Kategori: Türkiye Gezileri

Gezi Notları : #Mardin’in Kapısından Atlayamadım

Gezi Notları Türkiye Gezileri

Gezi Notları : #Mardin’in Kapısından Atlayamadım

Herkesin bildiği ve söylemekten keyif aldığı bir türküdür ‘Mardin kapısından atlayamadım’. Bilinenin aksine bu kapı Mardin’de olmayıp Diyarbakır surlarından eski mardin yoluna çıktığı için bu isimle anılan kapıdır. Çoğu insan bir reklam filminde Mardin’in dar sokaklarında  çocuklar ile Mehmet Günsur’un o akılda kalan diyalogundan hatırlamaktadır. Gel gelelim Mardin’e ve o dar sokaklarındaki yaşama, o çocuklara.

Pegasus’un 06:50’de Sabiha Gökçen Havalimanından kalkan uçağı ile yaklaşık bir saat kırkbeş dakikalık yolculuk sonrası Mardin Havalimanına iniyorsunuz. Uçağın kapısı açıldığında güneşli ama bunaltmayan bir hava karşılıyor. Havalimanı ihtiyacı karşılayacak modernlikte, kontuar veya otobüs gibi şeyler beklemeyin. Merdivenlerden inip çıkış kapısına doğru yürüyorsunuz. Araç kiralama yapacaksanız havalimanı içerisinde Avis ve Enterprise acentaları bulunmaktadır.

Mardin Havalimanı – beklebizi.com

Havalimanı eski Mardin’e 13 km uzaklıkta. Havalimanından çıkışta sağa dönüyorsunuz ve dümdüz yol sizi eski Mardin’e, o eski tarihi dağ eteği şehrine götüyor. Kızıltepe’den geçiyorsunuz, sol tarafınızda polis ve askeri noktalar, büyük betonlarla çevrelenmiş kale görünümlü devlet binaları ve bozkıra çalmış, kilden ve taştan yapılma köy evleri.

Eski Mardin dik bir dağın eteğine kurulmuş bir şehir, daracık ve birbirine paralel sokakları ile günümüze ulaşmış, Suriye Ovasına tepeden bakan bir konumda yer almakta. Tek yön akan bir cadde, solunda Mardin Kalesine doğru sıra sıra evler, sağında yamaçtan aşağı inen evler, insanlar dükkanlar ve sessiz sakin bir o kadar da düzenli, temiz, tertipli şehir.

Aracımı parkedip otele eşyalarımı bıraktım, fotoğraf makinemi alıp sokağa çıktım ve ilk aradan o dar ve bilinmeze giden sokaklarına giriş yaptım. 2 metre genişliğinde temiz sokaklar, taş yapılar, evlerin açık pencerelerinden veya avlularından gelen yöresel müzikler. Her köşeyi döndüğünde birbirine açılan sokaklar ve ilginç motifli duvarlar. Yürüdükçe yolun ya bir kiliseye ya da bir camiye çıktığı yerlerde yürüyorum. Bazı kapılar sonuna kadar açık, fotoğraf çektiğimi gören çıkıyor ve sohbet ediyor, bazıları evlerine davet ediyor, avlularını gösteriyor, yaptığı el işlerini sunuyor. Burası medeniyetlerin buluştuğu topraklar. Rumu, kürdü, arabı, türkü ve etnisiten uzak her dine mensup güzel insanların, kiliselerin camiye çevrilmediği, ibadethanelerin özgürce varlıklarını koruduğu memleket.

Mardin sarının toprak renginin hakim kıldığı bir kent, sokakları dar ama insanlarının yüreği bir o kadar geniş.

#Mardin – beklebizi.com

Gelişen şehirlerle beraber, eski Mardin ve yeni Mardin olmak üzere iki şehir oluşmuş durumda şuanda. Yeni Mardin, herhangi bir batı kentinden farksız, eski Mardin’de bir o kadar yalnız ve kaderine terk edilmiş.

Tavsiyeler;

  • Cercis Murat Konağı; Süryani mutfağını tadabileceğiniz, Basque Culinary World Prize ‘da finale kalan 10 şeften biri olan Ebru hanımın lezzetlerini bulabileceğiniz tarihi bir konak. Süryani şarabını, lezzetli salatalarına ve dobo dolmasını beğeneceksiniz.
  • Kebapçı Yusuf;  Fıstıklı kebap sevenler için güzel bir durak.

