Etiket: konaklama

#Belgrad

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Belgrad

Beograd yani bizim bildiğimiz Sırbistan ülkesinin başkenti Belgrad…

Avrupa’ya gidenler bilir neredeyse her görülen nehir Tuna Nehri’dir. Belgrad’ta ise Tuna ile Sava’nın birbirine kavuşmasını görebilirsiniz. Bizim Belgrad’a gidişimizin altında da gizli gizli bu romantizm vardı. Kesinlikle haftasonu kaçamakları için sık sık gidilebilinecek bir yer. Şehri baya sevdik. Kendince bir harmonisi, albenisi var ve diğer Avrupa şehirlerinden ayrılan bariz bir dokusu… Aşağıda detaylıca olumlu veya olumsuz yönlerinden bahsettim. İyi okumalar.

IMG_4267

Belgrad, Osmanlı’ların Avrupa’ya giriş kapısı olduğu için zamanında savaşlardan ötürü çok yıpranmış ve bu yıpranmış görüntü günümüze kadar ulaşmış. Şehre girdiğinizde çok bir tarihi yapı gözünüze çarpmayacaktır. Köprüleri bile yeni, Prag’daki Charles Bridge (Karl Köprüsü) vb. bir şey görmeyi beklemeyiniz. Dediğim gibi tarihte çok savaş gördüğü için yıkılıp duran, hırpalanan bir şehirden beklentiniz büyük olmasın. Kalemegdan Kalesi’ne çıktığınızda da çok aman aman abartılı bir kale beklemeyin. Kendince mütevazi yaralarını sarmaya çalışan bir şehir gibi hissettim.

Şehrin dışından merkezine indikçe çevremize detaylıca bakındık, acaba bu insanların geçim kaynağı tam olarak nedir diye? Sanayileşme göremedik. Finans alanında uluslararası bankaları ve bir iki büyük teknoloji firması görebildik. Akşam ise eğlence sektörünün genişliği ve kendince sektör oluşturmasıyla da turizm de büyük gelir kaynaklarındanmış diye düşündük.

Para birimi bizim kullandığımız para birimine göre değersiz olduğu için 100 euroyu bozdurduğunuzda elinize bir sürü kağıt para geçecektir. Kendinizi zengin hissedip rahatça şımarabileceksiniz. Yemekleri ve içkileri hem enfes ve kaliteli hem de gerçekten çok uygun! Gittiğimiz restaurantların hepsi güzel restaurantlardı. Öncesinde kaldığımız otelin resepsiyonundan rica edip rezervasyonlarımızı yaptırdık.

İnsanlarının çok sevimli olduğu söylenemez. Kaba Fransızlar denildiğinde ölü bir Fransız’ın kemikleri sızlar! Garsonları çokta ilgili değil, taksici amcalar alabildiğine kaba ve İngilizce bilgileri varla yok arasında. Türkçe konuşmaya çalışın daha iyi anlaşırsınız (ort. 5000 Türkçe kelime Sırpça’ya dahil olmuş!).

Ulaşım konusunda detaylıca bilgi veremeyeceğim, taksiler gerçekten ucuzdu ve kalabalık bir ekip olduğumuz için her yere taksiyle gittik bazen de yürüyerek. Havalimanından şehir merkezine otobüs mevcuttur. Havalimanından çıkarken taksiciler birliği gibi bir yerde gideceğiniz yere göre taksiciyi ayarlayan ve size fişi veren bir danışma göreceksiniz. Oradan detaylı bilgiyi alabilirsiniz.

Şehir merkezi küçük ve yürüyerek şehri keşfedebilirsiniz. Bir yuvarlak olarak düşünün en sonunda yine başladığınız yere geri dönebileceksiniz.

İlk gün uçaktan inip otIMG_4281ele yerleştikten sonra gidip bir soluklanmak, bir şeyler içmek, doya doya turistliğimizi yaşamak ve fotoğraf çekmek istediğimiz için Skadarska diye vintage caddesine gittik.

Kneza Mihaila Caddesi  üstünde bir sürü kafeler ve ilginç sanat galeri mevcuttur. Bu caddede bulunan değişik el işlerinin olduğu stantlardan kendinize ufak hediyelikler alabilirsiniz. Benim favori satıcım ise Kneza Mihaila Caddesi’nden Kalemegdan Kalesi’ne giden yolda solda kalan antika broş satan amca oldu. Yere çöküp yarım saat kendime uygun bir broş seçmeye çalıştım. Uydu motifli bir sürü broşu vardı. Hemen Rusya’ya ait  Kosmos Uydu’larının birini buldum. Kosmik evrende yaşıyoruz, kosmonun yeri ve araştırmaları bende zaten hep farklı olmuştur.

