Etiket: gezi turları

#İznik: Tanıtım

Gezi Notları Türkiye Gezileri

#İznik: Tanıtım

İznik İlçesi, dünyada eşine az rastlanan ve bütünüyle “açık hava müzesi” olan tarihi ve antik bir şehirdir. Yaz kış demeden, adeta bereket saçan verimli toprağı, kendine özgü iklimi ve doğal güzelliği nedeniyle, tarihin her döneminde insanlığın ilgi odaklarından biri haline gelmiştir.

İznik’in tarih öncesi çağlardan beri iskan gördüğünü ve çok eski bir tarihte kurulduğunu çevresindeki Prehistorik buluntulardan ve yörede bulunan bol miktardaki höyüklerden anlamaktayız. İznik, Makedonya Kralı Büyük İskender’in kumandanlarından Antigonius Monophthalmos tarafından M.Ö. 316’da kurulmuştur. Bu çağın geleneklerine göre, kurucusu Antigonius nedeniyle de “Antigonia” adını almıştır. Makedonya imparatoru Büyük İsken der’in mirasçıları, General Antigonius ve General Lysimakhos, İmparatorluğu egemen likleri altına almak için birbirleri ile savaştılar. Lysimakhos, M.Ö. 301’de Antigonius’u mağlup etti ve kenti yönetimi altına alarak, o dönemin geleneklerine göre kente sevgili karısının adı olan Nikaia adını verdi.
Yörede egemen olan Bithynia Kralı Zipoites, M.Ö. 279’da Nicaia’yı ele geçirdi. Nicaia bir süre Bithynia Krallığına başkentlik de yaptı. Adına altın sikkeler basıldı ve bundan böyle tarihte “Altın Şehir” unvanı ile anıldı. Nicaia Bithynia Krallığı İle Roma İmparatorluğu arasında uzun yıllar devam eden savaşlara sahne oldu. Sonuçta, Bithynia ordusu, General Lucullus komutasındaki Roma ordusuna yenildi ve bu güzel göl kentine Nicaea adı verildi.

Şehir M.S. 259 yılında Gotların saldırısına uğradı. Bunun üzerinde Romalılar, Bithynia Krallığı zamanında başlatılan ve M.S. 12i yılında meydana gelen depremde büyük hasar gören surları daha güçlü olarak İnşa ettiler. Şehrî 4 ana ve 12 tali kapısı bulunan 4970 m uzunluğunda bir sur ile çevirdiler.

Üç kıtada geniş sınırlara dayanması nedeniyle her konuda güçlüklerle karşılaşan Roma İmparatorluğu, M.S. 476 yılında Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olarak ikiye ayrılınca, İznik sonradan Bizans adını alan Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kaldı. Nicaea Bizanslıların elinde büyük imar gördü. Şehirde kiliseler, su yolları ve sarnıçlar yapıldı. Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Bizans ordularını Malazgirt’te 1071’de yenmesinden sonra, Selçuklular XI. yüzyılın sonlarında Bizans içlerine kadar yürüdüler. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075 tarihinde Nicaea’yı aldı ve 1080 yılında Selçuklu devletinin başkenti yaptı. Adını da Nicaea’nın izi anlamında “İznik” olarak değiştirdi. Böylece İznik, Anadolu’da ilk Türk başkenti oldu. 600.000 kişilik I. Haçlı Ordusu Godefroy De Bouillon’un başkomutanlığında 1097 mayısında İznik’i kuşattı. Çetin savaşlardan sonra Türkler 1097 haziranında şehri Bizanslılara teslim ederek yağmalanmasını önlediler. Haçlıların İznik’i alıp Bizanslılara bırakmasıyla 2. Bizans dönemi başlamış oldu. Selçuklu Türkleri, şehri ancak 22 yıl kadar ellerinde tutabildiler. IV. Haçlı Seferine katılan Latinler, Anadolu içlerinde kan dökmektense Constantinopolis’i (İstanbul’u] yağmalamayı yeğlediler ve burayı işgal edip Latin İmparatorluğunu kurdular (1204). Bizans’ın saltanat soyu Theodoros Lascaris, İznik’e kaçtı ve burada imparatorluğunu ilan etti. İznik, böylece 57 yıl boyunca başkenti Latin İşgali altında olan Bizans imparatorluğu’nun yönetim merkezi oldu. Bu dönemde surlarda önemli onarımlara girişildi ve surların önüne bir ön duvar (ön sur) inşa edilerek şehrin korunması güçlendirildi.

Başkent İznik’te Theodoros Lascaris’den sonra dört imparator tahta çıktı. Sonuncu olan VIII. Michael (1259-1282), 1261 yılında Constantinopolis’i’ (İstanbul) yeniden ele geçirerek Latin İmparatorluğu’na son verdi. Böylece Constantinopolis yeniden Bizans imparatorluğu’nun başkenti oldu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinden itibaren İznik, ilgi çekici bir merkez olarak hep fethedilmek İstendi. Osman Bey zamanında bu önemli kenti ele geçirmek amacıyla seferler düzenlenmişse de, İznik ancak Sultan Orhan Bey (1326-1362) zamanında 1331 tarihinde fethedildi. Böylece İznik 234 yıllık bir aradan sonra yeniden Türk idaresine girmiş oluyordu. Özellikle II. Murat ve Çandarlılar döneminde şehir tepeden tırnağa İmar edildi ve birçok cami, medrese, han, hamam vs. bu dönemde yapıldı. İznik, İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan sefer ve kervan yolunun üzerinde önemli bir durak ve konaklama merkezi oldu. Keza XIV-XVl. yüzyıllarda İznik, Türk kültür hayatında önemli bir yere sahipti. Birçok ulema ve şairin yetiştiği bir kültür merkezine dönüşmüştü. Çağın en ünlü alimleri İznik’teki medreselerde ders vermeye başlamışlardı. Bu yüzden de İznik’e “Ulema Yuvası” (Alimler Diyarı) da denmiştir.
İstanbul’un fethi ve Anadolu’daki Osmanlı egemenliğinin pekişmesinden sonra, İznik’in önemi azaldı. Diğer taraftan Kara Halil Paşa’nın idamı, Çandarlı ailesinin nüfuzunun sarsılmasına sebep oldu. Şehrin köklü ve zengin aileleri de İstanbul’a göç etmeye başlayınca İznik gerileme sürecine girerek XVI. yüzyıl sonlarından itibaren boşalmaya ve eski zenginliğini kaybetmeye başladı.

