıcakkanlı bir ressamdı, karakalem portremizi çizdirip yolumuza devam ettik.

Uffizi
Uffizi – karakalem ressamların portre fiyatları

 

Uffizi’nin ön cephesi

 

Vecchio Köprüsü: Şehrin en eski köprüsüdür. 1345 yılında yapılmış, hala ayakta ve içerisinde kuyumcuların,  antikacıların ve hediyelik eşya satan dükkanların bulunduğu bir geçit misali. Eskiden bu köprüde dericilerin, kasapların dükkanı bulunurmuş, atıklarını dereye attıkları için pis kokulardan rahatsız olan halk tepki göstermiş  ve o zamanın Dük’ü bu dükkanları kapatarak yerlerine kuyumcular yerleştirmiş. Daha sonraları 1565 yılında Vasari, Medici ailesinin halkın arasına karışmadan konutlarına geçebilmeleri için dükkanların üstünden bir koridor inşa etmiş.

Vecchio Köprüsü
Vecchio Köprüsü’nden Arno Nehri

 

Pitti Sarayı: Sarayı Lucca Pitti yaptırmıştır. Sarayın büyüklüğü Medicileri alt etme düşüncesiyle oluşturulmuştur ama sarayı yaptırınca iflas etme eşiğine gelmiş Pitti ailesi. Yaptırdığı sarayı Medici ailesi satın almış ve Medicilerin ana ikametgahı haline gelmiş.

Pitti Sarayı

 

Michelangelo Tepesi: Floransa’nın panoramik fotoğrafı için gün batımına doğru kesinlikle buraya uğramalısınız. Manzarayı gördüğümüzde çıktığımız yokuşu ve yorgunluğumuzu unuttuk. Duomo, Vecchio köprüsü, Arno Nehri ve Bargello gibi tarihi güzellikteki yapıları bu tepeden fotoğraflayabilirsiniz. Oturabileceğiniz kafeler, hediyelik eşya satan dükkan ve kişiler var.

Michelangelo Tepesi
Michelangelo Tepesi

 

Floransa sanat kokan bir şehir ve çevredeki birçok illere de yakın. Buradan günübirlik trenle Pisa’ya geçtik. Ertesi gün de Siena ve San Gimignano’yu gezdik.

Gezentilikle kalın.

Bu yazı için @geziverdik ekibine teşekkür ederiz.

Kaynak: Geziverdik

#İznik: Tanıtım

Gezi Notları Türkiye Gezileri

#İznik: Tanıtım

İznik İlçesi, dünyada eşine az rastlanan ve bütünüyle “açık hava müzesi” olan tarihi ve antik bir şehirdir. Yaz kış demeden, adeta bereket saçan verimli toprağı, kendine özgü iklimi ve doğal güzelliği nedeniyle, tarihin her döneminde insanlığın ilgi odaklarından biri haline gelmiştir.

İznik’in tarih öncesi çağlardan beri iskan gördüğünü ve çok eski bir tarihte kurulduğunu çevresindeki Prehistorik buluntulardan ve yörede bulunan bol miktardaki höyüklerden anlamaktayız. İznik, Makedonya Kralı Büyük İskender’in kumandanlarından Antigonius Monophthalmos tarafından M.Ö. 316’da kurulmuştur. Bu çağın geleneklerine göre, kurucusu Antigonius nedeniyle de “Antigonia” adını almıştır. Makedonya imparatoru Büyük İsken der’in mirasçıları, General Antigonius ve General Lysimakhos, İmparatorluğu egemen likleri altına almak için birbirleri ile savaştılar. Lysimakhos, M.Ö. 301’de Antigonius’u mağlup etti ve kenti yönetimi altına alarak, o dönemin geleneklerine göre kente sevgili karısının adı olan Nikaia adını verdi.
Yörede egemen olan Bithynia Kralı Zipoites, M.Ö. 279’da Nicaia’yı ele geçirdi. Nicaia bir süre Bithynia Krallığına başkentlik de yaptı. Adına altın sikkeler basıldı ve bundan böyle tarihte “Altın Şehir” unvanı ile anıldı. Nicaia Bithynia Krallığı İle Roma İmparatorluğu arasında uzun yıllar devam eden savaşlara sahne oldu. Sonuçta, Bithynia ordusu, General Lucullus komutasındaki Roma ordusuna yenildi ve bu güzel göl kentine Nicaea adı verildi.

