Kategori: Gezi Notları

Gezi Notları, Türkiye Gezileri

Ah O Gemide … #Göcek

Güneşin alabildiğine hakim olduğu, mavi ve yeşilin bir arada ahenkle merhaba dediği bir tatilin başlangıcında, mükemmel bir doğaya, mükemmel bir dinlenme alanına doğru çıkılan yolculuk.

Istanbul’dan çıkıldı ve yavaş yavaş kilometreler aşıldı önce. Ufak molalar verildi, yemekler yendi en özel yerlerde. Önce Sabuncubeli, sonra Sakar geçidi. Artık egenin en güzel noktasına yaklaşmıştık. Keskin virajların olduğu o bilindik yerde ufak bir mola. Önümüzde Gökova körfezi, solumuzda Marmaris ve Datça ayrımı, hemen sağımızda Bodrum körfezi. Daha da ilerisi alabildiğine mavi, alabildiğine Ege.

Aylardan Haziran. Alabildiğine yeşil ve mavi. Yollar oldukça sakin, hava sıcak ama bunaltıcı olmaktan uzak.

Dalaman’a uğramadan Göcek tüneline varıyoruz. Bu noktada isterseniz dağ yolundan Göcek’e gidebilirsiniz. İsterseniz de 5 TL ödeyip Göcek tünelini kullanabilirsiniz.

Akşam saatlerine doğru sessizliğin hakim olduğu bir liman kentine giriş yapıyoruz.  Belki yazın henüz başlamamış olması belki de ramazan etkisiyle oldukça sakindi sokaklar. Yorucu bir yolculuk sonrasi karada geçirilecek son bir gece.

Hafif bir yemek ve soğutulmuş bir blush, birazda kırık buz taneleri. Her şey bu anlamda mükemmel, yorgunluk ve yarın denize açılacak olmanın heyecanı ile günün sonuydu kısaca.

Sabah günün ilk ışıklarıyla birlikte güzel bir kahvaltı yapıldı ve bizi limanda bekleyen kaptan ve miço ile buluşuldu. Limandaki 14 metre boyunda ‘Asuman’ adında bir motoryatta 3 gece geçirecektik. Bu 3 gece 4 gün için erzak alımı gerçekleştirildi.

Artık her şey tamamdı. Limandan ayrılma ve yavaş yavaş göcek koylarına doğru yola çıkma vaktiydi. Hava güneşli ve berrak, sıcak. Arkanıza yaslanıp dalgaların üzerinde süzülürken suyun sesini dinliyorsunuz.

Liman ardınızda kalıyor, engin mavi sular önünüzde, ilk durak Kille Koyu.  Sessiz ve korunaklı ufak bir koy burası. Tekne kıyıya yakın demirledikten sonra soğuk biranızdan yudum alıp, teknenin arkasından suya girmeye hazırlanabilirsiniz. Deniz suyu haziran başında hafif serin, ancak ferahlamak için mükemmel.

Bir kaç saat yüzme keyfi sonrasında yemek yeme vakti. Teknede miço bu işler için başarılı şeyler ortaya koyabiliyor.  Arkanıza yaslanıp biranızı yudumlayıp, hafifçe esen rüzgara kendinizi bırakıyorsunuz. Sessiz doğa, tekneye vuran hafif hafif dalga sesleri, kıyıdan gelen böcek ve kuş sesleri.

Denizde olduğunuz vakitte yapacak aktiviteleriniz denize girmek, yemek yemek ve alkol almak diyebiliriz. Bir kaç saat sonrasında başka bir koya mı gitsek diye iç geçiriyoruz. Kaptana sorup nereye gidelim diyoruz, Taşyaka Koyu diyor. Bir çok kişinin bildiği adıyla Bedri Rahmi Koyu.

Tepesinde 5000 yıllık kaya mezarlarıyla, kıyıya yaklaştıkça çam ağaçlarının kokusunu duyabildiğiniz, ufak derme çatma limanına demirleyip indiğinizde de büyükçe bir kayaya çizilmiş balığı görebileceğiniz bir koy burası. Zamanında Bedri Rahmi ve arkadaşlarının bir tekne gezisi yaptığı ve bu adaya geldiklerinde Bedri Rahmi’nin adadaki bir kayaya çizmiş olduğu balık. Bir grup sanatçı ile çıktığı bir yolculuğun meyvesi ‘Mavi Gezi’ şiiri gibi.

” Mavi gezi bir rüyadır.

Görülmemiş.

Mavi gezi bir cennettir.

Ellenmemiş

Dillenmemiş

Mavi gezi bir masaldır

Söylenmemiş

Yazılmamış

Çizilmemiş,

…”

Göcek koyları gezisi

Güneş yavaş yavaş batarken, bir başka koya,  demirlemeye ve geceyi geçirmeye doğru yola koyulduk. Teknenin arkasında bembeyaz köpükleri seyredalarken soğuk blushından yudum alıyorsun ve hayatı bir kez daha sevdiğini hissediyorsun. Mutluluk neydi, mutluluk denizdi, güneşti. Bir insan daha ne ister tadındaydık sadece.

Gece karanlığı çöktüğünde koyda sizinle birlikte bir kaç yelkenli ve yat kalıyor. Açık bir havada, yıldızlar ve alabildiğine parlıyor gökyüzünde.  Siz ve geceleyin teknenizin taban ışığına gelen balıklar biraradasınız. Sessizlik içinde ister gökyüzünü ister teknenin etrafında dolaşan birbirinden güzel balıkları seyredurun.

Gün Göcek adasının ardından doğarken, kamaradan çıkıp ilk iş henüz ısınmamış suya kendini bırakmak olmalı.  Güzel bir kahvaltı öncesinde  uyanmak için gereken tek şey aslında.

Kahvaltı sonrasında tekrar yola koyuluyoruz. Önümüzde Sarsala, Küçük Sarsala, Hamam ve Merdivenli Koyları.

Sarsala koyu yakın zamanda kiralanmış ve bir otel kurulmuş, hemen karşısında Hamam koyu bulunuyor. Tarihi liman ve hamam kalıntıları sebebiyle, kıyıya fazla yanaşamıyoruz ancak denize burada da girilebilmekte isterseniz.

Sonrasında Küçük Sarsala koyu, yan yana dizilmiş 57 feetlik Beneteauları görünce insan ayrı bir seviyor burayı. Güzel bir restaurant kurulmuş buraya. İsterseniz balık isterseniz de başka mutfaklardan seçeneklere sahip. Fiyatlar denizin ortasında bir vaha hesabı.

Koy koy gezerken, süpermarket zincirlerine ait bir tekne görmeniz de mümkün. Denizin ortasında alışveriş yapabiliyor, istediğiniz yiyecekleri satın alabilme imkanına sahipsiniz.

Denizin ortasında her gün aslında bir önceki güne benziyor, ancak her gün ayrı bir yaşanılası. Her bir koy, her demirlediğimiz yer ayrı güzel, ayrı keyif veriyor. Huzura, doğaya, denize ve güneşe doyuyor insan. Boynuzbükünde sabaha merhaba demek ya da tershane koyuna demirlemek bunlar hep yaşanması gereken ayrıcalıklar. 

  • 3 gece tekne tatili yeterli midir? 

Evet yeterlidir. Bir süre sonra rutine bağlıyor her şey. 

  • 4 günlük bir tatil için ortalama toplamda ne kadar harcarım?

Yaklaşık 6 – 8 bin TL civarında. 3 – 4 kişi çıktığınız bir tatil olduğu için toplam fiyatlardan bahsediyorum. 

  • Kaç kişi ile gitmek gerekir ki eğlenceli olsun? 