Gezilecek Yerler;

  • Mardin Ulu Camii

Artuklular Dönemi’ne ait, Mardin’in sembollerinden biri olan Mardin Ulu Cami 1176 yılında yapılmıştır. Artuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan taş yapıda geniş bir avlu bulunuyor ve avlunun içerisinde de havuzlar yer alıyor.

  • Deyrulzafaran Manastrı

Mardin ovasına hakim bir yerde kurulu Süryaniler için önemli ve kutsal dini merkez. 

  • Mardin Müzesi

Eski Mardin’de şehrin göbeğinde kuzey mezopotemya ve güneydoğu anadolu coğrafyasına ait kültürlerin sergilendiği mekan. 

  • Kasımiye Medresesi

Eski Mardin’den Kızıltepeye doğru giderken görebileceğiniz geniş avlulu iki katlı yapı. 

  • Şehidiye Medresesi

Artuklu Sultanı Melik Nasreddin Artuk Aslan tarafından 13. yüzyılda yaptırılmıştır.
Süslü taşlara ve farklı bir görsele sahip minaresiyle dikkat çekici bir yerdir.

  • Zinciriye Medresesi

Artuklu Sultanı, Melik Necmettin İsa bin Muzaffer Davud bin El Melik Salih tarafından 1385 yılından yaptırılan medrese Sultan İsa Medresesi olarak da bilinmektedir. Mardin’in tarihi ve mimari yapılarını yansıtan estetik detayları ile görenleri kendisine hayran bırakan bir yapıdır.

  • Kırklar Kilisesi

6. yüzyılda Mor Behnam ve kız Saro adına yapılan kilise. 

  • Dara Mezopotemya Harabeleri

Pers ve Babil kral mezarları, saray, kilise, çarşı ve su bendine dair kalıntılar bulunmaktadır. Nusaybin Mardin arasında yer almaktadır. 

  • Mor Gabriel Manastrı

Mardin Midyat İlçesi’ne 23 km uzaklıkta bulunan Manastır; meşe ağaçlarının çevrelediği yüksek bir tepede bulunmaktadır. 397 yılında inşa edilen manastır Mardin kesme taşlarından yapılmıştır. Bizans dönemi mozaikleri, kubbeleri, taş işlemeleri ve kapılarıyla göz dolduran yapının en güzel yerlerinden birisi Theodora Kubbesi’dir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Dikkat edilmesi gerekenler: 

  • Midyat’ı gezerken sizden sürekli bir şeyler isteyen çocuklardan uzak durmaya çalışın.
  • Midyat’tan Mardin’e geri dönerken Nusaybin yolunu takip edebilirsiniz. Yol bir hayli ıssız ve terrör zamanlarında tercih edilmemesi gerekir. 

 

Bir başka yerde karşılaşmak umuduyla…

beklebizi ekip

 

Gezi Notları, Türkiye Gezileri

Ah O Gemide … #Göcek

Güneşin alabildiğine hakim olduğu, mavi ve yeşilin bir arada ahenkle merhaba dediği bir tatilin başlangıcında, mükemmel bir doğaya, mükemmel bir dinlenme alanına doğru çıkılan yolculuk.

Istanbul’dan çıkıldı ve yavaş yavaş kilometreler aşıldı önce. Ufak molalar verildi, yemekler yendi en özel yerlerde. Önce Sabuncubeli, sonra Sakar geçidi. Artık egenin en güzel noktasına yaklaşmıştık. Keskin virajların olduğu o bilindik yerde ufak bir mola. Önümüzde Gökova körfezi, solumuzda Marmaris ve Datça ayrımı, hemen sağımızda Bodrum körfezi. Daha da ilerisi alabildiğine mavi, alabildiğine Ege.

Aylardan Haziran. Alabildiğine yeşil ve mavi. Yollar oldukça sakin, hava sıcak ama bunaltıcı olmaktan uzak.

Dalaman’a uğramadan Göcek tüneline varıyoruz. Bu noktada isterseniz dağ yolundan Göcek’e gidebilirsiniz. İsterseniz de 5 TL ödeyip Göcek tünelini kullanabilirsiniz.