Şehir M.S. 259 yılında Gotların saldırısına uğradı. Bunun üzerinde Romalılar, Bithynia Krallığı zamanında başlatılan ve M.S. 12i yılında meydana gelen depremde büyük hasar gören surları daha güçlü olarak İnşa ettiler. Şehrî 4 ana ve 12 tali kapısı bulunan 4970 m uzunluğunda bir sur ile çevirdiler.

Üç kıtada geniş sınırlara dayanması nedeniyle her konuda güçlüklerle karşılaşan Roma İmparatorluğu, M.S. 476 yılında Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olarak ikiye ayrılınca, İznik sonradan Bizans adını alan Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kaldı. Nicaea Bizanslıların elinde büyük imar gördü. Şehirde kiliseler, su yolları ve sarnıçlar yapıldı. Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Bizans ordularını Malazgirt’te 1071’de yenmesinden sonra, Selçuklular XI. yüzyılın sonlarında Bizans içlerine kadar yürüdüler. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075 tarihinde Nicaea’yı aldı ve 1080 yılında Selçuklu devletinin başkenti yaptı. Adını da Nicaea’nın izi anlamında “İznik” olarak değiştirdi. Böylece İznik, Anadolu’da ilk Türk başkenti oldu. 600.000 kişilik I. Haçlı Ordusu Godefroy De Bouillon’un başkomutanlığında 1097 mayısında İznik’i kuşattı. Çetin savaşlardan sonra Türkler 1097 haziranında şehri Bizanslılara teslim ederek yağmalanmasını önlediler. Haçlıların İznik’i alıp Bizanslılara bırakmasıyla 2. Bizans dönemi başlamış oldu. Selçuklu Türkleri, şehri ancak 22 yıl kadar ellerinde tutabildiler. IV. Haçlı Seferine katılan Latinler, Anadolu içlerinde kan dökmektense Constantinopolis’i (İstanbul’u] yağmalamayı yeğlediler ve burayı işgal edip Latin İmparatorluğunu kurdular (1204). Bizans’ın saltanat soyu Theodoros Lascaris, İznik’e kaçtı ve burada imparatorluğunu ilan etti. İznik, böylece 57 yıl boyunca başkenti Latin İşgali altında olan Bizans imparatorluğu’nun yönetim merkezi oldu. Bu dönemde surlarda önemli onarımlara girişildi ve surların önüne bir ön duvar (ön sur) inşa edilerek şehrin korunması güçlendirildi.

Başkent İznik’te Theodoros Lascaris’den sonra dört imparator tahta çıktı. Sonuncu olan VIII. Michael (1259-1282), 1261 yılında Constantinopolis’i’ (İstanbul) yeniden ele geçirerek Latin İmparatorluğu’na son verdi. Böylece Constantinopolis yeniden Bizans imparatorluğu’nun başkenti oldu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinden itibaren İznik, ilgi çekici bir merkez olarak hep fethedilmek İstendi. Osman Bey zamanında bu önemli kenti ele geçirmek amacıyla seferler düzenlenmişse de, İznik ancak Sultan Orhan Bey (1326-1362) zamanında 1331 tarihinde fethedildi. Böylece İznik 234 yıllık bir aradan sonra yeniden Türk idaresine girmiş oluyordu. Özellikle II. Murat ve Çandarlılar döneminde şehir tepeden tırnağa İmar edildi ve birçok cami, medrese, han, hamam vs. bu dönemde yapıldı. İznik, İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan sefer ve kervan yolunun üzerinde önemli bir durak ve konaklama merkezi oldu. Keza XIV-XVl. yüzyıllarda İznik, Türk kültür hayatında önemli bir yere sahipti. Birçok ulema ve şairin yetiştiği bir kültür merkezine dönüşmüştü. Çağın en ünlü alimleri İznik’teki medreselerde ders vermeye başlamışlardı. Bu yüzden de İznik’e “Ulema Yuvası” (Alimler Diyarı) da denmiştir.
İstanbul’un fethi ve Anadolu’daki Osmanlı egemenliğinin pekişmesinden sonra, İznik’in önemi azaldı. Diğer taraftan Kara Halil Paşa’nın idamı, Çandarlı ailesinin nüfuzunun sarsılmasına sebep oldu. Şehrin köklü ve zengin aileleri de İstanbul’a göç etmeye başlayınca İznik gerileme sürecine girerek XVI. yüzyıl sonlarından itibaren boşalmaya ve eski zenginliğini kaybetmeye başladı.