İsterseniz tek başınıza isterseniz bir arkadaşınız ile isterseniz de kalabalık bir arkadaş grubunuz ile gidin, eğleneceksiniz. Tabiki kalabalık bir arkadaş grubu ile daha farklı olacaktır. Kiralayacağınız tekne 3-4 kişilik ya da 6-8 kişilik olanlardan olabilir. Tekneden tekneye de konfor artmaktadır. 

Umarız güzel bir yaz için duvarları olan bir otel odasına vereceğiniz parayı açık denizleri dolaşmaya harcarsınız. 

Sevgilerimizle,

beklebizi ekip

Gezi Notları, Yurtdışı Gezileri

Gezi Notları: #Vatikan

Vatikan için 1 gününüzü ayırmalısınız. Müzelerini gezerken sanat eserlerinin arasında kendimizi kaybedip geçen zamanın farkına varamadık. Özellikle Sistina Şapeli ve Raffaello Odalarına hayran kaldık. Perspektif denilen olayı aşmışlar.
Vatikan’a gideceğiniz gün uzun giyinmenizde fayda var. Kot ve kısa kollu tişört giyip o şekilde gittik. Bazı şortluları ve askılıları geri çevirdiler. Sabah 11 gibi Vatikan’a geldik. Sırayı görünce akşama kadar bekleriz dedik ama hiç düşündüğümüz gibi olmadı hızlıca sıra ilerledi ve Vatikan’ın içini gezmeye başladık. Daha burası fragmanmış, Vatikan Müzelerini gezince anladık.
Vatikan Vatikan – San Pietro Meydanı ve arkada kubbesi görünen yapı San Pietro KilisesiVatikan askerleri Vatikan askerleri
San Pietro’da baktığınız her yerde Vatikan’ın sembolünü görmek mümkün. San Pietro Kilisesi’nin içini birkaç fotoğrafla aktaralım.
san pietro San Pietro Kilisesivatikan sembolü vatikan sembolüpieta Michelangelo’nun Pieta eseri. 1972’deki saldırıdan sonra camla korunuyor. Michelangelo bu eseri 25 yaşında yapmış. Hz.Isa ve Hz.Meryemşans Aziz Peter’in ayağı okşandığında şans getirdiğine inanılıyormezar Aziz Petrus’un mezarının üstünde uzanan tepelik
San Pietro Kilisesi’nin kubbesine çıkıldığını öğrendik. Çıkıp manzarayı görmek istedik. 136,5 m yüksekliğindeki kubbeye 551 basamakla çıkış mevcut. Asansör var fakat bir yere kadar sizi çıkarıyor. Dar ve dönemeçli merdivenlerin yeri geldiğinde kayganlaştığı da oldu.
Asansör+merdiven ücreti 7€ / 320 basamak
Sadece merdiven ücreti 5€ / 551 basamak
San Pietro'nun kubbesine çıkış San Pietro’nun kubbesine çıkışSan Pietro'nun kubbesine çıkış San Pietro’nun Kubbesi – kubbeyi Michelangelo tasarlamış ama onun zamanında tamamlanamamışSan Pietro'nun kubbesine çıkış San Pietro’nun kubbesine çıkış – dar ve kaygan dönemeçli merdivenlerSan Pietro'nun kubbesi San Pietro’nun kubbesinden manzara. San Pietro Meydanı ve ilerleyen yolun sonunda solda Sant Angelo Kalesi ve Tevere Nehri
Vatikan Müzeleri: Giriş kişi başı 16€. Girerken müzeye 40-50 tl verip veremeyeceğimizi düşündük, çıkarken düşündüğümüz şey “iyi ki girmişiz” oldu. Kesinlikle değer. Heykeller müzesi, haritalar galerisi, özellikle Raffaello Odaları ve Sistina Şapeli görülmesi gereken sanat eserleriyle dolu.
Vatikan Müzeleri
Raffaello Odaları: Resimlerin perspektifleri karşısında şaşkına döndük. Gerçekmiş gibi duran kolonlar, sizi içeri çeken tavanlar müthiş eserler çıkarmışlar dedirtti. Raffaello’nun 4 odası var. Öğrencileriyle beraber bu odaların dekorasyonlarına başlamış. Proje 16 yıl sürmüş.
Rafaello Odaları Rafaello Odaları – Tavan detayıRafaello Odaları Filozofların ve bilginlerin tasvir edildiği Atina Okulu – Rafaello OdalarıRafaello Odaları Rafaello Odaları – Duvar freskleriRafaello Odaları Rafaello Odaları – Duvar freskleriRafaello Odaları Rafaello Odaları – Heykelden yapılmış hissini uyandıran resimden kolonlar
Sistina Şapeli: Michelangelo, Papa II.Julius için 1508-1512 yılları arasında tavan fresklerini yapmış. Tavan freskinde Dünyanın yaradılışını, Isa’nın atalarını, peygamberleri, kahinleri çizmiştir. Duvar freskinde ise Son Yargı yer alıyor. Michelangelo bu duvar freskini tamamlayıncaya kadar 7 yıl tek başına çalışmış.
Şapelin içerisi kalabalık ve 2-3 tane güvenlik görevlisi kalabalığın içinde geziyor. Şapelde fotoğraf çekmek yasak. Şapel sessiz ve fotoğraf sesi duyduklarında gelip fotoğrafı siliyorlar, kızıyorlar. Başımıza bir iş gelmeden bu güzelliği gizli saklı fotoğraflayabildik.
Sistina Şapeli Sistina Şapeli Tavan Freskleri – MichelangeloSistina Şapeli Adem’in Yaradılışı, Tanrı elini uzatıyor / Sistina Şapeli Tavan FreskleriSistina Şapeli Ilk Günah – Adem ile Havva’nın yasak meyveyi yemelerini betimliyor
Vatikan Müzesinden çıkarken sarmal merdiven dikkatimizi çekti, bir çoğu gibi bizde fotoğrafladık.
Vatikan Müzeleri sarmal şekilli merdiveni Vatikan Müzeleri sarmal şekilli merdiveni
Vatikan’ı gezmek, sanat eserleri arasında kendimizi kaybetmek çok iyi geldi. Castel Sant Angelo‘ya doğru yürümeye başladık. Kalenin etrafında dinlenip, dolandık, fotoğraf çekildik. Gezmeye girmedik. Vatikan’dan sonra pek enerjimiz kalmadı :) Kale, alttan Vatikan’a bağlanarak Papa için kaçış olanağı sağlıyormuş.
Castel Sant Angelo Castel Sant Angelo
Roma’ya geldiğinizde Vatikan’ı da gezi rotanıza eklemelisiniz. Görülmesi gereken sanat eserleriyle dolu.
Gezentilikle kalın.

Gezi Notları: #Pompei

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

Gezi Notları: #Pompei

Roma’da kaldığımız 5 günün 1 gününü Napoli ve Pompei’ye ayırdık. Roma’dan Napoli’ye trenle gidiş 1 – 1,5 saat kadar sürdü. Manzara güzeldi, deniz kıyısı yerlerden geçtik. Napoli’yi gezmeyi Pompei dönüşüne bıraktık, yemek için daha uygun olur dedik, tatmayı arzu ettiğimiz pizza şölenini yapmayı düşündük.

Pompei için, Napoli’nin ana tren isteasyonu olan Garibaldi’den indikten sonra alt katta Circumvesuviana tren hattına geçip Napoli – Salerno treninin Salerno yönünde olanına bindiğinizde Pompei-Scavi istasyonunda inmeniz yeterli. Pompei-Scavi tren istasyonu tarihi kentin girişine çok yakın, 100 metre kadar. Tren Napoli’den Pompei’ye yarım saatte geliyor. Yemek işini Napoli’ye bırakmanız bütçeniz açısından daha iyi olur, zira Pompei antik kentin çevresindeki yemek yerlerinin fiyatı yüksek.