Yine Kneza Mihaila Caddesi’nde tadına doyamayacağınız Ice Box adında bir dondurmacı var. Muhakkak uğrayınız.

IMG_4287Akşam yemeği için nehir kenarında bulunan birbirinden değişik dekorasyonlara sahip restaurantlardan biri olan Ambar Restaurant’ta yemeğimizi yedik. Bir kutlama organizasyonuna katılmak için geldiğimiz Belgrad şehrinde restaurantlara daha önceden rezervasyon yaptırmıştık. Geleneksel yemekler değişik bir şekilde sunuluyor, porsiyonları küçüktü, öneri olarak çoğu yemek güzel ve lezzetliydi. Tüm menüyü tadabilme imkanı yakaladık. Kokteylilerinden de muhakkak tatmanızı öneririm.

Diğer akşam ise Zemun bölgesinde bulunan Supermarket Talas’ta bir rezervasyonumuz vardı.  Hava güzelse dışarıda oturabilirsiniz. Etleri çok lezzetliydi, porsiyonu ise baya büyüktü. İki kişi rahatça paylaşabilir. Ev yapımı şaraplarını da denemelisiniz. İçinde mini bir alışveriş yapacağınız markette bulunmaktadır.

Belgrad’ın denizi dedikleri plaj mantığıyla işletmelerin olduğu Ada Ciganlija’yı da ziyaret edebildik. Suya girme yanlısıydım ama suyun rengi çokta iç açıcı olmadığı için bolca soğuk suda duş alıp bir şeyler içip gönlümüzce dinlendik.

Ve gelelim asıl mevzuya:) Dımtıss dımtısss Gece Hayatı! Oooo laaa laaa tadında ve belki daha da ötesi… Sizde bizim gibi eğlenceye düşkünseniz burası tam sizlik. Avrupa’nın en eğlencesi bol şehri! Havuzlu partilerden tutun da underground mekanlarına oradan nehir kenarındaki canlı müziğe hemen yanında Club’e derken bir gece de çok çeşit görebilirsiniz! Uyarı gideceğiniz Club’lerin veya eğlence yerlerinin girişinde muhakkak rezervasyon soruluyor, rezervasyonsuz da girilebilir ama tüm yerlerin içi hınca hınç insan dolu. Loca veya stantların fiyatları Türkiye’ye göre zaten ucuz olduğu için rahatça eğlenmek istiyorsanız muhakkak rezervasyon yaptırmalısınız.
Daha aklımda ve sonradan öğrendiğim bir sürü yer var.  IMG_4416

Örneğin; Freestyler Belgrade Night Club’de güzel bir loca için rezervasyon muhakkak yaptırın! Hot Mess R&B gecesine katıldık, havuzlu bir Club olması vs. enteresandı ama bizi pek açmadı. Port by Community ise gerçekten eğlenceliydi, canlı Sırpça şarkılar söyleyen bir gurp eşliğinde çoştuk durduk.  Shootiranje’de ise birbirinden lezzetli ve adını bile bilmediğim shotlar içtik. Shlep adlı nehir kenarında sabah 05:00’a kadar süren Spotify’ımda favori listemdeki neredeyse tüm şarkıları çalan mekan ise kalbimde başka bir yerde… Oraya tekrar tekrar gidilir. İçinde langırt, salıncak, banklar ve çılgın DJ’yi barındıran, nezih efsane bir bar! Giriş için cüzü bir ücreti var ama çıkın çıkın gidin yerlerinden! Sizi mekandan kovasıya kadar oradan çıkmayın, güneşin doğuşunu izleyip “GÜNAYDIN BELGRAD!” deyin…

2 gece 3 gün kaldık. Gezme, yeme, içme için ort. 100-150 euro harcadık. Otelimiz için ise extra kişi başı 50 euro ödedik. Siz daha uygun konaklama bulabilirsiniz, şehre önyargılı yaklaştığımız için otel bari bilinen bir yer olsun dedik. Otelimizin ismi Hotel Srbija Garni idi. Şimdiden Belgrad seyahati planlayanlara iyi eğlenceler:)

Kahvaltı & Atıştırmalık

Akşam Yemeği

Bar & Club

İrem Akçakara

#Yunanistan: Komşunun yazlığı – 2. bölüm

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Yunanistan: Komşunun yazlığı – 2. bölüm

DSC06787(Birinci bölümü okumadan direk bu yazıya rastlamış olabilirsin. İstediğin bölümden başlayabilirsin tabi ama diğerler yazıları da oku mutlaka) Birinci Bölüm için Tıklayınız.