Sonuç olarak çeşitli dönemlerin askeri, siyasi, dini, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini bize yansıtan birçok uygarlığın kalıntılarını günümüze taşıyan ve buram buram tarih kokan İznik, yoğun imar faaliyetlerine sahne oldu ve kentte çok sayıda abidevi yapılar inşa edildi. İznik her dönemden devraldığı mimari mirası ile bir açık hava müzesi niteliğini hala korumaktadır. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının arkeolojik ve etnografik kalıntılarıyla bütünleşmiş durumdadır.

Güney Marmara bölgesinde kendi adını verdiği gölün doğusunda kurulmuş ve turistik bir ilçe olan İznik’in bağlı bulunduğu Bursa iline uzaklığı 85 km’dir. Rakımı 85 metre, yüz ölçümü 753 km2, toplam nüfusu ise 44.690’dır. Bağlı iki kasaba ve 37 köyü mevcuttur. Halkın temel geçim kaynağı tarımdır. Netice itibariyle İznik,
– Kendine özgü iklimiyle,
– Yaz-kış demeden bereket saçan toprağıyla,
– Doğal güzelliğiyle,
– Tarihi ve kültürel zenginliğiyle,
– Her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bir kent olmasıyla, (Adeta bir sebze ve meyve ambarı olmasıyla)
– Adını verdiği gölüyle,
– Dünyaca meşhur çinileriyle,

Turizm sektörü açısından son derece önemli bir merkezdir. Yeşil dokusu, zeytinlikleri, bağları ve bahçeleriyle adeta bir cenneti andırmaktadır. Günümüze kadar ayakta duran anıtsal eserleriyle hemen herkeste hayranlık uyandırmaktadır.

I. ve VII. EKÜMENIK KONSİLLER
İznik, Hristiyan alemi açısından da ayrı bir öneme sahiptir. Zira ilk ekümenik konsil, M.S. 325 tarihinde 218 piskoposun katılımıyla burada yapılmış ve Hristiyanlık dinine hayat veren ve “İznik Yasaları” adıyla bilinen 20 maddelik karar Senatüs Sarayında alınmıştır. İmparator I. Constantinus’un huzurları ile yapılan I. konsil şiddetli tartışmalara sahne olur. İskenderiyeli din adamı Arius’un “Hz. İsa’nın sadece bir insan olduğu ve tanrıdan dünyaya gelmediği” şeklindeki kısa sürede taraftar toplayan tezi, toplantıya katılan piskoposları çileden çıkarır. Sonuçta bugün de savunulan Hz. İsa’nın tanrının oğlu olduğuna dair sav kabul görür. Arius ve arkadaşları toplantıdan kovulur. VII. ve son Ekümenik Konsil 787 tarihinde İznik’teki Ayasofya Kilisesi’nde yapılır. Kısacası İznik Hristiyanlık açısından önemli bir dini cazibe merkezidir.

FOTOĞRAFLAR: SAMET ŞİMŞEK

 

Avrupa’nın Az Bilinen Yerlerinde Güzel Bir Tatil Fırsatı

Etkinlik Haberleri Gezi Notları

Avrupa’nın Az Bilinen Yerlerinde Güzel Bir Tatil Fırsatı

Tatillerinizi Avrupa seyahatleriyle değerlendirmek, uçak bileti fırsatlarıyla oldukça kolay. Schengen turist vizesini edindikten sonra Avrupa Birliği üyesi ülkelerde dilediğiniz gibi tatil yapabilirsiniz. Schengen sadece birlik ülkelerini değil, Norveç gibi AB’ye dâhil olmayan bazı ülkeleri de kapsamaktadır. Avrupa’nın tarihi ve kültürel güzellikleri içinde tatil yapmak iyi bir tur planı çıkararak mümkündür.

Eğer kafanızı dinleyebileceğiniz ve kalabalıktan uzak kalabileceğiniz bir tatil istiyorsanız, yılın bütün zamanı turist alan Paris, Venedik gibi şehirler yerine az bilinen kent ve kasabaları tercih etmelisiniz. Tarihi ve coğrafi dokusu hiç bozulmamış kentler hakkında Avrupa tatili önerileri alarak kendinize iyi bir seyahat planı hazırlayabilirsiniz.

Fransa, henüz keşfedilmemiş, doğal ve tarihi güzellikler bakımından oldukça zengin birçok kent ve kasabaya sahiptir. Meuse nehri kıyısında bulunan Dinant kenti buna örnek gösterilebilir. Notr Dame Kilisesi ve tarihi kaleyle tanınan Dinant aynı zamanda saksafonun mucidi olan Adolph Sax’ın doğup büyüdüğü şehirdir. Mavinin ve yeşilin bir araya geldiği bu kentin tarihi ve kültürel dokusu içinde harika bir tatil fırsatı yakalayabilirsiniz.