Sonuç olarak çeşitli dönemlerin askeri, siyasi, dini, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini bize yansıtan birçok uygarlığın kalıntılarını günümüze taşıyan ve buram buram tarih kokan İznik, yoğun imar faaliyetlerine sahne oldu ve kentte çok sayıda abidevi yapılar inşa edildi. İznik her dönemden devraldığı mimari mirası ile bir açık hava müzesi niteliğini hala korumaktadır. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının arkeolojik ve etnografik kalıntılarıyla bütünleşmiş durumdadır.

Güney Marmara bölgesinde kendi adını verdiği gölün doğusunda kurulmuş ve turistik bir ilçe olan İznik’in bağlı bulunduğu Bursa iline uzaklığı 85 km’dir. Rakımı 85 metre, yüz ölçümü 753 km2, toplam nüfusu ise 44.690’dır. Bağlı iki kasaba ve 37 köyü mevcuttur. Halkın temel geçim kaynağı tarımdır. Netice itibariyle İznik,
– Kendine özgü iklimiyle,
– Yaz-kış demeden bereket saçan toprağıyla,
– Doğal güzelliğiyle,
– Tarihi ve kültürel zenginliğiyle,
– Her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bir kent olmasıyla, (Adeta bir sebze ve meyve ambarı olmasıyla)
– Adını verdiği gölüyle,
– Dünyaca meşhur çinileriyle,

Turizm sektörü açısından son derece önemli bir merkezdir. Yeşil dokusu, zeytinlikleri, bağları ve bahçeleriyle adeta bir cenneti andırmaktadır. Günümüze kadar ayakta duran anıtsal eserleriyle hemen herkeste hayranlık uyandırmaktadır.

I. ve VII. EKÜMENIK KONSİLLER
İznik, Hristiyan alemi açısından da ayrı bir öneme sahiptir. Zira ilk ekümenik konsil, M.S. 325 tarihinde 218 piskoposun katılımıyla burada yapılmış ve Hristiyanlık dinine hayat veren ve “İznik Yasaları” adıyla bilinen 20 maddelik karar Senatüs Sarayında alınmıştır. İmparator I. Constantinus’un huzurları ile yapılan I. konsil şiddetli tartışmalara sahne olur. İskenderiyeli din adamı Arius’un “Hz. İsa’nın sadece bir insan olduğu ve tanrıdan dünyaya gelmediği” şeklindeki kısa sürede taraftar toplayan tezi, toplantıya katılan piskoposları çileden çıkarır. Sonuçta bugün de savunulan Hz. İsa’nın tanrının oğlu olduğuna dair sav kabul görür. Arius ve arkadaşları toplantıdan kovulur. VII. ve son Ekümenik Konsil 787 tarihinde İznik’teki Ayasofya Kilisesi’nde yapılır. Kısacası İznik Hristiyanlık açısından önemli bir dini cazibe merkezidir.

FOTOĞRAFLAR: SAMET ŞİMŞEK

 

#CeylenErtem Dorock XL’de

Etkinlik Haberleri Konser

#CeylenErtem Dorock XL’de

Yazın son bulmaya yüz tutmuş günlerde, sonbaharın habercisi ruhsal evinime sokabilecek seslerden biriydi onunkisi, tanışmamız bir arkadaşımın şarkılarını ofiste söylemesiyle başlamış, başlarda oldukça mesafeli, hatta antipatik bulmuştum. Sonra bir cuma akşamı işten çıkıp İstiklal’in soğuk ve ıslak sokaklarına çıktığımızda kafamız da içilen içkinin etkisiyle biraz da iyiyken Terkos pasajının oradaki Bronx Pi Sahne’de konserine girmemiz ile bütün düşüncelerim değişmişti.

‘Bir gün daha kalman uğruna bunca sefillik’ diyordu şuan spotify listemdeki şarkıda Ceylan Ertem. Son bir kaç gündür tekrar tekrar dinlediğim parçanın en sevdiğim versiyonunu da paylaşmadan edemiyorum.

29 Ağustos pazartesi günü Kadıköy Dorock XL ‘da sahne alacak Ceylan Ertem. Sevdiğinizle, arkadaşınızla bu etkinliğe gidin, kaçırmayın…

Bilet bilgileri için biletix

#Belgrad

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Belgrad

Beograd yani bizim bildiğimiz Sırbistan ülkesinin başkenti Belgrad…

Avrupa’ya gidenler bilir neredeyse her görülen nehir Tuna Nehri’dir. Belgrad’ta ise Tuna ile Sava’nın birbirine kavuşmasını görebilirsiniz. Bizim Belgrad’a gidişimizin altında da gizli gizli bu romantizm vardı. Kesinlikle haftasonu kaçamakları için sık sık gidilebilinecek bir yer. Şehri baya sevdik. Kendince bir harmonisi, albenisi var ve diğer Avrupa şehirlerinden ayrılan bariz bir dokusu… Aşağıda detaylıca olumlu veya olumsuz yönlerinden bahsettim. İyi okumalar.