Yunanistan’a gelmeden önce 2 hedefimiz vardı.  Bir, Selanik’e kadar gidip görmek, iki olabildiğince fazla ve güzel deniz ürünü yemek. İlk gün pek tüketim yapamadık nedense ama bu gün kararlıyız. Yemek dışında, iki farklı bölgede denize girmek ve günün sonunda Kavala’ya ulaşmak bu günkü planımızı oluşturuyor.
Komşudaki 2. günümüze çokta geç kalmadan uyandık. Dün geceki kalabalıktan eser yok, sokaklar bom boş. Şehir merkezindeki plaja havlularımızı serdik öğlene kadar buradan denize girdik. Uçsuz bucaksız gözüken Ege Denizi sabah dümdüz. Deniz güzel ama Dedeağaç merkezindeki plajda pek bir numara yok. Öyle restortoran, kafe hizmeti falan beklemeyin. Yanlış hatırlamıyorsam sadece şezlonglar var bir bölümünde, çok güzel sayılmaz. Bir süre oyalandıktan sonra doğru otele. Sabah kahvaltı yapmadık ki gelmeden önce okuduğum yazılardaki o restoranda sağlam bir öğle yemeği yiyelim.
#Strasbourg: Fransa ve Almanya arasında

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Strasbourg: Fransa ve Almanya arasında

Almanya ile Fransa arasında kalan bu şehri Avrupa’yı az çok bilen herkes duymuştur. Özellikle Almanya’nın güney batısındaki sınırına çok yakın olan bu şehir Alman ve Fransız karışımından oluşuyor bana göre.  Eğer Almanya’dan geliyorsanız turistik mekanlarda anlaşmakta zorluk çekmezsiniz.

Neresi gezilir ?

Strassbourg’un sokaklarında yürüyüş yapabilir ve bu hüzünlü şehrin keyfini çıkarabilirsiniz. Meydanda bulunan katedral görülebilir. Ayrıca Petit France yani küçük Fransa anlamına gelen bölge görülebilir.

Ne yenir ?

Turistik mekanlarda tabiki yiyecek açısından sıkıntı çekmezsiniz ancak bazı mekanlar gündüz saatlerinde kapalı oluyor yaz döneminde. Siesta gibi bir şey yapıyorlar anladığım kadarıyla. Örneğin 2’ye kadar açık olup sonra akşam üstü 6’ya kadar kapalı oluyorlar sonra akşam için tekrar açılıyorlar.

Fransa’ya gelmişken baget ekmeğine yapılan sandviçlerden ve fransız tatlılarından yerin derim. Katedralin bulunduğu meydana çıkan sokaklardan birinde şu an ismini hatırlayamadığım bir kurabiye ve şeker dükkanı var. Renk renk kutulardan ve çeşitli kurabiyelerden istediğinizi seçip kendinize tatlı dakikalar hediye edebilirsiniz.  Ayrıca bir çok mekanda Almanya’ya özgü olan pizzaya benzeyen “Flammkuchen” isimle yiyeceği burda da bulmanız mümkün. Pizzaya benzeyen Flammkuchen pizzadan çok daha ince bir hamura yapılan çok hafif bir yiyecek, Almanya’ya gitmeyecekseniz Fransa’da bulmuşken deneyin derim.

İyi gezmeler!

İlkim Ecem EMRE

#Bozcaada: Bir küçük Eylül meselesi

Gezi Notları Türkiye Gezileri

#Bozcaada: Bir küçük Eylül meselesi

DSC_0331Herkesin içinde unutamadığı bir mesele vardır, bir mesele ki sen nereye gidersen git peşinsıra gelir ve seni bulur. Bir eylül meselesi de belki en uygun kelimedir bu ufak gezi için.