Eğer denizin ve güneşin keyfini çıkaracağınız bir yaz tatili planlıyorsanız, Bordeaux yakınlarındaki Cap Ferret’e mutlaka uğramalısınız. Küçük bir sahil kenti olan Cap Ferret, nehre uzanan bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Fransa’nın birçok tatil kentine göre daha uygun bir yer olmakla birlikte, sörf faaliyetleriyle tanınmaktadır.

Fransa’nın bir diğer tarihi kenti ise Eugisheim’dır. Şarabıyla meşhur olan bu kentteki binaların çoğu Orta Çağ ve Rönesans döneminden kalmış ve bu mimariye uygun olarak restore edilmiştir. Tarihi güzellikleriyle ön plana çıkan bu kent aynı zamanda bölgenin en iyi restoranlarından bazılarına da ev sahipliği yapmaktadır. Tarihi ve kültürel turlar için Avrupa tatili önerileri arıyorsanız bu kente mutlaka uğramalısınız.

Doğanın ve tarihin iç içe geçtiği Tenby kenti ise Galler kıyılarında yer almaktadır. İrlanda Denizi ve Atlantik okyanusu arasındaki doğal bir liman üzerine kurulan bu kentin bölgedeki diğer yerlere göre daha ucuz konaklama hizmetlerine sahip olduğu da bilinmektedir. Keyifli bir Avrupa tatili için bu kenti de tercih edebilirsiniz.

#DenHaag: Bir yolcu

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#DenHaag: Bir yolcu

thy-amsterdamSabah 8.30 THY Amsterdam uçağı ile Hollanda yolculuğumuz başladı. Yolculuğa çıkmadan bir hafta önce biletimi aldığım için 457 € ödemek zorunda kaldık.Grundtvig projesi kapsamında dönemsel olarak tekrarlanan mobility toplantısına katılmak için çalıştığım STK adına Den Haag şehrine yol alıyordum. Bu noktada Den Haag’tan bahsetmem gerekir; Den Haag bilinen diğer adıyla Lahey; Hollanda hükümetinin, bakanlıkların, parlamentonun ve Hollanda Yüksek Mahkemesinin bulunduğu şehirdir. Ayrıca yabancı ülke elçilikleri yine bu şehirdedir. Fakat Lahey( Den Haag) başkent değildir.

DSC04227Öğlen 12 dolaylarında Amsterdam’ın Schiphol havalimanına indik,  daha sonrasında Havalimanı’ndan çıkıp tren istasyonuna geçtim. Den Haaga ulaşmak için 5 veya 6 Nolu peronlardan her 15 dakikada bir tren kalkıyor, ulaşım konusunda belirtmem gerekir ki, her öğrenci gibi ücretsiz ulaşımı tercih ediyoruz ve bazen bir kaç Euro için yüksek cezalar ödemek zorunda kalıyoruz. Onun için karar sizin, ben sadece sizi bilgilendirmeye çalışacağım. Schiphol Havalimanı’ndan Den Haag 8.30€ . Yol yaklaşık olarak yarım saat sürüyor. Den Haag Centraal’a vardıktan sonra kalacağım otel olan Court Garden’a gitmek için 3 Nolu trama biniyorum. Bu noktada yine fiyat konusunda bilgilendirme yapmam gerekir. Tren içinde ara ara denetim oluyor ve bilet almanızda fayda var! Biletinizi eğer trendeki makineden alırsanız 3 € gibi bir ücreti oluyor. Bir diğer alternatif ise centraalda “chipcard” dedikleri karttan almak ve ona para yüklemek. 4 günlük Den Haag ziyaretimde kullanmak için chipcarda 10€ yüklettim ve oldukça yeterli oldu benim için.
Den Haag Centraal’dan bindiğim 3 Nolu tram ile Van Speijkstraat durağına kadar gittim.  Sonrasında da 5 dakikalık bir yürüyüş.

DSC04253

The court garden hotel 3 yıldızlı ama konforlu bir otel. Hollanda’nın genelinde  olan pahalı otel furyasına bu otelde kapılmış belli ki, tek kişilik oda için ilk iki güne 85€ ödedim, son gün ise 146€. Üç yıldızlı bir otel için, üstelik kahvaltı bile dahil olmayan hizmete bu fiyatı çekmek korkunç! Fiyatların bu kadar pahalı olduğu bir otel için başka kötü bir özellik bulamadım. Odalar temiz ve konforlu,sadece biraz ufak.