IMG_4267

Belgrad, Osmanlı’ların Avrupa’ya giriş kapısı olduğu için zamanında savaşlardan ötürü çok yıpranmış ve bu yıpranmış görüntü günümüze kadar ulaşmış. Şehre girdiğinizde çok bir tarihi yapı gözünüze çarpmayacaktır. Köprüleri bile yeni, Prag’daki Charles Bridge (Karl Köprüsü) vb. bir şey görmeyi beklemeyiniz. Dediğim gibi tarihte çok savaş gördüğü için yıkılıp duran, hırpalanan bir şehirden beklentiniz büyük olmasın. Kalemegdan Kalesi’ne çıktığınızda da çok aman aman abartılı bir kale beklemeyin. Kendince mütevazi yaralarını sarmaya çalışan bir şehir gibi hissettim.

Şehrin dışından merkezine indikçe çevremize detaylıca bakındık, acaba bu insanların geçim kaynağı tam olarak nedir diye? Sanayileşme göremedik. Finans alanında uluslararası bankaları ve bir iki büyük teknoloji firması görebildik. Akşam ise eğlence sektörünün genişliği ve kendince sektör oluşturmasıyla da turizm de büyük gelir kaynaklarındanmış diye düşündük.

Para birimi bizim kullandığımız para birimine göre değersiz olduğu için 100 euroyu bozdurduğunuzda elinize bir sürü kağıt para geçecektir. Kendinizi zengin hissedip rahatça şımarabileceksiniz. Yemekleri ve içkileri hem enfes ve kaliteli hem de gerçekten çok uygun! Gittiğimiz restaurantların hepsi güzel restaurantlardı. Öncesinde kaldığımız otelin resepsiyonundan rica edip rezervasyonlarımızı yaptırdık.

İnsanlarının çok sevimli olduğu söylenemez. Kaba Fransızlar denildiğinde ölü bir Fransız’ın kemikleri sızlar! Garsonları çokta ilgili değil, taksici amcalar alabildiğine kaba ve İngilizce bilgileri varla yok arasında. Türkçe konuşmaya çalışın daha iyi anlaşırsınız (ort. 5000 Türkçe kelime Sırpça’ya dahil olmuş!).

Ulaşım konusunda detaylıca bilgi veremeyeceğim, taksiler gerçekten ucuzdu ve kalabalık bir ekip olduğumuz için her yere taksiyle gittik bazen de yürüyerek. Havalimanından şehir merkezine otobüs mevcuttur. Havalimanından çıkarken taksiciler birliği gibi bir yerde gideceğiniz yere göre taksiciyi ayarlayan ve size fişi veren bir danışma göreceksiniz. Oradan detaylı bilgiyi alabilirsiniz.

Şehir merkezi küçük ve yürüyerek şehri keşfedebilirsiniz. Bir yuvarlak olarak düşünün en sonunda yine başladığınız yere geri dönebileceksiniz.

İlk gün uçaktan inip otIMG_4281ele yerleştikten sonra gidip bir soluklanmak, bir şeyler içmek, doya doya turistliğimizi yaşamak ve fotoğraf çekmek istediğimiz için Skadarska diye vintage caddesine gittik.

Kneza Mihaila Caddesi  üstünde bir sürü kafeler ve ilginç sanat galeri mevcuttur. Bu caddede bulunan değişik el işlerinin olduğu stantlardan kendinize ufak hediyelikler alabilirsiniz. Benim favori satıcım ise Kneza Mihaila Caddesi’nden Kalemegdan Kalesi’ne giden yolda solda kalan antika broş satan amca oldu. Yere çöküp yarım saat kendime uygun bir broş seçmeye çalıştım. Uydu motifli bir sürü broşu vardı. Hemen Rusya’ya ait  Kosmos Uydu’larının birini buldum. Kosmik evrende yaşıyoruz, kosmonun yeri ve araştırmaları bende zaten hep farklı olmuştur.

Yine Kneza Mihaila Caddesi’nde tadına doyamayacağınız Ice Box adında bir dondurmacı var. Muhakkak uğrayınız.

IMG_4287Akşam yemeği için nehir kenarında bulunan birbirinden değişik dekorasyonlara sahip restaurantlardan biri olan Ambar Restaurant’ta yemeğimizi yedik. Bir kutlama organizasyonuna katılmak için geldiğimiz Belgrad şehrinde restaurantlara daha önceden rezervasyon yaptırmıştık. Geleneksel yemekler değişik bir şekilde sunuluyor, porsiyonları küçüktü, öneri olarak çoğu yemek güzel ve lezzetliydi. Tüm menüyü tadabilme imkanı yakaladık. Kokteylilerinden de muhakkak tatmanızı öneririm.

Diğer akşam ise Zemun bölgesinde bulunan Supermarket Talas’ta bir rezervasyonumuz vardı.  Hava güzelse dışarıda oturabilirsiniz. Etleri çok lezzetliydi, porsiyonu ise baya büyüktü. İki kişi rahatça paylaşabilir. Ev yapımı şaraplarını da denemelisiniz. İçinde mini bir alışveriş yapacağınız markette bulunmaktadır.

Belgrad’ın denizi dedikleri plaj mantığıyla işletmelerin olduğu Ada Ciganlija’yı da ziyaret edebildik. Suya girme yanlısıydım ama suyun rengi çokta iç açıcı olmadığı için bolca soğuk suda duş alıp bir şeyler içip gönlümüzce dinlendik.