Antik kentin giriş ücreti 11€. Sesli rehber almadık, elimizdeki notlarla ve kitapla Pompei’yi gezmeye ilk önce Büyük Tiyatroyla başladık.

Büyük Tiyatro

Pompei’nin keşfi 16.yüzyılda yapılmış ama kazı çalışmalarına 1700’lü yıllarda başlanmış. Pompei liman kentiymiş, denizcilerin uğrak noktasıymış. Kölelerin satıldığı, genelevlerin, çeşmelerin ve çarşının bulunduğu antik bir kent. Vezüv yanardağının patlamasından, korunup günümüze kadar gelen taşlaşmış yanan insanları görmek için gelmiştik ama Pompei’de bundan daha fazlası var.

Her evin kapısının altından yola bakan bir kanal var. Bu kanal sayesinde dışkılarını yola atabiliyorlarmış. Ve dışkılarından insanların gezerken kirlenmemesi için büyük büyük yaya geçitleri yapmışlar.

Dışkılarını yola atmak için yapılan kanallar

Pompei denizcilerin uğrak noktası olduğu için, her dilden konuşan bu denizciler anlaşabilsinler diye figürleri kullanmışlar. Çeşmelere surat çizmişler, buluşma noktalarını çeşmelerdeki surata göre ayarlıyorlarmış.

Birbirinden farklı yüzdeki çeşmeler

Pompei’de figürleri sadece çeşmelerde görmenin haricinde evlerin, sokakların duvarlarında da bulursunuz. Duvarlarda genelevlerin yönünü gösteren penis figürleriyle karşılaşabilirsiniz. Denizcilerin kimseye sormadan penis figürünün gösterdiği yönü takip ederek geneleve ulaşabilmesi mümkünmüş.

Genelevin yönünü gösteren duvardaki penis figürü

Genelevin içinde 6-7 tane oda var. Bu odaların kapısının üzerinde fresklerde hangi şekilde cinsel ilişkiye girilecekse o resim yer alıyor. Kişiler, resme göre oda seçimini yapıyormuş. O odanın kapısının üzerindeki resim haricinde ilişkiye girmek yasakmış.

Genelev Freskleri ve taş yatak

Pompei halkı hamamlara önem veriyormuş. Denizciler aylarca süren gemi yolculuklarından döndüklerinde hamamlar sık ziyaret edilen yerlerden biriymiş.

Hamamlardan birinin içi

Pompei’den geçen en önemli yollardan biri olan Abbondanza caddesinin üzerinde birçok han sıralanmış. Bu cadde foruma çıkıyor.

Abbondanza Caddesi foruma çıkıyor

Halk bir karar alacağı zaman forum alanında toplanırmış.

Forum ve Vezüv Yanardağı

Vezüv yanardağının patlamasıyla yanarak taşlaşmış insanların bir kısmı camekanlar içinde, bir kısmı da demir parmaklıkların içinde görülüyor. Taşlaşmış insanların dişlerine, kemiklerine, tırnaklarına, parmaklarına kadar hemen hemen her ayrıntıyı görebilmek mümkün, etkilenmemek elde değil.

Faun evi

Pompei’de görülmesi gerekenlerden biri de villalar. Bu villalardan biri Faun Evi diğeri de Vettii Evi. Gitiiğimizde Vettii Evi’nde onarım vardı girişi kapalıydı. Faun Evi’ni gezebildik.

Faun Evi Villaya girdiğinizi çevre düzenlemesinden anlıyorsunuz. Büyük bahçesi, bakımlı yeşillikleri, mozaikleri var. Soylu Cassi’nin villasının bahçesinde bronz heykel var, bu heykelden dolayı Faun Evi denmiş.

 

Pompei gezimizden sonra trenle Napoli’ye acıkmış bir halde döndük. Pompei çevresi pahalı olduğu için yemek işini Napoli’ye bıraktık.

Pompei’den Napoli’ye tren yolculuğumuzdan

Gezinin devamı için #Napoli yazımıza bakabilirsiniz.

Gezentilikle kalın.

Bu yazı için @geziverdik ekibine teşekkür ederiz.

Kaynak: Geziverdik

 

 

Gezi Notları: #Kulindağ

Gezi Notları Türkiye Gezileri

Gezi Notları: #Kulindağ

Yanıbaşımızda, İstanbul’un betonarme, çarpışık yapılaşması ve 20 milyona varan nufusundan uzakta, bir o kadar da yakında bir yer olarak tanımlayabilirim sanırım konumunu Kulindağ’ın. İstanbul’un hala bakir kalmış, müteahitlerinin ve havuzcularının başka yerleri darmadağın etmekten fırsat bulamadıkları yeşili, doğası , toprağı burası.

Saatlerce yol almak istemeyen insanlara çölde vaha, bazen hayal olduğunu bilemeyeceğimiz kadar gerçek. Harika bir romandan uyarlanmış, gerçekliği inanılmaz diyebileceğimiz bir Sanchez’in Çocukları’nı  Hollywood güneş gözlükleriyle sinemaya aktarılması tadında bir hayat süren bizler için güzel bir haftasonu rüyası.

Dağ yamacına sıralanmış odalar ve restaurant ile İstanbul’dan kaçan her kesimden insana hitap ediyor Kulindağ.  Haftasonları oldukça kalabalık,  müdavimleri mevcut diyebiliriz. Herkesin sıkça dile getirdiği lezzetli ve göz doyuran kahvaltı, yemek menüleri var. Yemekler konusunda söylenecebilecek şey şu ki gerçekten de porsiyonlar çok büyük, lezzetli ve fiyatları da son derece makul.

Restaurant içinde bulunan kuzine tüm mekanı oldukça güzel ısıtıyor. Odalarda ısınma biraz sıkıntılı maalesef, kaloriferler pek yeterli olmuyor. Aslında böyle bir doğanın içinde odalarda neden şömine yok diye sordurtan cinsten.

Yazının bu kısmına kadar bir çok popüler gezi blogunda görebileceğiniz  git gör beğenmediysen de beğendim ve yazdım anlayışını gördünüz. Aslında  burayı ballandıra ballandıra anlatmak, beklentiyi bir hayli yukarı çıkarmak ve haftasonunda şehirden uzaklaşmak isteyen, binaların arasında sıkışmış dar bir hayat süren sizlere kaçıp kurtulacak bir mekan olarak anlatmak isterdim. İşin aslı pek öyle değil maalesef.

Fazlaca çalışıp, azca dinlenme vakti olan bizlerin haftada 1-2 günü var ve o sürede de İstanbul gibi kozmopolitik şehirlerden kaçarken büyük vakit harcıyoruz. Gittiğimiz yerlerde de turist edasıyla, bir an önce yiyeyim, içeyim ve ne görülecekse göreyim, sonra da evime barkıma döneyim, eşime dostuma da bir güzel haftasonu maceramı anlatayım havalarındayız.

Kulindağ’a haftasonu için giden İstanbul’lu, iki günün o sıkışıklığı içerisinde alelacele bir şeyleri denemeye çalışır ve çabaladığı oranda da zevk ve keyif alır. Zaman, para ve emek verdiği o iki gün içinde bunun karşılığı bekler, beklenti yaratır, beklentinin karşılığı olmayan şeyleri de acımasızca eleştirir.

Kıssadan hisse Kulindağ konusunda beklenti içinde olmayın, gidin ve yaşadığınız anın tadını çıkarmaya çalışın J

Sevgilerimle,

Yol: Kavacık’tan Polonezköy – Riva yoluna doğru giderken sıkça mahkemelere ve haberlere konu olmuş Acarkent sitesini geçiyorsunuz ve Riva yönünde Sevketpaşa yönünde yol alıyorsunuz. Kulindağ’da Şevketpaşa köyünün hemen bitiminde tali bir yoldan ulaşılan ahşap binalarıyla şirin bir konaklama tesisi.  Yaklaşık 20 dakika sürmekte yol.

