Etiket: kotor

#Karadağ Notları: #Perast & #Podgorica

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Karadağ Notları: #Perast & #Podgorica

Erkenden uyanarak otobüs terminalinin yolunu tutuyorum. Bugün Karadağ’ın en gözde ve en turistik yerlerinden biri olan Kotor’a gideceğim. Bineceğiniz otobüsün güzargahına göre değişmekle beraber, yolculuk yaklaşık 40 dakika kadar sürüyor.

Kotor küçük bir sahil şehri – aslında kasabası. Muhteşem bir doğası ve tarihi var. Şehir UNESCO’nun Dünya Mirasları Listesi’nde yer alıyor. Bir çok cruise gemisinin uğrak yeri olan Kotor Limanı ve çevresi sürekli kalabalık. Her yer ağzına kadar turist dolu. Sokaklarda yürümek bazen çok güç olabiliyor.

Otobüs terminalinden eski şehre 10 dakika kadar yürüyorum ve Venedikliler tarafından temelleri atılan, 9. Yy ile 19. Yy arasında sürekli gelişen içinde kale, kliseler, şapeller, kuleler, evler ve turizmin gelişmesiyle de yüzlerce dükkan, restaurant ve cafenin bulunduğu Eski Şehre ve Kotor Kalesi’ne (Kotor Fortress) ‘Sea Gate’ adı verilen kapıdan giriyorum. İlk hedefim kalenin tepesine tırmanmak. Tepeye tırmanmak için 3 euro ücret ödüyorsunuz. Kotor’u tepeden görmek için sabırsızlanıyorum ancak bu kolay olmayacak. Biletçi adam beni yanımda su ve şapka bulunması konusunda uyarıyor. Önümde 1350 basamak ve uzunluğunu bilmediğim patikalar var. Çıkıp inmem ne kadar sürer diye sorduğumda yaklaşık 2 saat sürer cevabını alıyorum ve başlıyorum tırmanmaya. Yol çok güvenli değil. Belli bir kısmında renöve edilmiş basamaklar olmasına rağmen bir kısmı taş yığını ve ayağınızın kayma riski yüksek. O yüzden sağlam ve bu yürüyüşe uygun bir ayakkabı tercih etmenizi tavsiye ederim. Acelem olmadığı için basamakları yavaş yavaş çıkıyorum. Çıktıkça manzara ağzımı açık bırakıyor. Sırf bu manzara için bile değer. Gitmişken muhakkak çıkın. En tepede ise bir kilise var. Çok büyük bir şey beklemeyin derim. Özellikle tarihe süper ilgi duymayanlar için tek çekici şey manzara.

img_9961
Tepeden Kotor

Aşağıya indiğimde yaklaşık 2,5 saat geçmişti. Kan-ter içinde ilk bulduğum cafeye oturarak Americano söylüyorum. Kahvemi yudumlarken turistlerin sağa sola koşuşmasını seyre dalıyorum.

Tüm gününüzü geçirmek için küçük bir yer Kotor. Katedral, meraklısı için bazı kiliseler ve sanat galeri görülmeye değer yerler. Ancak kaçırılmaması ve Kotor’a kadar gitmişken ziyaret edilmesi gereken bir yer daha var. 20 dakika uzaklıktaki köy, Perast. Perast’a deniz yolu ile turistik turlar mevcut, ancak ben bu tarz turları ‘çok turistik’ bulduğumdan ve zamanımı hiç kimseye bağlamak istemediğimden yine karayolunu seçiyor ve bir minibüse binerek 1,5 euroya Perast’a varıyorum.

img_0222
Perast

Sanırım tüm gezim boyunca beni en çok etkileyen Perast oldu. Minibüsten yolun kenarında indikten sonra eski evlerin arasından geçerek merdivenlerden köyün merkezine indim. İlk ziyaret ettiğim yer tabii ki kilise. Kilisenin çok güzel bir saat kulesi var. Muhakkak görün demiyorum, zaten görmemeniz imkansız. Perast’da en çok ziyaret edilen yer, Our Lady of the Rocks Katolik Kilisesi. Kilise’nin özelliği ise insan yapımı bir adanın üzerinde yer alması. Bu ada denize batırılan kayalar ve batık bir gemi ile yaratılmış. Adanın üzerindeki bilinen ilk kilise 1452 yılında inşa edilmiş. Roman Katolikler ise 1632 yılında Our Lady of the Rocks’ı inşa etmişler. Adaya, sahilde bulabileceğiniz küçük teknelerle ulaşabilirsiniz. Kilise’nin içindeki resimler görülmeye değer. Size eşlik eden dağlar ve muhteşem Adriatik ise cabası.