Ve gelelim asıl mevzuya:) Dımtıss dımtısss Gece Hayatı! Oooo laaa laaa tadında ve belki daha da ötesi… Sizde bizim gibi eğlenceye düşkünseniz burası tam sizlik. Avrupa’nın en eğlencesi bol şehri! Havuzlu partilerden tutun da underground mekanlarına oradan nehir kenarındaki canlı müziğe hemen yanında Club’e derken bir gece de çok çeşit görebilirsiniz! Uyarı gideceğiniz Club’lerin veya eğlence yerlerinin girişinde muhakkak rezervasyon soruluyor, rezervasyonsuz da girilebilir ama tüm yerlerin içi hınca hınç insan dolu. Loca veya stantların fiyatları Türkiye’ye göre zaten ucuz olduğu için rahatça eğlenmek istiyorsanız muhakkak rezervasyon yaptırmalısınız.
Daha aklımda ve sonradan öğrendiğim bir sürü yer var.  IMG_4416

Örneğin; Freestyler Belgrade Night Club’de güzel bir loca için rezervasyon muhakkak yaptırın! Hot Mess R&B gecesine katıldık, havuzlu bir Club olması vs. enteresandı ama bizi pek açmadı. Port by Community ise gerçekten eğlenceliydi, canlı Sırpça şarkılar söyleyen bir gurp eşliğinde çoştuk durduk.  Shootiranje’de ise birbirinden lezzetli ve adını bile bilmediğim shotlar içtik. Shlep adlı nehir kenarında sabah 05:00’a kadar süren Spotify’ımda favori listemdeki neredeyse tüm şarkıları çalan mekan ise kalbimde başka bir yerde… Oraya tekrar tekrar gidilir. İçinde langırt, salıncak, banklar ve çılgın DJ’yi barındıran, nezih efsane bir bar! Giriş için cüzü bir ücreti var ama çıkın çıkın gidin yerlerinden! Sizi mekandan kovasıya kadar oradan çıkmayın, güneşin doğuşunu izleyip “GÜNAYDIN BELGRAD!” deyin…

2 gece 3 gün kaldık. Gezme, yeme, içme için ort. 100-150 euro harcadık. Otelimiz için ise extra kişi başı 50 euro ödedik. Siz daha uygun konaklama bulabilirsiniz, şehre önyargılı yaklaştığımız için otel bari bilinen bir yer olsun dedik. Otelimizin ismi Hotel Srbija Garni idi. Şimdiden Belgrad seyahati planlayanlara iyi eğlenceler:)

Kahvaltı & Atıştırmalık

Akşam Yemeği

Bar & Club

İrem Akçakara

#Yunanistan: Komşunun Yazlığı – 3. Bölüm

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Yunanistan: Komşunun Yazlığı – 3. Bölüm

Birinci bölümü ve ikinci bölümü okumadan direk bu yazıya rastlamış olabilirsin. Birinci bölüm apayrı bir hikaye ancak ikinci bölüm ile üçüncü bölüm oldukça ilintili…

DSC06940Sabah saat 10.00 gibi resepsiyondayız, şehir hakkında bilgi ve birde harita aldıktan sonra yola çıkıyoruz. Şehrin modern bölümünde biraz dolandıktan sonra tarihi bölümüne giriyoruz. Eski sokaklar ve evler, su kemeri, kale hepsi bu tarafta. Tarihi bölümün girişinde bir tabela karşılıyor bizi “Konstantinoupolis 460 KM”. İstanbul onlar için nasıl bir anlam ifade ediyor acaba. Keşke konuşacak biri olsa diye geçiriyorum aklımdan. Eski Kavala’nın girişinde bir de harita var. Bu haritayı incelerken Kavala’nın Osmanlı tarihi açısından da önemli bir şehir olduğunu hatırlıyoruz. Osmanlı’nın Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın şehri burası. Bu ana kadar noktaları hiç birleştirmemiştim şaşırdım aslında bu kadar basit bir bilgiyi düşünemediğime… Neyse.

DSC06973Şehrin tarihi bölümü dağ ve deniz arasındaki bir tepeye kurulmuş. Dar sokaklardaki eski evler muhteşem bir manzaranın tanığı olmuş yüzyıllar boyunca. Sokaklarında dolaşırken gökkuşağının içindeymişsiniz gibi rengarenk hislerle doluyorsunuz. Evlerin çoğunda hayat devam ediyor. Bence çok ayrıcalıklı bir şey burada yaşamak. Evler, bahçeler tertemiz ve çok renkli. Az ileride tanıdık bir mimari karşılıyor bizi Halil Bey Konağı ve bir camii çıkıyor karşımıza. Tesisin kapıları açık olmasına rağmen etrafta kimsecikler yok. Bu yüzden nasıl değerlendirildiğini soramadık ama korunmuş olması bile güzel. Tesisin az ilerisinde Osmanlı’nın büyük paşası Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın evi çıkıyor karşımıza. Müze olan evi dolaşabiliyorsunuz. Ahşap yapı dönemin yaşam şekli hakkında önemli ipuçları veriyor. Kim yaptırdıysa ayrıca tebrik etmek gerek bahçesindeki heykel konağı tamamlıyor.
DSC06938Konağın aşağısında süper bir kafe var. Süper olması konumu ve iç dizaynının güzelliğinden kaynaklanıyor. Yunanlar sanatçı ruhlu insanlar sanırım duvarlarından barına, merdiveninden kapısına, tuvaletine gittiğimiz bir çok mekan çok güzeldi. Kafenin diğer özelliği ise hemen hemen bütün Kavala’yı görüyor olması. Fotoğraf için güzel bir yer. Frappelerimiz yudumlarken manzaranın keyfini çıkartıyor ve serinliyoruz. Sıcak hava ve nem kültür turizminin en büyük düşmanı olsa gerek.
Eski Kavalayı dolaşmamıza rağmen kaleyi bulamamış olmamız enteresan. Dönüşte tepedeki kalayede uğruyoruz 360 derecelik manzaraya sahip tarihi kale gerçekten büyüleyici. İçinde rahatça gezebiliyorsunuz. Hatta çatılarında bile. Egenin mavisi doyumsuz bir manzara gerçektende…
Tarihi bölümden inince bir çok güzel sokak var. Sokakların her birinden farklı kokular yükseliyor. Bir şeyler atıştırmak için duruyoruz. Fiyatlar gerçekten uygun ama 3 € ya ahtapot bulursanız sipariş etmeyin. Benden söylemesi.
DSC07113Kavala görece büyük bir şehir demiştim ama yayan gezerseniz 4 saatten fazla zaman harcamazsınız diye düşünüyorum. Günün geri kalan kısmında yine hakkında az şey bildiğimiz ve merak ettiğimiz Thasos adasına gitmeyi planlamıştık. Kavala limanı oldukça kalabalıktı. Yakın saatlerde bir çok feribot var çevre adalara. Zar zor doğru sıraya girip feribota binebildik. Thasos adasına binek araç ve 2 kişi ile geçmenin bedeli 35 € idi sanırım. 65 € da depo fulledik, adada geçireceğimiz zaman için artık hazırız.
1.5 saatlik yolculuk boyunca martıları besleyerek vakit geçirdik. Saat 18.00 gibi pekte göz doldurmayan Prinos limanına ulaştık. Ne yapacağız nereye gideceğiz hiçbir fikrimiz yok. Bir internet kafeye oturup google maps ve oradaki haritalar aracılığıyla plan yapmaya başladık. Yunanistan’da gördüklerimin ikinci bölümünüde böylece tamamlamış olayım. Son bölümde Thasos adasında geçirdiğim hayatımın en iyi tatilinden bahsedeceğim size…
Bu arada aşağıdaki duvar yazıyı ben yazmadım zaten yazılmıştı…
Sait Çetin
#Malta: Hem Tatil Hem Eğitim