Konaklama: 5 adet bungalow tarzı odadan oluşan bir kompleks. Odalar doğalgaz ile ısınmaktadır. Ancak odalar çok iyi ısınıyor diyemeyiz. Odalar genel olarak temiz, ancak ahşap yapılar olduğu için rutubet kokusunu hissedebiliyorsunuz. Banyolar daha iyi hale getirilebilir.

Yemekler:  Söylenecek iki kelime ‘lezzetli’ ve ‘doyurucu’. Haftasonu kahvaltısı kişi başı 70 TL.  (Divan Kalamış’ta açık büfe kahvaltı 80 TL iken bu fiyat fazla olarak değerlendirebiliriz)

Artılar – Eksiler: Yemekler ve kahvaltı mekanın artı hanesine yazılabilir. Yemyeşil doğası ve İstanbul’dan uzak ancak bir o kadar da yakın olması yine artı hanesine bir çentik.

Verilen otel hizmetini vasat olarak nitelendirebiliriz. Odaların rutubet kokması, ısıtmasının yeterli olmaması ve banyoların içinize tam olarak sinmemesi mekanın eksi hanesine büyük büyük yazılacak maddeler.

Not: İçki ruhsatı yok mekanın, bu sebeple yemeklerinizin yanına maalesef bira, şarap ikram edemiyorlar. Ama yanınızda getirmenize de karışmıyorlar, odanızda içebilirsiniz dilediğiniz gibi.

Mekanda kredi kartı geçiyor. Haftasonu kahvaltısı için gitmek isterseniz rezervasyon yaptırmanızda fayda var.

 

Gezi Notlari: #Pisa

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

Gezi Notlari: #Pisa

Floransa’da konaklama yaparken 1 saat süren tren yolculuğuyla Pisa’ya ulaşabilmek mümkün. Günübirlik gezi olarak Pisa’ya geldik. Tren ücreti kişi başı yaklaşık 8€. Pisa’da tren istasyonuyla Eğik Kule arasını yürümek isterseniz yaklaşık 25dk. kadar sürüyor (2 km). Otobüsle de gidebilirsiniz. Biz yürümeyi tercih ettik, Arno Nehri’ni geçtik, evlere çevreye bakına bakına yürüdük.

Eğik Kule’yi görmeye geldiğinizde etrafında hediyelik eşya satan dükkanlar görürsünüz. İtalya’dan anahtarlık, magnet vb. hediyelik eşyalarınızı Pisa’dan alabilirsiniz, fiyatlar diğer yerlere göre daha uygun. Dikkat etmeniz gereken tek şey saat 19’dan sonra satış yapmaları yasak. 18:55’te ‘kapattık’ dedi adam bize, ‘dur şunu da alacağız’ dedik, ‘kapatmam gerekiyor, 19’dan sonra satış yok’ dedi. Gerçekten de 19’u geçer geçmez açık dükkan bulamadık. Acele acele alacaklarımızı aldık :)

Pisa’da Duomo meydanında bulunan Duomo, Vaftizhane, Mezarlık ve Pisa Kulesi’nden baþka gezecek yer yok. Pisa Kulesi’ne gelip meþhur pozlardan verip, çimlerde dinlenmek gayet güzeldi.

img_2972-medium
Kilise ve Pisa Kulesi

img_2952-medium
Vaftizhane

Pisa Kulesi – Eğik Kule: Kuleye çıkış ücretli, 18€. Kule’nın yapımına 1173 yılında başlanmış, 3.katı yaparken eğilmeye başlamış ve buna rağmen inşaatına devam edilmiş, 1350 yılında tamamlanmış. Kulenin tamamı 8 katlı ve mermerden yapılmış. Kuleye alttan taş desteği yapılmıştır.

Meydandaki bulunan yapılardan bir tek katedrale giriş ücretsizdir.

img_2966-medium
Pisa Kulesi

Santa Maria della Spina Kilisesi: Bu minik kiliseyi, tren garından Pisa Kulesi’ne doğru yürürken Arno Nehri’nin kenarında görebilirsiniz. Önceleri Arno Nehri’ne daha yakınmış, selden korunmak için biraz daha yukarı taşımışlar. Gotik tarzda tasarlanan bir kilise. İsa’nın dikenlerden yapılmış tacından bir dikeni (spina) barındırır.

img_2935-medium
Santa Maria della Spina Kilisesi

Floransa’dan Pisa’ya trenle gelmeyi düşünüyorsanız, tren yolculuğu dahil gezme için 4-5 saat ayırmanız yeterli. Pisa Kulesi’ni tutarcasına çekilen fotoğraflarımız için sayfanın sonundaki galeriye bakabilirsiniz.

Gezentilikle kalın.

Bu yazı için @geziverdik ekibine teşekkür ederiz.

Kaynak: Geziverdik

Gezi Notları: #Napoli

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

Gezi Notları: #Napoli

Pompei’yi gezdikten sonra acıkmış bir halde Napoli’ye geldik. Tren istasyonundan çıktıktan sonra meşhur pizzacı Michele’e gidelim dedik, işlemi hızlandırma adına otobüslere bakınmaya başladık. Biz bakınınca etrafımızda bizden sigara, şarap parası gibi 1-2€’ya otobüs hakkında yardımcı olacağını söyleyen tipleri görmek kaçınýlmaz oldu. Tren istasyonunun çevresinde insanlara bu şekilde yaklaşanlarla çokça karşılaşabilirsiniz.

Napoli’ye gelmeden önce birçok sitede okuduğumuz burada gezerken dikkat edilmesi gerektiğiydi. Gerçekten de dikkat edilmesi gerekli. Yanımıza fazla para almadık ama aldığımız fotoğraf makinesine ve çantalarımıza gözümüz gibi baktık diyebiliriz.

Napoli gezmesi kolay bir şehir. Tren istasyonundan çıktığınızda Corso Umberto I bulvarından yürüdüğünüzde Castel Nuovo’ya kolayca geliyorsunuz. Güvenlik açısından ana caddeler dışında ara sokaklara pek girmemeye çalıştık.

Yemek ve içecek konusunda Italya’ya özgü yöresel tatları Napoli’de bulabilirsiniz. Fiyatları da Italya’nın gözde şehirlerine göre gerçekten uygun.

Pizza yiyecekseniz Da Michele‘de yemelisiniz. Siesta saatinde gelirseniz dükkan kapalı, diğer saatlerde gelirseniz de önünde sıraya girebilirsiniz. Epey kalabalık ve tercih edilen bir pizzacı. Yerel bir dükkan olarak kalmış, 1870 yılında kurulmuş. 2 çeşit pizza var. Ülkemizdeki gibi bol malzemeli düşünmeyin. Pizzanın üzerinde sadece domates sosu, peynir ve fesleğen var. Fiyatı 5€. Hamuru epey ince. Pizza önünüze geldiğinde ‘bu ne be, adamlar bu pizzayla mı meşhur olmuş’ diyorsunuz ama tadı mükemmel, özellikle de domates sosunun. Pizzacıda Türk bir çifte denk geldik. Napoli’nin ününden korktukları için ne çanta ne fotoğraf makinesi almışlar. Fotoğraflarını çekmemizi istediler, ayaküstü memleket özlemi giderdik. Da Michele’in pizzalarından gayet memnun ayrıldık ama ertesi gün ikimizde de karın ağrısı oldu. Birimiz hafif atlattık ama diğerimiz biraz zor zamanlar yaşadı.

michele
Da Michele

Napoli’ye kadar gelmişken pizza ve limencello dedikleri limon likörünü mutlaka denemelisiniz. Limoncello’yu Italya’nın birçok şehrinde denedik ama Napoli’deki yerel kafelerde aldığımız tadı hiç bir yerde bulamadık.