“Tanrı insanları uzun ömürlü olsun diye Bozcaada‘yı yaratmış.” Evet, Bozcaada’ya girdiğinizde bir evin duvarında gözünüze çarpan yazı tam olarak böyle. Heredot söylemiş zamanında. Eski adı Tenedos olan Bozcaada, Heredot’un yazılarında sık sık geçmekte. Mitolojik öyküleri var aynı zamanda bu masalsı adanın. Alabildiğine üzüm bağları, şarapları, nefis yemekleri, serin denizi, bozulmamış doğası, küçük sevimli koyları, güneşinin batışının güzelliği, keyifli insanları; keyif insanları ile ünlü, aşık olunası yer Bozcaada. Kafanızı meşgul eden her şeyi bir kenara bırakın ve gelin bu masalın bir parçası olun. Bu, sizin masalınız olsun.

Aylardan eylül, yazın sıcakları henüz geçmeden 5 arkadaş, bir kısmı birbirini ilk kez görüyor, istanbul’dan bir hafta sonu kaçamağı için Bozcaada yollarına düşer. Ve hikayemiz başlar.… Continue reading “#Bozcaada: Bir küçük Eylül meselesi” »

#Kapadokya: Periler Diyarı – 1. bölüm

Gezi Notları Türkiye Gezileri

#Kapadokya: Periler Diyarı – 1. bölüm

BALON 4Şimdi size desem ki güzel atlar ülkesi ne anlarsınız veya ne tahmin edersiniz? Yada biraz kopya daha veriyim peri bacası, ıhlara vadisi. Evet, doğru cevap Kapadokya. Bundan 60 milyon önce lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların yağmur ve rüzgârın aşındırmasıyla oluşmuş eşi benzeri olmayan bir güzelliğe sahip. Her mevsimi ayrı güzellikte. Kışı ayrı baharı ayrı güzel. Yıllar önce gitmiştim Kapadokya’ya, bir yer ne kadar değişebilir ki yıllar sonra demedim, tekrar gitmeye kara verdim. İster uçakla ki artık Nevşehir’e uçuş var yada arabayla gitmek mümkün.
Kafaya koyduk, planı yaptık ve Kapadokya’ya merhaba dedik. Öncelikle Kapadokya otelleri arasında seçim yapmak epey zor, konaklama seçenekleri çok fazla. İster peri bacalarının içine kurulmuş otellerde kalın ister 5 yıldızlı otelde. Ben tercihimi Ürgüp’te bulunan Burcu Kaya Otel’den yana kullandım. Biraz otel’den bahsedeyim. Öncelikle otel aile işletmesi. Çok yıllar önce kendi evleriyken, orijinal halini koruyarak, aynı mimaride bir bina daha yapmış Ahmet bey ve başlamışlar misafirlerini ağırlamaya. Zaten etrafa baktığınızda sanki bir mahalle içinde konaklıyormuşsunuz hissi veriyor. Otelin bir artısı ise yemeklerde kullanılan malzemeler organik. Bizzat kendi tarlalarında yetiştirdiklerini misafirlerine sunuyorlar. Personel bir o kadar yardımsever ve güler yüzlü. Kıssadan hisse benden artı puan.

Continue reading “#Kapadokya: Periler Diyarı – 1. bölüm” »

#Hindistan: Musonların arkasından el sallamak

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Hindistan: Musonların arkasından el sallamak

Goa-7Her eyaletin kendine has bir mimarisi vardır Hindistan’da. Sömürge döneminin izlerini, toplumun kültüründen daha çok mimarisinde gözlemleyebiliriz burada. Portekiz İmparatorluğunun doğudaki incisi Goa yemyeşil caddeleri, balık pazarları, kısa sari giyen teyzeleri ile size kucak açar. Goa’ya giriş yaptığınızı müstakil evlere kondurulmuş çatılardan, kırmızı kiremitlerden, hindu tapınaklarının yerini alan kiliselerden kolaylıkla anlayabilirsiniz.
Musonların sonuna yaklaşırken, risk alıp sezonu açmak için kendimizi Goa’da bulduk. Mapusa otogarına vardığımızda çevremizi saran taksi şoförlerinden ve motorsiklet kiralayıcılarından kıl payı kurtulup, bizi Anjuna’ya götürecek otobüsün de yer aldığı otobüs duraklarına ulaştık. Camları açıp püfür püfür seyahat edebileceğiniz otobüsler sizi 15 rupee’ye Anjuna’ya götürür. Şoförün şarkı listesine biraz da olsa eşlik edip eğlenmek ise cabası.… Continue reading “#Hindistan: Musonların arkasından el sallamak” »
#Edinburgh