Gezi Notları Meraklısına Fırsat Haberleri Yurtdışı Gezileri

#Malta: Hem Tatil Hem Eğitim

23493674605_4c59bc7067_oHavalar ısınmaya başlıyor ve bu da bizim için yazın geldiğinin habercisi niteliğinde. Bu yaz tatilinde siz ne yapmayı planlıyorsunuz bilmiyoruz ama bizim önerimiz Malta.

Malta Akdeniz’de yer alan bir adalar devletidir. Avrupa birliğinde yer alan Malta’ya Türkiye vatandaşları Schengen vizesiyle girebilmektedirler. Ülkemizden kalkan direkt uçak seferleriyle bu adalar devletine çok kısa bir zamanda ulaşmak mümkün. Su sporlarıyla ve 4 mevsim mükemmel iklimiyle tatilcilerin favori destinasyonlarından biri olan Malta aynı zamanda çok zengin bir kültüre sahiptir. Akdeniz’de yer alaması kültür olarak bize yakın olmasına neden olarak gösterilebilir. Emin olun gittiğinizde yemeklerini yabancılamayacaksınız. Yakın bir tarihe kadar İngiltere sömürgesinde bulunan Malta’nın ikinci resmi dili İngilizce’dir. Bu durum iletişimi de çok kolay hale getirmektedir. Dünya’nın en çok konuşulan yabancı dili olan İngilizce ülkemizdede çok sık konuşulmaktadır bu nedenle eğer siz de İngilizce konuşabiliyorsanız Malta’da iletişim kurarken hiçbir sıkıntı çekmeyeceksiniz demektir. Ama İngilizcem mükemmel değil diyorsanız siz hiç dert etmeyin ve Malta’ya gidin. Çünkü Malta İngilizce öğrenmek için de ideal bir ülke. Dediğimiz gibi ülkenin ikinci resmi dili ingilizce olduğu için ülkede birbirinden iyi İngilizce dil okulları bulunmakta. Bu okulların başında gelen Maltalingua Dil Okulu profesyonel kadrosu ve öğrencilerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş kurs programalarıyla sizi hedeflediğiniz İngilizce seviyesine getirmeye hazır. Konaklama için de öğrencilerine danışmanlık veren okul misafir aile yanı, hostel, otel ve özel dairelerde konaklama gibi bir çok konaklama seçeneği sunmaktadır. Konaklama konusunda danışmanlığın yanı sıra Maltalingua Dil Okulu sizlere Malta’daki sınırlı günlerinizi en verimli şekilde geçirmeniz için de etkinlikler hazırlamaktadır.Temel İngilizce, yoğunlaştırılmış İngilizce, meslekli İngilizce, IELTS Hazırlık ve özel kurslar olmak üzere sizlere birbirinden değişik bir çok kurs seçeneği sunmaktadır. Daha fazla ders almayı istediğiniz takdirde okuldan ek özel ders talep edebilir hedeflediğiniz İngilizce seviyesine bu yaz tatilinde ulaşabilirsiniz.

23411153951_0a4987b7f5_oModern bir şekilde düzenlenmiş klimalı sınıfları, terası , özel yüzme havuzu, dinlenme odası, sınırsız internet erişimli bilgisayar odaları, kütüphanesi ve öğrenci danışmanlığı için ayrılmış resepsiyon alanı ile Maltalingua dil okulu bu yaz sizleri bekliyor. Geç kalmadan Maltalingua dil okulunun sitesini ziyaret edin ve erken rezervasyon fırsatlarından yararlanın.

#Stuttgart: Başka yer, başka zaman

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Stuttgart: Başka yer, başka zaman

Planlanmış bir geziydi. Kısa ve öz. 3 gece 4 gün her şeyden uzak bir o kadar da yakın. Öncelikle belirtmek gerekir. Stuttgart gezilecek görülecek ve aa ne kadar güzel ben yine buraya gelirim denecek bir yer değil. Ama yaşanacak bir yer. Diğer bir çok Avrupa kenti gibi.