Napoli’de gezilecek yerler arasında ünlü Plebiscito Meydanı, San Francesco di Paola Kilisesi, Galleria Umberto I, Castel Nuovo, Palazzo Reale, Castel Saint Elmo’yu görebilirsiniz.

Castel Nuovo – Nuovo Kalesi: Bu zamanda bilgisayar oyunlarındaki gibi bir kaleyi görmek heyecanlandırdı bizi. 1282 yılında yapılmış kale bir zamanlar ana kraliyet sarayı olarak kullanılmış. Kaleye giriş ücretsiz.

Castel Nuovo
Castel Nuovo

Galleria Umberto I: Cam çatılı Galeri Umberto I pasajları 1887 yılında yapılmış. Bu alışveriş galerisinin güzel bir iç mekanı var. Galerinin içinde ortada her burcun figürünü mozaik olarak işlemişler.

Galleria Umberto I
Galleria Umberto I

Galeri
Galleria Umberto I

Plebiscito Meydaný: Trafiğe kapalı olan bu meydan Galleria Umberto I’a yakın. Meydana geldiğinizde, San Francesco di Paola Kilisesi’ni ve Kraliyet Sarayı (Palazzo Reale)’nı görürsünüz. Meydanda bazen açık hava konserleri yapılıyormuş.

 San Francesco di Paola kilisesi
San Francesco di Paola Kilisesi

Palazzo Reale – Kraliyet Sarayı: Napoli Krallığına ev sahipliği yapmış. 1600’lü yıllarda yapımına bağlanmış yıllar içinde de yenilenip geliştirilmiş.

Palazzo Reale
Palazzo Reale – Kraliyet Sarayı

Catel Saint Elmo: Şehrin panoramasını çekmek isteyenler Elmo kalesine çıkabilirler. Aynı gün Pompei’yi gezdiğimiz için Napoli’ye yarım gün ayırmak durumunda kaldık, vakit yetersizliğinden çıkamadık. Giriş ücretli, güncel bilet fiyatları için buraya bakabilirsiniz.

Napoli sokaklarında çamaşır asılan birçok balkon görürsünüz. Şehir meşhur yapılar ve meydanlar haricinde turistik olmasa da yerel lokantalar ve binalarıyla gezmeye, görülmeye değer.

napoli
Napoli sokaklarından görüntü

Napoli
Kafelerle dolu olan meydanlardan biri – Napoli

Napoli’ye geliş amaçlarımızdan biri yeme-içme kısmıydı. Diğer şehirlerin dokusundan biraz farklı Napoli, unutulmayacak izler bırakıyor.

Gezentilikle kalın.

Bu yazı için @geziverdik ekibine teşekkür ederiz.

Kaynak: Geziverdik

Gezi Notları: #Floransa

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

Gezi Notları: #Floransa

Floransa (Firenze)’yı gezerken çok keyif aldık. Hemen hemen her sokakta sanat var. Sanat galerileri, atölyeler, heykeller, meydanlar o kadar güzel ki Floransa’nın güzel havasından mutluluk duyduk. İtalya’nın en gözde yerlerinden biri, Floransa. Hem diðer illere de yakınlığı konaklamamızı Floransa’da yapmak açısından çok iyi oldu.

Günübirlik Pisa’ya, San Gimignano’ya ve Siena’ya gittik. Floransa için 2-3 gün ayırmanız yeterli, bu süre içerisinde hem Floransa’yı hem de çevre illeri gezebilirsiniz. Floransa küçük bir şehir, yürüyerek her yeri gezebilirsiniz.

Eşyalarımızı hostele bırakıp hemen Floransa’yı gezmeye koyulduk. Tarihi yapıları, yerleri, meydanları gezmek yormadı ama şehir amanzarası için güneş altında yürüyerek Michelangelo tepesine çıkmak biraz yorucuydu bizim için.

Floransa’ya geldiğinizde Caffe Gilli‘de tiramisu ve kahve molası verebilirsiniz. Hem Duomo (Floransa Katedrali) çevresinde, hem tiramisunun lezzeti hem de çok eskilere 1733 senesine dayanan bir geçmişi var. Kafelerde bar kısmı, içerideki masa ve dışarıdaki masa için ayrı ücretlendirmesi var. Sipariş verince nerede yiyeceğinizi soruyorlar ona göre fiyat ödüyorsunuz. Turistik yerlerde yemeklerin fiyatı pahalı ama yerel restauranlar uygun denebilir.

Caffe Gilli – Firenze

Floransa Katedrali – Santa Maria del Fiore: Gezmeye ilk olarak Floransa’nýn sembolü, fotoğrafların teması olan portakal rengi Duomo’dan başladık. Avrupa’nın 4.büyük  kilisesi olan Duomo 1436 yılında tamamlanmış, kubbesi iskele kurulmadan inşa edilmiş. Kiliseye giriş ücretsiz, kubbeye giriş ücretli ama önünde çok fazla sıra oluyor.

Duomo’dan ayrı, yanında 85 metre yükseliğinde mermerlerle kaplı çan kulesi (campanile) yer alıyor. Bu çan kulesine giriş ücretli.

Floransa Katedrali ve çan kulesi

Floransa Katedrali ve çan kulesi

Vaftizhane: Katedralin olduğu meydanda yer alır. Ünlü bronz kapıları vardır. Floransa’nın en eski binalarından biridir. Doğu kapıları için, şehrin vebadan kurtuluşu adına düzenlenen yarışmada Lorenzo Ghiberti’nin tasarımları seçilmiş. Kapılarda 10 tane tasarım görürsünüz. Bu 10 tasarımın ayrıntılı fotoğrafları ve bilgileri için vaftizhanenin sitesine bakabilirsiniz. Ayrıca sayfamızın sonunda yer alan galeri kısmında da tasarımın fotoğraflarını görebilirsiniz.

Vaftizhane

Vaftizhane doğu kapıları

Soldan sağa doğru tasarımların isimleri: 1- Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovuluğu  2- Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesi  3- Nuh’un sarhoşluğu ve sunusu  4- İbrahim ve İshak’ın kurban edilişi  5- Esav ve Yakup  6- Yusuf’un köle olarak satılması  7- Musa’nýn 10 emri almasý  8- Ceriko’nun (Eriha) Düşüşü  9- Davut ve Golyat  10- Süleyman ve Saba Kraliçesi

Bargello: Yapımına 1255 yılında başlanan bina şehrin en eski idari binasıdır. Daha sonra hapishane ve emniyet müdürü konutu olarak hizmet vermiş. Günümüzde ise Michelangelo, Donatello , Ghiberti ve diğer önemli heykeltıraşların eserlerini görebileceğiniz ulusal bir müzelerden biridir. Girişi ücretli, 4€.

Bargello

 

Bargello’nun iç avlusu

Santa Croce Kilisesi: Kilisenin içinde Michelangelo, Galileo, Machiavelli, Gentile, Rossini gibi ünlü İtalyanların mezarı bulunur.

Santa Croce Kilisesi

Signoria Meydanı: Önemli heykellerin, binaların, sanat galerinin bulunduğu halkın toplandığı genişçe bir meydandır. Floransa’ya gelip buraya gelmemek olmaz, illa herkesin yolu buraya düşer. Meydanda Vecchio Sarayı, Michelangelo’nun ünlü Davud heykeli, Neptün çeşmesi, Cellini’nin Perseus’u bulunur.

Signoria Meydanı

 

Neptün Çeşmesi: Signoria Meydanı’nda bulunur, 1575 yılında yapılmış.

Neptün çeşmesi

Vecchio Sarayı: Eski tasaraydır. Günümüzde belediye binası olarak kullanılmaktadır. Binanın girişinde Michelangelo’nun ünlü Davud heykeli vardır. Orjinal heykel 1873 yılına kadar meydandaymış.