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Edinburgh

Resim 031Herkesin bir şehirden beklentisi farklıdır. Ben kişisel olarak insanının hep sıcak olduğu, size gülümsediği ve tarihi dokusunu korumayı başarmış ve günümüzde de yaşatan yerleri severim. İşte Edinburgh böyle taş lahitlerden örülmüş gibi görünen bir başkent. Kışları dondurucu soğuklarıyla yaşayanların bir hayli tepkisini alsa da baharın gelmesiyle yemyeşil bahçeleri, rengarenk çiçekleri ve güleryüzlü İskoç halkıyla içinizi ısıtıyor. İngilizlerin o soğuk ve kendilerini beğenmiş havalarından sonra İskoçya insanı size müthiş sıcakkanlı gelecek.

Neden bilmiyorum Edinburgh’u daha farklı düşünmüştüm. Belki Belfast’ın kasveti vardı üzerimde hep erteledim oraya gitmeyi; fakat gidip gördükten sonra büyük bir pişmanlık duydum, “keşke”lerle doldum. İki ya da üç gün kaldığım bu kente doyamadım, öyle ki Türkiye’ye döndükten sonra sürekli uygun fiyatlı uçuşlar kovalamaya, alternatif rotalar yapmaya çalıştım; fakat bir türlü olduramadım.

Resim 209Edinburgh gezi kuşağımızın son durağıydı, fena halde yorulmuş ve beklentimizi minimuma indirmiş bir vaziyetteydik. Hem garip bir hüzün vardı içimizde, hem de büyük bir mutluluk. Kaldığımız hostel odası yaklaşık on kişinin kaldığı bir yerdi, bolca horlama duyduk anlayacağınız. Neyse ki şehrin ortasında yükselen kale manzarası mutsuz ve uykusuz saatleri bastırmada oldukça başarılı oldu.

Sabah hostelden çıkıp rastgele gördüğümüz bir Türk restoranında ‘’English Breakfast’’ yemeye karar verdik. Kahvaltıyı oldukça lezzetli ve başarılı bulduk. Sahibi ve Türkçe öğrettiği İngiliz eşi oldukça sempatiklerdi.

Bu arada sokakların arasında gezerken gördüğünüz ikinci el eşya satan dükkanlara uğramaktan sakı ola çekinmeyin; evet objeler biraz pahalı; fakat görmeye ve o ruhu hissetmeye kesinlikle değer.

İlk gece hostelde kalıp miskinlik yapmayı istesek de son bir gayretle küçük bir puba gidip günün viskisi olarak şirin tahtaya tebeşirle yazılmış en ucuz viskiden alalım dedik. Viskinin acı ve mayhoş tadını hiç sevmeyen ben o yumuşak tada hayran kaldım. Nitekim ‘Highland Park’ isimli viskinin gerçekten ünlü ve pahalı bir marka olduğunu sonradan öğrendik.

Bazen anın içinde kaybolur ve zamanı durdurmak istersiniz, burada geçirdiğim saatler de benim için öyle oldu, üç beş masalı küçücük bir yer olmasına rağmen canlı gayda dinlemek ve pub ruhunu yakalamak tarifsiz mutluluk yarattı.

İkinci günümüzde, bir şehri gezmenin en etkili yolunun şehir turlarına katılmak olduğunu düşündüğümüzden burda da aynı şekilde hareket etmeye karar verdik. Rehberimiz tam anlamıyla ‘Braveheart’tan fırlamış savaşçı ve özgürlükçü ruhunu bize yansıtan aynı zamanda da esprili ve sempatik uzun saçlı ellili yaşlarında biriydi.

İlk olarak mezarlıkları keşfettik. Şehrin gotik havası mezarlıklarıyla tam bir bütünlük oluşturuyor. O düzen ve yapı benim fazlasıyla hoşuma gitti. Kişiye gösterilen saygıyı kesinlikle orada hissettim.

Resim 226Devamında, J. K. Rowling’in oturup ünlü seriyi yazdığı yer olan Elephant Cafe’ye gittik. Mekanın konumunu gördükten sonra ise insan ister istemez ‘’ Ben de bu manzaraya baksam, ben de yazardım Harry Potter serisini. ’’ diye düşünmekten kendini alamıyor. Açıkçası çocukluğumdan beri tek solukta okuduğum kitapları Edinburgh’u görünce  hayal ürününden çok, gerçeklik olarak algıladım.