21 Mart günü Atatürk havalimanından THY’nin 11:45’te Stuttgart havalimanına giden uçağında yerimi aldım. Otel, gidilecek yerler, yenilecek yemekler, içilecek şeyler her şey belirli bir şekilde yola çıkıldı.

stuttgart14Havalimanına inildiğinde pasaport kontrolünden sonra anakapıdan çıkış yapıyorum ve 50 metre sağa doğru yürüyüp Stuttgart’ta kalacağım süre için toplu taşıma bileti alıyorum. 4 günlük gezim için 1 adet günlük bilet ( einzeltagesticket ) ve 3 günlük bilet ( 3-tage tage netz ) .  İkisine de  toplamda 33 Euro veriyorum ve sınırsız bir şekilde şehirdeki bütün toplu taşıma imkanlarından faydalanıyorum.

Almanya’da gördüğüm 3.  büyük şehir olan Stuttgart diğer kentleri aratmayacak şekilde metro ağına sahip. Havalimanından şehrin merkezinde bulunan Radisson Park’a rahat bir şekilde ulaşıyorum. Tabii S-bahn ve U-bahn aktarlamarından sonra.

Grinin hakimiyeti

Şehre hakim olan ve her yerden yansıyan renktir gri. Göğe başını kaldırdığında binaları görmemek güzel olsa da puslu ve heran yağmur yağacakmış gibi griye çalan bulutların altında vakur, kendi halinde. Taş evleri ve yemyeşil parklarıyla sessiz sakin.

Bisikletli insanlar, yürürken görebileceğiniz, parkların ve yolların sahipleri. Taş evlerin aralarında, göletlerin kenarlarında, yeşil ile girinin birleştiği bu sessiz şehirde tek kıpırtı.

Gezilecek Yerler

stuttgart15Gitmeden önce sorup araştırdığım yerlerin başında Königstraße geliyor. Üç dört kilometre uzunluğunda sağlı sollu dükkanların bulunduğu, alışveriş yapabileceğin, yemek yiyebileceğin, kahveni içebileceğin bir cadde kısaca. İstanbulda Bağdat Caddesi’ni andırıyor. Belki bir nebze daha düzenlisi. Rotebühlplatz’dan başlıyor cadde ve Schlossplatz’a oradan da Hauptbahnhof’a uzanıyor. Hayatın aktığı ve Stuttgarta dair her şeyi bulabileceğiniz yer kısaca.

Schlossplatz, şehrin ortasında bir meydan. Ardında opera binası ve yeni saray , solunda Wüttemberg Eyalet Müzesi önünde de Königstraße ile keşiştiği noktada bir alışveriş merkezini.

Banklardan birine oturup gelen geçeni seyredalarken hafif bir rüzgar eser, herkes kendi halinde bir koşuşturma içinde. Işık griye çalarken deklanşöre ardı ardına basarsın. Bisikleti ile oradan geçen birinin siluetini yakalamaktır derdin sadece .

stuttgart6Wilhelma, şehre giden için görmeden gelme denen bir yer. Biraz hayvanat bahçesi, biraz botanik park.  Beklentiyle alakalı olarak tatmin olma durumunuz değişiyor. Çok büyük bir alana kurulmuş yapıda, her coğrafyadan hayvana ev sahipliği yapıyor. Gezerken yorulabiliyor, hatta yeter artık sıkıldım diyebiliyorsunuz. Botanik bahçeleri de bitki çeşitliliği açısından belki sıradan gelebilir.

Hayvanat bahçesine ulaşım; Stadtmitte’den U14’e binip Wilhelma istasyonunda inmeniz gerekmektedir.  Giriş ücreti yetişkinler için 16 euro. 

Mercedes Museum, Stuttgart otomotiv sanayinin başkenti sayılabilecek bir kent, münih faktörünü unutmaz isek. Mercedes’in üretim sahası ve genel merkezine ev sahipliği yapan kent yine markanın mimarı açıdan ün salmış müzesi ile de adından söz ettirmektedir. ( Not: bir Alex değil ) Hauptbahnhof’tan S1’e binip Neckbarpark istasyonunda inip 500 metreye yakın bir mesafeyi yürüyerek müzeye ulaşabiliyorsunuz. 1 saati aşkın bir sürede bütün katları dolaşıyorsunuz,  Mercedes’in tarihine dair her şeyi görebiliyorsunuz. Ama neticede yorumum; o kadar yol geldim, çıkarken müzeniz batsın oldu :)

Giriş ücreti 8 euro.

Tavsiyeler;

  • Aynı gün içerisinde Wilhelma ve Mercedes Muzesini gezmeye kalkmayın. Yorgunluktan bitap düşebilirsiniz.
  • Schlossplatz’ın orada yer alan opera binası ve Oberer Schlossgarten olarak geçen gölet ve parkta birbirinden güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. (Mutlaka gidin)
  • Hans im Glück’de Heulmilchkàse mit Mehrkornbrötchen ve patates kızartması yiyin. ( Rotebühlplatz tren istasyonundan indikten sonra solda yer alan Marienstraße üzerindeki  yere gittim )
  • Maredo ya da Ochs’n Willi’de şarap içebilir, kırmızı et yiyebilirsiniz.

Başka yer Başka zaman

Stuttgart’ın belki de en güzel yeri Esslingen am Neckar. Diğer sokakları, caddeleri ,parkları bir kenara bırakıp en sona bunu saklamak, uzun uzadıya anlatmak istiyor insan.

DSC_0325

Üzüm bağları ve şarap üretimi bu küçük tarihi yerleşim için her şey.  S1 ile Stadtmitte’den Esslingen durağına gidiyorum. Trenden inip kuzeye doğru, şehre doğru yürüyorum. Almanlara ait lezzetlerden Apfelstrudel alıyorum istasyonun karşısındaki fırından. (Apfelstrudel’i unutursak kalbimiz kurusun J ) Yolumu iç güdülerimle buluyorum. Kaleye doğru gideceğim. Gördüğüm bir fotoğrafı orada bulacağım. Yürüyorum Bahnhofstraße’de. Hava da kararsız, biraz açıyor, mükemmel bir ışık, bir kapatıyor hafif yağmur. Ama zerre geri adım yok bende. Gidilecek.