Vecchio Sarayı

 

Vecchio Sarayı – Vasari’nin avlusu

 

Cellini’nin Perseus heykeli – Medusa’nın kesik başını taşıyan bronz heykel

 

Uffizi: İtalya’nın en büyük sanat galerisidir. Girişi Vecchio Sarayı’nın sırasında, 25m kadar ileridedir. Uffizi’ye girişte sıra beklemek istemiyorsanız biletinizi internetten önceden rezervasyon yaptırmanızda ya da almanızda fayda var.  Eskiden Medici ailesinin ofisi olarak kullanılan iki katlı U şeklindeki Uffizi’nin köprüyle bağlantısı bulunur. Uffizi sanat galerisinde bulunan bazı sanat eserleri: Venüs’ün Doğuşu (y.1485), Urbino Venüsü (y.1538), Ognissanti Madonna (y.1310), Meryem’e Müjde (y.1333).

Uffizi’nin avlusunda birçok karaalem portre yapan ressamlar görürsünüz. Hatta onlardan birinin önünden geçerken ressamın biri bize ‘Türk müsünüz?’ diye seslendi. Evet dedik, adama sorduk sen de ‘Türk müsün?’ diye. Ressam her gün buraya gelip turistlerle konuşarak birçok dil öğrenmiş bir İtalyan. ‘Ee dedik nerden anladın Türk olduğumuzu’, aranızda konuşurken duydum ‘Tamam’ kelimesini kullandınız dedi. Çok sıcakkanlı bir ressamdı, karakalem portremizi çizdirip yolumuza devam ettik.

Uffizi

Uffizi – karakalem ressamların portre fiyatları

 

Uffizi’nin ön cephesi

 

Vecchio Köprüsü: Şehrin en eski köprüsüdür. 1345 yılında yapılmış, hala ayakta ve içerisinde kuyumcuların,  antikacıların ve hediyelik eşya satan dükkanların bulunduğu bir geçit misali. Eskiden bu köprüde dericilerin, kasapların dükkanı bulunurmuş, atıklarını dereye attıkları için pis kokulardan rahatsız olan halk tepki göstermiş  ve o zamanın Dük’ü bu dükkanları kapatarak yerlerine kuyumcular yerleştirmiş. Daha sonraları 1565 yılında Vasari, Medici ailesinin halkın arasına karışmadan konutlarına geçebilmeleri için dükkanların üstünden bir koridor inşa etmiş.

Vecchio Köprüsü

Vecchio Köprüsü’nden Arno Nehri

 

Pitti Sarayı: Sarayı Lucca Pitti yaptırmıştır. Sarayın büyüklüğü Medicileri alt etme düşüncesiyle oluşturulmuştur ama sarayı yaptırınca iflas etme eşiğine gelmiş Pitti ailesi. Yaptırdığı sarayı Medici ailesi satın almış ve Medicilerin ana ikametgahı haline gelmiş.

Pitti Sarayı

 

Michelangelo Tepesi: Floransa’nın panoramik fotoğrafı için gün batımına doğru kesinlikle buraya uğramalısınız. Manzarayı gördüğümüzde çıktığımız yokuşu ve yorgunluğumuzu unuttuk. Duomo, Vecchio köprüsü, Arno Nehri ve Bargello gibi tarihi güzellikteki yapıları bu tepeden fotoğraflayabilirsiniz. Oturabileceğiniz kafeler, hediyelik eşya satan dükkan ve kişiler var.

Michelangelo Tepesi

Michelangelo Tepesi

 

Floransa sanat kokan bir şehir ve çevredeki birçok illere de yakın. Buradan günübirlik trenle Pisa’ya geçtik. Ertesi gün de Siena ve San Gimignano’yu gezdik.

Gezentilikle kalın.

Bu yazı için @geziverdik ekibine teşekkür ederiz.

Kaynak: Geziverdik

#Karadağ Notları: #Perast & #Podgorica

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Karadağ Notları: #Perast & #Podgorica

Erkenden uyanarak otobüs terminalinin yolunu tutuyorum. Bugün Karadağ’ın en gözde ve en turistik yerlerinden biri olan Kotor’a gideceğim. Bineceğiniz otobüsün güzargahına göre değişmekle beraber, yolculuk yaklaşık 40 dakika kadar sürüyor.

Kotor küçük bir sahil şehri – aslında kasabası. Muhteşem bir doğası ve tarihi var. Şehir UNESCO’nun Dünya Mirasları Listesi’nde yer alıyor. Bir çok cruise gemisinin uğrak yeri olan Kotor Limanı ve çevresi sürekli kalabalık. Her yer ağzına kadar turist dolu. Sokaklarda yürümek bazen çok güç olabiliyor.

Otobüs terminalinden eski şehre 10 dakika kadar yürüyorum ve Venedikliler tarafından temelleri atılan, 9. Yy ile 19. Yy arasında sürekli gelişen içinde kale, kliseler, şapeller, kuleler, evler ve turizmin gelişmesiyle de yüzlerce dükkan, restaurant ve cafenin bulunduğu Eski Şehre ve Kotor Kalesi’ne (Kotor Fortress) ‘Sea Gate’ adı verilen kapıdan giriyorum. İlk hedefim kalenin tepesine tırmanmak. Tepeye tırmanmak için 3 euro ücret ödüyorsunuz. Kotor’u tepeden görmek için sabırsızlanıyorum ancak bu kolay olmayacak. Biletçi adam beni yanımda su ve şapka bulunması konusunda uyarıyor. Önümde 1350 basamak ve uzunluğunu bilmediğim patikalar var. Çıkıp inmem ne kadar sürer diye sorduğumda yaklaşık 2 saat sürer cevabını alıyorum ve başlıyorum tırmanmaya. Yol çok güvenli değil. Belli bir kısmında renöve edilmiş basamaklar olmasına rağmen bir kısmı taş yığını ve ayağınızın kayma riski yüksek. O yüzden sağlam ve bu yürüyüşe uygun bir ayakkabı tercih etmenizi tavsiye ederim. Acelem olmadığı için basamakları yavaş yavaş çıkıyorum. Çıktıkça manzara ağzımı açık bırakıyor. Sırf bu manzara için bile değer. Gitmişken muhakkak çıkın. En tepede ise bir kilise var. Çok büyük bir şey beklemeyin derim. Özellikle tarihe süper ilgi duymayanlar için tek çekici şey manzara.

img_9961
Tepeden Kotor

Aşağıya indiğimde yaklaşık 2,5 saat geçmişti. Kan-ter içinde ilk bulduğum cafeye oturarak Americano söylüyorum. Kahvemi yudumlarken turistlerin sağa sola koşuşmasını seyre dalıyorum.

Tüm gününüzü geçirmek için küçük bir yer Kotor. Katedral, meraklısı için bazı kiliseler ve sanat galeri görülmeye değer yerler. Ancak kaçırılmaması ve Kotor’a kadar gitmişken ziyaret edilmesi gereken bir yer daha var. 20 dakika uzaklıktaki köy, Perast. Perast’a deniz yolu ile turistik turlar mevcut, ancak ben bu tarz turları ‘çok turistik’ bulduğumdan ve zamanımı hiç kimseye bağlamak istemediğimden yine karayolunu seçiyor ve bir minibüse binerek 1,5 euroya Perast’a varıyorum.

img_0222
Perast

Sanırım tüm gezim boyunca beni en çok etkileyen Perast oldu. Minibüsten yolun kenarında indikten sonra eski evlerin arasından geçerek merdivenlerden köyün merkezine indim. İlk ziyaret ettiğim yer tabii ki kilise. Kilisenin çok güzel bir saat kulesi var. Muhakkak görün demiyorum, zaten görmemeniz imkansız. Perast’da en çok ziyaret edilen yer, Our Lady of the Rocks Katolik Kilisesi. Kilise’nin özelliği ise insan yapımı bir adanın üzerinde yer alması. Bu ada denize batırılan kayalar ve batık bir gemi ile yaratılmış. Adanın üzerindeki bilinen ilk kilise 1452 yılında inşa edilmiş. Roman Katolikler ise 1632 yılında Our Lady of the Rocks’ı inşa etmişler. Adaya, sahilde bulabileceğiniz küçük teknelerle ulaşabilirsiniz. Kilise’nin içindeki resimler görülmeye değer. Size eşlik eden dağlar ve muhteşem Adriatik ise cabası.

img_0166
Our Lady of the Rocks

2-3 saatimi Perast’ta geçirdikten sonra dönüş yolundayım. Ana yola çıkarak otobüs ya da minibüs bulmayı umarak yaklaşık 30 dakika bekledim. Bu arada hiç taksi geçmediğini de belirteyim. Neyse ki sonunda bir otobüs geçti ve Kotor’a geri döndüm. Hemen ardından da Budva’ya doğru yola çıktım.