img_0166
Our Lady of the Rocks

2-3 saatimi Perast’ta geçirdikten sonra dönüş yolundayım. Ana yola çıkarak otobüs ya da minibüs bulmayı umarak yaklaşık 30 dakika bekledim. Bu arada hiç taksi geçmediğini de belirteyim. Neyse ki sonunda bir otobüs geçti ve Kotor’a geri döndüm. Hemen ardından da Budva’ya doğru yola çıktım.

Akşam 6 gibi Budva’dayım. Eski şehri geçtikten sonra yürüyerek yaklaşık 5 dakikada ulaşabileceğiniz çok popüler bir plaj olan Mogren Beach’e giderek kendimi denize atıyorum. Bugün burada son gecem. Yarın Podgorica’ya geçecek ve oradan da Türk Hava Yolları ile Istanbul’a uçacağım.

Akşam yemeğimi Budva’nın en bilinen deniz ürünü restaurantlarından biri olan Jadran’da yiyorum. Buranın Türkler arasında çok popüler olduğunu duymuştum. Fiyatlar makul, yemekler lezzetli. Yemeğin ardından yine popüler publardan biri olan Casper’a giderek son gecemin keyfini çıkarıyorum.

Her tatil dönüşü buruk olurum. Açıkçası Budva’dan ayrılırken de bu burukluğu ziyadesiyle hissettim. Bu doğa harikası, masal kitabından fırlamış destinasyona bir kez daha gelmeyi dilerek, Podgorica’ya doğru otobüsle yola çıktım. Istanbul’a dönüş uçağım akşam olduğu için Podgorica’ya ayıracak zamanım da var. Zaten çok küçük bir şehir olduğunu bildiğim Podgorica’yı yürüyerek gezmeyi planlıyorum.

img_0331
Millenium Bridge

Podgorica, Karadağ’ın en büyük şehri olsa da, diğer şehirler gibi bana çok küçük geliyor. Nufüsü 150,000 olan şehrin nasıl başkent olduğuna şaşırıyorum nedense. Her yer çok sakin. Ortalık tenha. Tarihi eser, görülecek, ziyaret edilecek pek bir şey yok. Öyle yüksek bina da bulunmuyor şehirde. Devlet dairelerinin önünden geçerken gördüğüm şık ancak asık suratlı insanlar sanki burada zorla yaşıyorlarmış izlenimi veriyorlar. Görülecek yerleri araştırırken rastladığım Millenium Bridge’i görmek için yürümeye devam ediyorum. Çok geniş parklardan geçerek köprüye ulaşıyorum. Ancak büyük bir hayal kırıklığına uğradığımı belirtmem lazım. Istanbul’da bulunan bir çok üst geçit Milennium Bridge’den daha büyük sanırım. Köprü’nün altından Moraca Nehri akıyor. Ancak bana daha çok kurumaya yüz tutuş bir akarsu gibi gözüktü. Görülecek pek bir şey bulamadığım Podgorica’da zaman geçirmek için Mall of Montenegro alış-veriş merkezine gidiyorum. Adı kadar büyük olmayan bu alış-veriş merkezi de bende hayal kırıklığı yarattı. Sanırım Budva ve Kotor gibi tarihi ve turistik kasabalardan sonra daha şaşalı bir başkent bekliyordum. Şehirdeki tek turist benmişim gibi hissettim.

6 günlük gezimin sonuna geldim. Çok güzel dinlenmiş ve yeni şeyler öğrenmiş olarak Istanbul’a dönüyorum.

Özellikle AB vizesi olmayan ve daha düşük bütçeli geziler yapmak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyorum Sırbistan ve Karadağ’ı.

Umarım keyif almışsınızdır. Görüş ve önerilerinizi bekliyorum.