Solumda üzüm bağları dağlara sıralanmış. Önümde Marktplatz. Meydan sessiz. Karşımda iki restaurant var, biri diğerine göre daha kalabalık, insanlar kendi halinde.

Binaların arasından geçip Obere Beutau’dan kaleye doğru tırmanıyorum. Daracık, arnavut kaldırımı döşeli sokaklar. Güneş tekrar yüzünü gösteriyor. Sırtımda çantam, üzerimde montum, boyunluğum. Terletiyor tırmandıkça sokağı. Arada durup fotoğraflıyorum bu naif sokağı ve ardımda kalan şehri.

DSC_0301

Yol sağa doğru kıvrılıyor , yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşten sonra kalenin girişine varıyorum. Esslingen şehri ayaklarının altında artık. Surlar ve geniş bir meydanı ile Esslinger Burg. Girişte yemek yiyebileceğiniz ve biranızı içebileceğiniz güzel, hoş bir restaurant.
Meydanı geçiyorum, surlara tırmanacağım merdivenleri ve üzüm bağlarına açılan büyükçe bir kapıyı görüyorum. Öncesinde genişçe basamaklar kapının, birer birer iniyorum.  
Kapıdan geçiyorum, üzüm bağları; gittiğim zaman hasat zamanına daha çok vakit olduğu için bağlar bomboştu, önümde daracık bir yol ve bağları yoldan ayıran bir duvar. Sur kapısından geçen yol  Marktplatz’ın olduğu yola çıkıyor. Önümde şehrin büyük yapıları. Geri dönüyorum surlara bakıyorum. Bir kaç fotoğraf, her fotoğraf arasında durup kapıya bakmak. Yavaş yavaş geldiğim yoldan yürüyorum, kapıdan geçiyorum. Güneş yakıyor.  Sola doğru dönüp surlara çıkan merdivenlere varıyorum. Yenilenen trabzanlardan birinin önünde duruyorum, defterimi çıkartıyorum ve not alıyorum. “Hayat kısa, kuşlar uçuyor”  22.03.2016 Esslingen / Stuttgart.

Rüzgarın ıslığı Ennio Morricone’nin hüzünlü Gabriel’s Oboe’si gibi kulağımda, kardeşini öldüren Mendoz’a gibi, ebedi çilesini çekmeye, basit ve de acı dolu yaşamı seçmesi gibi.  Güneş tepemde, önümde üzüm bağları ve şehre inen taşlı yol. Kilisenin çanları çalıyor, on beş defa. Şehre bakıyorum, yabancısı olduğum ama bir o kadar sıcak bulduğum. Her sokağında bir iz belki de.

Gittiğim, gördüğüm yerler hep bir şeyler katmıştır bana. Senin hikayen de böyle olsa gerek. Sensiz ama bir o kadar sen barındıran hikayende. Başka yer başka bir zamanda buluşmak üzere.

beklebizi ekip

#Oslo: City where the day never ends

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Oslo: City where the day never ends

There is daylight outside, although it is already midnight. There is no complete darkness to allow our tired bodies fall asleep. In Oslo, a very long day passes as one waits for the sunset, and you inevitably become tired as a result of the liveliness of the city. And around 4 o’clock in the morning, the sun is again on stage to wake you up….

Continue reading “#Oslo: City where the day never ends” »

#Pamukkale: Gezmedim demeyin!

Gezi Notları Türkiye Gezileri

#Pamukkale: Gezmedim demeyin!

Travertenleri ile ünlü Pamukkale, Türkiye’de mutlaka gezilmesi gereken yerlerden bir tanesi olarak yerini alıyor. Doğada kendi kendine oluşmuş olan bu güzelliği görmek için kendinize mutlaka zaman ayırmalısınız. Zaman yaratırız da kalacak oteliydi, yoluydu ben uğraşamam diyorsanız Tatilgo sizler için bu hizmetleri sağlayarak üzerinizdeki yükü hafifletiyor.

Tatilgo ile Pamukkale’yi gezmek için ayırdığınız zaman sürecindeki tüm otellere ait bilgilere ulaşabilirsiniz. Aramak istediğiniz belli bir bölge veya otel varsa sadece ismini yazmanız yeterli. Belli bir otel aramıyorsanız, sizin için cebinize uygun olması da çok önemliyse en uygun oteller sıralamasından seçim yapabilirsiniz. Otele giriş tarihinizle beraber kaç gece kalacağınızın bilgisini girerek kaç oda tutacağınızı belirtin. Yetişkin ve çocuk olarak odada kalacak kişilerin sayısını da belirttikten sonra Tatilgo size en uyacak otelleri liste halinde çıkartacak. Üstelik kalmak istediğiniz yerlerin harita ve bölge detaylarına da hızlı bir şekilde ulaşabileceksiniz. Ne zaman kalacağınız belli değilse ancak yine de aklınızda tatil yapma planlarınız varsa Pamukkale bölgesinde bulunan tüm otellerin güncel fiyatlarını hiçbir bilgi girmeden inceleyebilirsiniz.

Pamukkale bölgesinde yer alan oteller çoğunlukla yarım pansiyon olarak çalışmaktadırlar. Erken rezervasyon kabul eden ve son dakika tatil fırsatı yayınlayan otellere göre fiyat araştırması yapmak istiyorsanız bu özelliklere uyan otelleri konsept kategorisinde bulabilirsiniz. Daha önce Tatilgo aracılığı ile tatil yapmış ve bu otellerde konaklamış misafirlerin yorumlarına göre oteller yüzde üzerinden puanlamaya tabi tutulmaktadır. Bu sayede kalmak istediğiniz otel konusunda önceden fikir sahibi olmanız da kolaylaşıyor.