Akşam ise katıldığımız ‘Ghost Tour’ kesinlikle tavsiye ettiğim bir tur. Genellikle saat 21.00 gibi başlayan bu turda anlatılan cadı, kara büyü ve hayalet hikayeleri tüylerinizi diken diken ederken çıktığınız tepelerden günbatımına nazır muhteşem kareler yakalabiliyorsunuz.

Hard Rock Cafe’sini ayrı bir beğendiğimi, her şehirden olduğu gibi buradan da hatıra olarak üzerinde şehrin bir görüntüsünün ve adının yazılı olduğu Starbucks’ta satılan küçük espresso bardağımı aldığımı da eklemeliyim.

Son olarak aklınızda bulunsun, Edinburgh ‘edinbra’ diye okunuyor o diyarlarda, keza sonra anlaşılmayabilirsiniz.

Bavullar şimdiden hazırlansın, Kuzey Denizi’nin eteklerindeki ihtişamlı kale sizi çağırıyor!

Feriha Tütüncü

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

#NewYork: Mega kentten gezi notları

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#NewYork: Mega kentten gezi notları

New York City, Amerika’ya gitmişken görmeden dönülmemesi gereken bir şehir…Adını sıkça Amerikan filmlerinden duyduğumuz bu popüler şehir, ünlü Times meydanıyla birçok insanın bildiği, ismini sıkça duyarak aşina olduğu, tanıdık bir yer aslında.Work and Travel katılımcısı olarak son bir buçuk hafta gezdiğim New York şehri, daha küçük bir kasabada 2 ay kalıp çalıştıktan sonra bana İstanbul’u hatırlattı. Aynı zamanda arkadaşlarım ve ben New York’ta hiç yabancılık çekmedik. Türk nüfusu oldukça fazla. Times meydanını dolaşırken göz göze gelmemek, selamlaşmamak olası değil. Hatta New York’ta Türk günü bile düzenleniyor. Yöresel yemeklerin, folklorik kıyafetlerin ve Türklerin buluştuğu bu etkinlik özlemimizi bir an olsun dindiriyor. Benim de New York’ta bulunduğum hafta şans eseri denk geldiğim Türk günü özlediğim tatları, özlediğim atmosferi yaşamamı sağladı. Amerika’nın bu gelişmiş ve büyük kentinde Türklere özel bir gün yapılması boydan boya Türk bayraklarını görmek ve Türk yemeklerinden yemek gurur vericiydi. Türk yemekleri Amerika’da da oldukça ilgi görüyor. Amerika’da uzak ve daha az gelişmiş kentlerde göremediğimiz Türk restoranlarına New York’ta sık sık rastlıyorsunuz. Örneğin “Ali Baba” en meşhurlarından biri. Kısacası Mc Donalds, Burger King’ler tek çareniz değil. Annelerimizin yemekleri gibi olmasa da  New York’ta aç kalmazsınız.:) Türkiye’deki fiyatlarla karşılaştırırsak biraz daha pahalı tabiki.

New_York_City

Biraz da New York’un genel yapısından, ulaşımından, caddelerinden bahsedelim. New York’un 5 tane ilçesi var. Bunlar, Queens, Bronx, Brooklyn, Manhattan ve Staten Island. İsminin sıkça anıldığı Central Park, Times Square gibi önemli yerler Manhattan’da bulunuyor. Ulaşım boyutuna gelince gelişmiş metro hattıyla her yere gidebilirsiniz. Ama mutlaka bir metro haritası kullanmanızı öneririm yoksa içinde kaybolabilirsiniz. Bir öneri : Ankara metrosuyla kıyaslamaya kalkışmayınız! :) Harita sayesinde aktarmalara, gideceğiniz cadde numaralarına kolayca ulaşımınızı çabuk bir şekilde halledebilirsiniz. Metro çok temiz görünmese de özellikle akşam saatlerinde korkutucu olmasına rağmen her gün her saat bindiğimiz metroda bir sıkıntı yaşamadık. Konaklama kısmına gelecek olursak, tabiki ana caddelerde oldukça pahalı ancak hostelleri araştırabilir ya da daha ucuz otellerin olduğu bölgelerde kalabilirsiniz. Ben ve arkadaşlarım konaklama konusunda fazla bütçe ayırmadığımız için Jamaica Center’da kaldık. Bu bölgede siyahi olmayan ben ve arkadaşlarımdı ama hiç de abartıldığı kadar tehlikeli bir yer olmadı bizim için ama Harlem’ den (suç oranı oldukça yüksek bir bölge) bahsetmiyoruz tabiki..:)