Sevgiler,

Gökhan Kocamaz

Kaynak: https://gokhankocamaz.net/category/lifestyle/

#Karadağ Notları: #SvetiStefan

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Karadağ Notları: #SvetiStefan

Sabah kahvaltımı kaldığım evin köşesindeki fırından aldığım börek ve bademli çörek ile yaptım. 3-4 Euro’ya karnınızı rahatlıkla doyurabilirsiniz. Sveti Stefan Budva’ya çok yakın. Kahvaltımın ardından otobüs terminaline giderek Sveti Stefan’a giden minibüslerden birine biniyorum. Bunun için yine bilet almanız gerekiyor. Çok kolay ve hızlı. Şehirde taksi olayı anladığım kadarıyla çok gelişmemiş ya da bana denk gelmedi. Herkes otobüs ya da minibüs kullanıyor. Avrupa’da alıştığımız raylı sistem bulunmuyor. Yarım saatlik yolculuktan sonra Sveti Stefan’a varıyorum. Minibüs beni yolun üzerinde indiriyor. Sveti Stefan, o hep fotoğraflarda gördüğümüz ikonoik adasıyla, beni aşağıda bekliyor. Yavaş adımlarla yokuşlardan ve evlerin aralarındaki merdivenlerden aşağı doğru iniyorum.

img_9767
Sveti Stefan 

Sveti Stefan sandığımdan daha lüks bir köy. İkonik Sveti Stefan adası 19. Yüzyıla kadar 400 kişinin yaşadığı bir yerleşim alanıymış. Balıkçılıkla geçinen halk, Tito döneminde karaya taşınmış ve ada dünya üzerindeki en özel tatil alanlarından bir tanesi haline gelmiş. Karadağ Sırbistan’dan ayrıldıktan sonra ise ada ünlü oteller zinciri Aman Resorts’a kiralanmış. O yüzden burayı gezmeniz mümkün olmayabilir (ben gezemedim).

Adanın sol tarafında halk plajı sağ tarafında ise otele ait plaj bulunmakta. Eğer bu plaja girmek isterseniz ücreti 80 Euro. Halk plajında semsiye ve şezlong kiralamak isterseniz bunun fiyatı da 30 Euro. Eğer uzun kalmayacaksanız ve yalnız seyahat ediyorsanız en güzeli benim gibi kumlara havlu atmak sanırım. Sveti Stefan’ın o akıllara kazınan görüntüsüne karşı yüzmek gerçekten çok keyifli. Deniz taşlı ve beklediğimden daha sıcak. Koyu mavi rengi insanın aklını başından alıyor.

Öğlen yemeğinde sokaktaki bir kadından aldığım börek, mısır ve taze ahududu yiyorum. Börek yine efsane. Daha sonra yürüyüşe çıkıyorum. Doğa mükemmel. Uzaktan yağmur bulutları yaklaşıyor. Sezon sonu olduğu için ortalık tenha. Böyle doğa manzaraları beni hep çok etkilemiştir. İnsan her şeyden uzaklaşıyor. Bu paha biçilmez terapi için doğa anaya teşekkür ediyorum.

Dönüş yolu için vasıta bulmam lazım. Yaklaşık 5-6 saatim burada geçti. Yukarıya, yola doğru çıkarak otobüs taksi ne bulursam durdurmaya niyetliyim. Neyse ki bekleyişim uzun sürmüyor, ilk otobüse atlayarak Budva merkeze geri dönüyorum.

img_9855
Karadordeva

Akşam yemeği için bir çok blogda okuduğum ve lokal lezzetler sunan Kuzina isimli restauranta gideceğim. Budva’nın sahil kısmından uzak sade bir lokanta burası. Bugüne kadar içtiğim en iyi tavuk çorbasının ardından Sırp mutfağının belki de en bilinen yemeği Karadordeva Steak yiyorum. Ağır yemeklerden hoşlanmayanlara kesinlikle önermiyorum. Bana çok lezzetli geldi o ayrı. İçi kaymakla doldurulmuş rulo domuz etini paneleyerek yağda kızartıyorlar. Ne kadar ağır olduğunu siz düşünün! Yemeğin yanında ev yapımı şarap tercih ediyorum. Ev yapımı şarapları neredeyse her restaurantta bulabilirsiniz. Şarap konusunda çok hassas değilseniz gayet içilebilir.

 

 

Yemekten sonra sahile doğru yürüdüm. Barlar saat 10 gibi müzikleri yükseltmeye başlıyorlar. Zaten sezon olmadığı için tüm barlar açık değilmiş. Ancak sahilde, marinanın hemen yanında yanyana 3-4 adet açıkhava ‘diskosu’ var. Kendinizi Bodrum ya da Marmaris’te hissedebilirsiniz. Geceyi keşfetmek için fazla yorgunum. Yarın sabah Kotor’a doğru yola çıkacağım!

Gökhan Kocamaz

https://gokhankocamaz.net

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...