Belli bir fiyat aralığında arama yapmak istiyorsanız fiyat aralığınızı daraltabilir veya genişletebilirsiniz. Böylece isteklerinizi karşılayacak Pamukkale otelleri arasından size en çok uyan otele daha hızlı bir şekilde ulaşabilirsiniz. Otelleri hemen incelemek için ise “incele” butonuna basmanız yeterli olacaktır. Bu butona bastığınız anda ilgili otelin bilgilerine hızlıca ulaşabiliyorsunuz.

Aklınıza takılan bir sorunuz var ise çağrı merkezini arayarak danışmanlardan yardım alabilirsiniz. Dilerseniz daha sonra aranmak üzere numaranızı da sisteme bırakabilirsiniz.

Pamukkale’de tatil yapmak için özel fırsatların gelmesini beklemenize gerek yok, Tatilgo ile her an bir tatil fırsatı sizi bekliyor.

 

Fotoğraf Kaynak: http://pamukkale.gov.tr/tr/Pamukkale-Travertenleri

#Yunanistan: Komşunun yazlığı – 2. bölüm

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Yunanistan: Komşunun yazlığı – 2. bölüm

DSC06787(Birinci bölümü okumadan direk bu yazıya rastlamış olabilirsin. İstediğin bölümden başlayabilirsin tabi ama diğerler yazıları da oku mutlaka) Birinci Bölüm için Tıklayınız.

Yunanistan’a gelmeden önce 2 hedefimiz vardı.  Bir, Selanik’e kadar gidip görmek, iki olabildiğince fazla ve güzel deniz ürünü yemek. İlk gün pek tüketim yapamadık nedense ama bu gün kararlıyız. Yemek dışında, iki farklı bölgede denize girmek ve günün sonunda Kavala’ya ulaşmak bu günkü planımızı oluşturuyor.
Komşudaki 2. günümüze çokta geç kalmadan uyandık. Dün geceki kalabalıktan eser yok, sokaklar bom boş. Şehir merkezindeki plaja havlularımızı serdik öğlene kadar buradan denize girdik. Uçsuz bucaksız gözüken Ege Denizi sabah dümdüz. Deniz güzel ama Dedeağaç merkezindeki plajda pek bir numara yok. Öyle restortoran, kafe hizmeti falan beklemeyin. Yanlış hatırlamıyorsam sadece şezlonglar var bir bölümünde, çok güzel sayılmaz. Bir süre oyalandıktan sonra doğru otele. Sabah kahvaltı yapmadık ki gelmeden önce okuduğum yazılardaki o restoranda sağlam bir öğle yemeği yiyelim.
Avrupa’nın Az Bilinen Yerlerinde Güzel Bir Tatil Fırsatı

Etkinlik Haberleri Gezi Notları

Avrupa’nın Az Bilinen Yerlerinde Güzel Bir Tatil Fırsatı

Tatillerinizi Avrupa seyahatleriyle değerlendirmek, uçak bileti fırsatlarıyla oldukça kolay. Schengen turist vizesini edindikten sonra Avrupa Birliği üyesi ülkelerde dilediğiniz gibi tatil yapabilirsiniz. Schengen sadece birlik ülkelerini değil, Norveç gibi AB’ye dâhil olmayan bazı ülkeleri de kapsamaktadır. Avrupa’nın tarihi ve kültürel güzellikleri içinde tatil yapmak iyi bir tur planı çıkararak mümkündür.

Eğer kafanızı dinleyebileceğiniz ve kalabalıktan uzak kalabileceğiniz bir tatil istiyorsanız, yılın bütün zamanı turist alan Paris, Venedik gibi şehirler yerine az bilinen kent ve kasabaları tercih etmelisiniz. Tarihi ve coğrafi dokusu hiç bozulmamış kentler hakkında Avrupa tatili önerileri alarak kendinize iyi bir seyahat planı hazırlayabilirsiniz.

Fransa, henüz keşfedilmemiş, doğal ve tarihi güzellikler bakımından oldukça zengin birçok kent ve kasabaya sahiptir. Meuse nehri kıyısında bulunan Dinant kenti buna örnek gösterilebilir. Notr Dame Kilisesi ve tarihi kaleyle tanınan Dinant aynı zamanda saksafonun mucidi olan Adolph Sax’ın doğup büyüdüğü şehirdir. Mavinin ve yeşilin bir araya geldiği bu kentin tarihi ve kültürel dokusu içinde harika bir tatil fırsatı yakalayabilirsiniz.

Eğer denizin ve güneşin keyfini çıkaracağınız bir yaz tatili planlıyorsanız, Bordeaux yakınlarındaki Cap Ferret’e mutlaka uğramalısınız. Küçük bir sahil kenti olan Cap Ferret, nehre uzanan bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Fransa’nın birçok tatil kentine göre daha uygun bir yer olmakla birlikte, sörf faaliyetleriyle tanınmaktadır.

Fransa’nın bir diğer tarihi kenti ise Eugisheim’dır. Şarabıyla meşhur olan bu kentteki binaların çoğu Orta Çağ ve Rönesans döneminden kalmış ve bu mimariye uygun olarak restore edilmiştir. Tarihi güzellikleriyle ön plana çıkan bu kent aynı zamanda bölgenin en iyi restoranlarından bazılarına da ev sahipliği yapmaktadır. Tarihi ve kültürel turlar için Avrupa tatili önerileri arıyorsanız bu kente mutlaka uğramalısınız.

Doğanın ve tarihin iç içe geçtiği Tenby kenti ise Galler kıyılarında yer almaktadır. İrlanda Denizi ve Atlantik okyanusu arasındaki doğal bir liman üzerine kurulan bu kentin bölgedeki diğer yerlere göre daha ucuz konaklama hizmetlerine sahip olduğu da bilinmektedir. Keyifli bir Avrupa tatili için bu kenti de tercih edebilirsiniz.

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...