new-york

NY sokaklarının renkliliğinden de bahsetmeli biraz. Sokak sanatçıları oldukça meşhur… Müzik yapan gençler, resim yapıp satan amcalar hepsi yetenek sizsiniz programından çıkan yarışmacılar gibiler. Birçok insan parasını sokaktan çıkarıyor diyebiliriz. 5 dolar verip fotoğraflar çektirebileceğiniz ilginç kostümlü insanlar sokakları renklendiriyor. Özellikle akşam saatleri canlanan ve güzelleşen bu şehirde gezilecek ve görülecek yerler arasında Times meydanı, Central Park hariç Empire State Building (NY’nin en uzun gökdeleni), Statue of Liberty (Özgürlük Heykeli), Brooklyn Köprüsü bulunuyor. Ayrıca NY bir müze kenti. En ünlü müzelerden olan Museum of Modern Art (MoMA) da en ünlü ressamların yaptıkları tabloları görebilir, Londra merkezli Madame Tussauds Museum müzesinin şubesini gezip, balmumundan yapılmış olan ünlü kişilerin heykel kopyalarını görebilirsiniz. NY’ a gidecek olan veya orda olan gezginlere duyurulur… İyi keşifler..:)

Bir Work and Travel deneyimcisi,

Cansın Emel Çiftçi

#Lüksemburg: Asil bir şehirde ufak gezinti

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Lüksemburg: Asil bir şehirde ufak gezinti

Bir şehir düşünün ki tüm asaletiyle sizi içine çeksin. Kibar insanlar, medeni sokaklar, çok güzel bir doğa, tarihle modernin birleştiği bir mimari … İşte bahsettiğim ülke Lüksemburg aynı zamanda ülke ile aynı adı taşıyan başkenti… Lüksemburg tam karma bir ülke. Fransızca, Almanca ve İngilizce’nin konuşulduğu ve aynı zamanda bunların bir karışımından oluşan Lüksemburgça isimli dile de sahip olan bir yer. Avrupa ülkelerini gezdiyseniz bir çoğunun birbirine benzediği hissiyatına elbette kapılmışsınızdır. Burada da bu his peşinizi tabi ki bırakmıyor. Ama ben Lüksemburg’ta ayrı bir asalet havasını kokladım sanki. Yine de Fransa ve Almanya arasında sıkışmış bu küçük ülkeyi görün derim.

LüksemburgLüksemburg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ne yenir ?
Mutfak ve kültür olarak komşusu olan Fransa ve Almanya’dan elbette farklı değil. O yüzden farklı bir yemek ya da mutfak arayışına girmek çok ilginç sonuçlar doğurmayacaktır. Şahsen ben de gittiğimde farklı bir lezzet denemedim. Waffle ve krep yemekle idare ettim.

 

Lüksemburg

Nereler gezilir ?
Bu küçük şehirde ana caddeyi gezin, tarihi binaların güzelliğinin tadını çıkarın, güleryüzlü insanlarla karşılaşın. Ana caddenin yani çarşı olarak adlandırabileceğim merkezin hemen yakınında vadi gibi bir yer var. Vadi dediysem insanın gözünde farklı bir şey canlanabilir diye düşünerekten fotoğraflarımda buranın nasıl bir yer olduğunu görebilirsiniz diye belirtmek istiyorum:)Üzerinden tarihi ve görkemli bir köprünün geçtiği, aşağı baktığınızda yemyeşilin içinde kaybolabileceğiniz bir vadi düşünün. Bu köprüyü mutlaka görün ve mümkünse üstünden yürüyün.

Çok güzel fotoğraf kareleri yakalayacağınıza eminim. Ayrıca bisiklet kiralayıp şehir içinde gezebilirsiniz.
Şehirde eminim ki çeşitli müzeler vs. de vardır ancak ben gitmediğim için bu konuda bilgi veremeyeceğim.

 

Kısa ve öz bir yazı oldu :)
İyi gezmeler !

İlkim Ecem EMRE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...