Akşam 6 gibi Budva’dayım. Eski şehri geçtikten sonra yürüyerek yaklaşık 5 dakikada ulaşabileceğiniz çok popüler bir plaj olan Mogren Beach’e giderek kendimi denize atıyorum. Bugün burada son gecem. Yarın Podgorica’ya geçecek ve oradan da Türk Hava Yolları ile Istanbul’a uçacağım.

Akşam yemeğimi Budva’nın en bilinen deniz ürünü restaurantlarından biri olan Jadran’da yiyorum. Buranın Türkler arasında çok popüler olduğunu duymuştum. Fiyatlar makul, yemekler lezzetli. Yemeğin ardından yine popüler publardan biri olan Casper’a giderek son gecemin keyfini çıkarıyorum.

Her tatil dönüşü buruk olurum. Açıkçası Budva’dan ayrılırken de bu burukluğu ziyadesiyle hissettim. Bu doğa harikası, masal kitabından fırlamış destinasyona bir kez daha gelmeyi dilerek, Podgorica’ya doğru otobüsle yola çıktım. Istanbul’a dönüş uçağım akşam olduğu için Podgorica’ya ayıracak zamanım da var. Zaten çok küçük bir şehir olduğunu bildiğim Podgorica’yı yürüyerek gezmeyi planlıyorum.

img_0331
Millenium Bridge

Podgorica, Karadağ’ın en büyük şehri olsa da, diğer şehirler gibi bana çok küçük geliyor. Nufüsü 150,000 olan şehrin nasıl başkent olduğuna şaşırıyorum nedense. Her yer çok sakin. Ortalık tenha. Tarihi eser, görülecek, ziyaret edilecek pek bir şey yok. Öyle yüksek bina da bulunmuyor şehirde. Devlet dairelerinin önünden geçerken gördüğüm şık ancak asık suratlı insanlar sanki burada zorla yaşıyorlarmış izlenimi veriyorlar. Görülecek yerleri araştırırken rastladığım Millenium Bridge’i görmek için yürümeye devam ediyorum. Çok geniş parklardan geçerek köprüye ulaşıyorum. Ancak büyük bir hayal kırıklığına uğradığımı belirtmem lazım. Istanbul’da bulunan bir çok üst geçit Milennium Bridge’den daha büyük sanırım. Köprü’nün altından Moraca Nehri akıyor. Ancak bana daha çok kurumaya yüz tutuş bir akarsu gibi gözüktü. Görülecek pek bir şey bulamadığım Podgorica’da zaman geçirmek için Mall of Montenegro alış-veriş merkezine gidiyorum. Adı kadar büyük olmayan bu alış-veriş merkezi de bende hayal kırıklığı yarattı. Sanırım Budva ve Kotor gibi tarihi ve turistik kasabalardan sonra daha şaşalı bir başkent bekliyordum. Şehirdeki tek turist benmişim gibi hissettim.

6 günlük gezimin sonuna geldim. Çok güzel dinlenmiş ve yeni şeyler öğrenmiş olarak Istanbul’a dönüyorum.

Özellikle AB vizesi olmayan ve daha düşük bütçeli geziler yapmak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyorum Sırbistan ve Karadağ’ı.

Umarım keyif almışsınızdır. Görüş ve önerilerinizi bekliyorum.

Sevgiler,

Gökhan Kocamaz

Kaynak: https://gokhankocamaz.net/category/lifestyle/

#İsrail Gezisi – Part 2

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#İsrail Gezisi – Part 2

İlk gün koşuşturmacasının ardından ikinci güne çok güzel uyandım. Kudüs’te uyanmak çok farklı duygulara sebep olabiliyor. Hatta rüya görürüm diye baş ucuma kalem kağıt bile koymuştum. Uyanınca unutmamak için yazarım diye. Gökyüzüne bu kadar fazla dua yükselen bir kentte göreceğim rüya gerçek olur fantazimi de sizinle paylaşmış oldum böylece.

Otelin kahvaltısı muazzam. Kosher bir açık büfeye sahip. Bu da aslında açık büfede salam sosis vb et ürünleri bulamayaksınız demek. Çünkü et ve süt ürünleri bir arada bulundurulmuyor hatta evlerde bile farklı yerlerde saklanıp ayrı tabaklarda yeniyormuş. Ancak ilginçtir ki büfede üç çeşit balık var. Balık etinin kendiliğinden kosher olduğunu burada öğreniyorum. Bu arada Kosher, en kaba tabiriyle Yahudilerin ‘helal’i diyebilirim.

Kahvaltının ardınIMG_3688dan otobüs ile yola çıkıyoruz. Bugünün planında Ölüdeniz (Lut Gölü) ve Necef Çölü’nde bulunan Masada var.  Eğer seyahatinizi bir tur şirketiyle yapıyorsanız Ölüdeniz’i ve Masada’yı ziyaret etmek daha kolay olabilir. Kendi başınıza seyahat ediyorsanız günlük lokal tur bulup o şekilde gidebilirsiniz. Arabayla gitmenizi pek tavsiye etmiyorum zira uzun ve ıssız yollardan geçiliyor. Ayrıca belli lokasyonlarda kontrol noktaları göze çarpıyor. Bir sıkıntı olacağını sanmıyorum ancak zaman kaybetmemek adına daha garanti bir yola başvurmak iyi olacaktır.

İlk durağımız Masada. Gerçekten çok ilginç bir yer ve ilginç bir hikayeye sahip. Uzun, ıssız çöllerden geçip Masada’ya ulaşıyoruz. Burası dağın tepesinde kurulmuş olan eski bir şehir. Yukarıya yürüyerek çıkabilirsiniz ancak bu yol biraz zorlu. En kestirmesi teleferik. Yanınıza muhakkak sapka ve gozluk alın. Hatta 30 faktor güneş kremi bile sürebilirsiniz. Hava çok sıcak olmasa bile sürekli güneş altında olmak insanı bunaltıyor.

IMG_3685

Gelelim Masada’nın hikayesine. Masada ismi Metzu’dan geliyor ve İbranice ‘kale’ demek. Milattan önce 1. Yüzyılda hüküm süren bağımsız İsrail Haşmonayim Krallığını yöneten Haşmonayim hadedanlığı tarafından kurulmuş. Masada ile ilgili çeşitli kaynaklarda farklı yorumlar mevcut. Şehir bir çok farklı yönetimlerin eline geçmiş. Ben hikayeyi olabildiğince sadeleştirip merak uyandırmak istedim. Merak edenler online bir çok kaynaktan detay öğrenebilirler:

Milattan önce 66 yılında Romalılar İsrail işgaline başlıyor ve Yahudilerle Romalılar arasında ilk savaş çıkıyor. Savaş sırasında Sicarii Yahudileri Roma ordusunu Masada bölgesinde yenilgiye uğratarak Masada’ya yerleşiyorlar. Romalıların Kudüs’ü fethetmesini takiben Masada’da kuşatma altına alınıyor. Ancak Masada’da yaşayan Yahudiler kanlarının son damlasına kadar savaşmakta kararlılar ve hemen teslim olmuyorlar. 3 yılı aşkın kuşatma altında olan şehir sonunda Roma’lıl’rın suni olarak yaptıkları rampayla feth edilmenin eşiğine geliyor. Bu sırada teslim olmak istemeyen Yahudiler Romalıların eline düşmektense ölmeyi tercih ediyorlar. Aralarından seçtikleri 10 kişi, kura çekerek Masada sakinlerini bir bir öldürüyor.Aslında bu büyük bir intiharın hikayesi. 900’e yakın kişi ölüyor. Sadece 2 kadın ve 3 çocuk kurtuluyor.