Dünya barışı, barış eğitimi ve bunlar için gereken metodlar üzerine katıldığım toplantılar sonrasında gezme fırsatım oldu. Bunlardan biri cartooning for peace. Dünyaca ünlü karikatüristlerinin barış ve savaş konulu eserlerine dair bir sergi sergilenmekte. Müze Laan Van mordervoort üzerinde, giriş ücretsiz. Müze’den sonra ister trama binebilir isterseniz de yürüyebilirsiniz. Şehir merkezi dediğimiz yer olan Spui, tram ile ulaşılabildiği gibi yürüyerek de ulaşılabile bir yer. Şehir kütüphanesi ve Peace gallary yine “City Hall” da Spui de görebileceğiniz mimari harikalar.DSC04224Spui de dolaşırken bize ait izler görmek mümkün. Bunlardan biri “simit sarayı”. Avrupa’ya açılan yerli firmamız Den Haag şehrine de bir şube açmış. bence gelmişken denemekte fayda var.
Sokaklarının cıvıl cıvıl olduğu bir şehir burası. Sokaklarında sağlı sollu lüks mağazalar, restaurantlar, kafeler ve barlar mevcut.  Favorilerimden biri Spui de bulunan  Dudok restaurant. Yemekleri lezzetli, çalışan personel oldukça güler yüzlü, fiyatlar da makul düzeyde. Bir diğer önerim “De belg Van den Haag”. Spui den yürüme mesafesi uzaklıkta, Princegeracht caddesi üzerinde. Daha çok bir Cafe Barı andıran bir yer, menüsünde de içki daha çok yer tutuyor. Özellikle de Brüksel biraları. Bunlardan biri “Delirium” bir diğeri de “Duval”

DSC04311

Hemen karşısında Srakandi adında Endonezya restaurantı mevcut.  Uzak Doğu yemeklerini seven, acılı şeyleri sevenlere tavsiye olunur. Domuz eti yemeyenler için alternatifleri az ama balık ve tavuk ürünleri var. Doyarak kalkacaksak 14 € civarında bir para vermemiz yeterli.

Avrupa’da hava mevsim farketmeksizin hep soğuk. Sadece soğuk olmaz üstelik bir de yağmur yağar ve sizi bezdirir dolaşırken. Bunun için yanınıza kalın şeyler alın ve tabi ki bir tane de şemsiye.

Photo 20-09-13 18 50 16

Şehrin merkezinden deniz kıyısına gitmek istediğinizde ulaşım yine oldukça kolay. Şehrin merkezi denizden uzak ama metro ve tramway ağı ile oldukça hızlı bir şekilde deniz kenarı olan Scheveningen’e ulaşabiliyorsunuz. Burası Kuzey Denizi’ne kıyısı olan bir yer. Çok uzun sahili olan, sahilin hemen yukarısında sıralanmış lüks konutlarıyla görülmeye değier bir yer. Havanın soğuk ve rüzgarlı olması sizi caydırıyorsa denize girmekten ya da sahildeki beach clublarda takılmak istemiyorum derseniz de hemen Scheveningen merkezinde bir tane Holland Casino mevcut ve orada şansınızı deneyebilirsiniz. :)

Photo 22-09-13 12 28 33Dönüş yolunda biraz rotamda değişiklik yaptım. Den Haag’dan Amsterdam Centraal’a gidecektim ve daha sonra havalimanına geçecektim. Havalimanı, Amsterdam merkezi ile Den Haag arasında kalıyor, bu sebeple hem tren ücreti hem de süresi daha fazla. Ücreti 11,10 € ve yolda yaklaşık 50 dakika sürüyor. (Tren içinde sıkılmamanız içine ücretsiz wi-fi mevcut) Amsterdam’da 14 veya 15 nolu peronlardan Schiphol Havalimanına tren kalkıyor, onun da ücreti 4,40 €.

Kısaca özetlemek gerekir ki, evet Den Haag ve Amsterdam görülmesi gereken şehirler, ama oldukça pahalı sayılır. Havası soğuk ve sizi bir süre sonra hasta edebilir. Her yerde olduğu gibi orada da Türklere rastalamanız kaçınılmazdır :) Benden bu kadar bir sonraki gezide buluşmak dileğiyle, hoşçakalın.

beklebizi ekip

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...