IMG_3695

Masada UNESCO kültür mirası olarak koruma altında. Ayrıca tüm Yahudiler için de direnişin ve özgürlüğün sembolü diyebilirim. Tarih severler için kesinlikle görülmesi gereken bir mekan.

Masada’da geçen yaklaşık 2 saatin ardından, teleferikle aşağıya inerek aşağıda bulunan restaurantta yemek molası verdik. Hem fast food bölümü hem de açık büfesi var. Tercih sizin.

Ölüdeniz (Lut Gölü) 

Yemek molası bitti ve Ölüdenize doğru yoldayız. Ölüdeniz (Lut Gölü) yeryüzünün en alçak ve en tuzlu üçüncü gölü. Açıkçası girmek için sabırsızlanıyorum. Rotamızı göle gireceğimiz plaja doğru çevirdik. Karşı taraftan Ürdün toprakları da bize bu yolculuğumuzda eşlik ediyorlar. Göl hakikaten kristal gibi gözüküyor. Yansıma mükemmel. Fotograf için 5 dakika duruyoruz. İnanılmaz bir sessizlik kulağımı sağır ediyor.

IMG_3722

Kalia Beach Ölüdeniz’in sık uğranılan plajlarından ilki. Plaj deyince çok öyle matah bir yer beklemeyin. Giriş ücretli. Küçük bir alanda suya girebiliyorsunuz. Öyle kum vs tabii ki yok. Suya kesinlikle kafanızı sokmamanız gerekiyor. Tuz oranı %33’e yakın. Tadına bile bakmayın derim. Ben denedim 3 saat boyunca ağzımdaki acı tat gitmedi. Plaj girişinde bulunan dükkandan çamur alıp çamur banyosu yapabilirsiniz. Ayrıca dükkanda Ölüdeniz minerallerinden yapılmış bir çok kozmetik ürünü bulunuyor. Kozmetikle çok aram olmadığından kendime yemek tuzu almayı tercih ettim. Suya geri dönecek olursak, kaldırma kuvveti çok yüksek olduğundan sanki poponuzun üzerinde oturuyor gibisiniz. Eğer güzel bir açı yakarsanız harika fotograflara imza atabilirsiniz. Yüzmek neredeyse imkansız olduğundan yaptığımız şey sadece ‘çimmek’ oldu. En keyifli kısmı ise sanırım çamur banyosuydu.

IMG_3789

Ölüdenizdeki keyifli anların sonuna geldik. Kudüs’e yaklaşık 1 saat yolumuz var. Günlerden Perşembe ve Şabat öncesi. Bu da heryerin çok kalabalık olacağı anlamına geliyor.

Şabat Öncesi Kudüs

Duş alıp giyindikten sonra Kudüs sokaklarında dolaşmak için kardeşimle beraber dışarı çıkıyoruz. Ortalık inanılmaz kalabalık. Sanki herkes dışarıda. Her köşede canlı müzik yapan bir geç ya da grup var. Akşam pazarları kurulmuş. Tüm marketler, restaurantlar ve cafeler kalabalık. Hediyelik eşya almak istediğim için  turistlere yönelik dükkanlara yöneliyoruz. Kardeşimle beraber ilk girdiğimiz dükkanda etrafı incelerken konuşmalarımıza kulak misafiri olan dükkan sahibi ‘Türkçe mi konuştunuz?’ diye soruyor. Kendisi 80 yılında Istanbul’dan ayrılmış. Bir süre Birleşik Devletler’de yaşamış ve sonunda Kudüs’e yerleşmiş. Çocukları, torunları tüm ailesi Kudüsteymiş. Kısa bir sohbeti takip eden alışverişin ardından dükkandan ayrılıyoruz. Hediyelik olarak evime Menorah alıyorum.

Biraz yürüdükten sonra başka bir dükkana giriyoruz. Yine sağı solu incelerken dükkan sahibi hanımefendi ‘Türkçe mi konuşuyorsunuz?’ diye soruyor. Bu sefer şaşkınlığımı gizleyemiyorum çünkü ikide iki. Adının Daisy olduğunu öğrendiğim hanımefendi ile bu sefer koyu bir sohbete başlıyoruz. Mükemmel Türkçesiyle bizi etkiliyor. 80 yılında Türkiye’den ayrıldığını söyleyince ‘Bir dakika az önce bir dükkandaki beyefendi de 80  yılında Türkiye’den ayrılmış belki tanıyorsunuzdur’ diyorum, ‘kendisi eşim olur’ diyor. Büyük tesadüf! Hanımefendi Robert Kolej’de okumuş. Sonrasında Amerika ve İtalya’da yaşamışlar ailecek ve sonunda Kudüs’e dönmüşler. Halinden çok memnun olduğunu belirtiyor. Kardeşi Istanbuldaymış. Ayrılmak istememiş Istanbul’dan. Türkiye’nin halini takip ediyoruz diyor, içler acısı. Ben de ‘evet maalesef öyle ‘ diyorum. Buradan da hediyelik olarak ‘Hanukkah’ alıyorum. Dükkandan ayrılırken ‘Siz hangi ailedensiniz?’ diye soruyor. Kardeşim ‘Musevi değiliz’ deyince Daisy Hanım çok şaşırıyor. ‘Belki atalarınızda vardır’ diyor. Belki de vardır kim bilir…

Daisy Hanım’ın çalıştığı dükkanın Facebook sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

IMG_3817

Sokak yemekleri gittiğim her şehirde vazgeçilmezim. Daisy Hanım’ın dükkanının çaprazında da mükemmel falafel ve shawarma yapan ‘Moshiko’ bulunuyor. Lokal tadlar istiyorsanız doğru adres. Hem ucuz hem lezzetli. Ayrıca çalışanları da çok cana yakın. Öyle ki Falafel sandwichi  beklerken Türkiye muhabbeti yapıyoruz çalışan çocukla. Burada ek bilgi vermek istiyorum: Shawarma bizim dönerin neredeyse aynısı. Genelde kuzu ve hindi etinden yapılıyor. Kuzu biraz ağır gelebilir. Hindi’yi tercih edin derim.

IMG_3821Yemekten sonra otele uğrayarak elimizdekileri bırakıyoruz ve Kudüs gece hayatını keşfe çıkıyoruz. Kulağa acayip gelse de Kudüs’ün hareketli bir gece hayatı mevcut. Özellikle Shabat öncesi, Perşembe geceleri. Her zevke hitab eden barların birine girip diğerinden çıkıyoruz. Kimse kimseye karışmıyor. Kimse kimseye laf atmıyor. Herkes kendi eğlencesine bakıyor. Alkol fiyatları İstanbul’daki gibi, yani çok ucuz sayılmaz. Zaten şehir genel olarak pahalı.

 

Aklımda güzel anılarla yatağa giriyorum.

Yarın Tel Aviv’e gideceğiz.

 

Bir sonraki yazımda Tel Aviv’i anlatacağım.

 

Gökhan Kocamaz

https://gokhankocamaz.net/

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...