Akşam saatlerine doğru sessizliğin hakim olduğu bir liman kentine giriş yapıyoruz.  Belki yazın henüz başlamamış olması belki de ramazan etkisiyle oldukça sakindi sokaklar. Yorucu bir yolculuk sonrasi karada geçirilecek son bir gece.

Hafif bir yemek ve soğutulmuş bir blush, birazda kırık buz taneleri. Her şey bu anlamda mükemmel, yorgunluk ve yarın denize açılacak olmanın heyecanı ile günün sonuydu kısaca.

Sabah günün ilk ışıklarıyla birlikte güzel bir kahvaltı yapıldı ve bizi limanda bekleyen kaptan ve miço ile buluşuldu. Limandaki 14 metre boyunda ‘Asuman’ adında bir motoryatta 3 gece geçirecektik. Bu 3 gece 4 gün için erzak alımı gerçekleştirildi.

Artık her şey tamamdı. Limandan ayrılma ve yavaş yavaş göcek koylarına doğru yola çıkma vaktiydi. Hava güneşli ve berrak, sıcak. Arkanıza yaslanıp dalgaların üzerinde süzülürken suyun sesini dinliyorsunuz.

Liman ardınızda kalıyor, engin mavi sular önünüzde, ilk durak Kille Koyu.  Sessiz ve korunaklı ufak bir koy burası. Tekne kıyıya yakın demirledikten sonra soğuk biranızdan yudum alıp, teknenin arkasından suya girmeye hazırlanabilirsiniz. Deniz suyu haziran başında hafif serin, ancak ferahlamak için mükemmel.

Bir kaç saat yüzme keyfi sonrasında yemek yeme vakti. Teknede miço bu işler için başarılı şeyler ortaya koyabiliyor.  Arkanıza yaslanıp biranızı yudumlayıp, hafifçe esen rüzgara kendinizi bırakıyorsunuz. Sessiz doğa, tekneye vuran hafif hafif dalga sesleri, kıyıdan gelen böcek ve kuş sesleri.

Denizde olduğunuz vakitte yapacak aktiviteleriniz denize girmek, yemek yemek ve alkol almak diyebiliriz. Bir kaç saat sonrasında başka bir koya mı gitsek diye iç geçiriyoruz. Kaptana sorup nereye gidelim diyoruz, Taşyaka Koyu diyor. Bir çok kişinin bildiği adıyla Bedri Rahmi Koyu.

Tepesinde 5000 yıllık kaya mezarlarıyla, kıyıya yaklaştıkça çam ağaçlarının kokusunu duyabildiğiniz, ufak derme çatma limanına demirleyip indiğinizde de büyükçe bir kayaya çizilmiş balığı görebileceğiniz bir koy burası. Zamanında Bedri Rahmi ve arkadaşlarının bir tekne gezisi yaptığı ve bu adaya geldiklerinde Bedri Rahmi’nin adadaki bir kayaya çizmiş olduğu balık. Bir grup sanatçı ile çıktığı bir yolculuğun meyvesi ‘Mavi Gezi’ şiiri gibi.

” Mavi gezi bir rüyadır.

Görülmemiş.

Mavi gezi bir cennettir.

Ellenmemiş

Dillenmemiş

Mavi gezi bir masaldır

Söylenmemiş

Yazılmamış

Çizilmemiş,

…”

Göcek koyları gezisi

Güneş yavaş yavaş batarken, bir başka koya,  demirlemeye ve geceyi geçirmeye doğru yola koyulduk. Teknenin arkasında bembeyaz köpükleri seyredalarken soğuk blushından yudum alıyorsun ve hayatı bir kez daha sevdiğini hissediyorsun. Mutluluk neydi, mutluluk denizdi, güneşti. Bir insan daha ne ister tadındaydık sadece.

Gece karanlığı çöktüğünde koyda sizinle birlikte bir kaç yelkenli ve yat kalıyor. Açık bir havada, yıldızlar ve alabildiğine parlıyor gökyüzünde.  Siz ve geceleyin teknenizin taban ışığına gelen balıklar biraradasınız. Sessizlik içinde ister gökyüzünü ister teknenin etrafında dolaşan birbirinden güzel balıkları seyredurun.

Gün Göcek adasının ardından doğarken, kamaradan çıkıp ilk iş henüz ısınmamış suya kendini bırakmak olmalı.  Güzel bir kahvaltı öncesinde  uyanmak için gereken tek şey aslında.

Kahvaltı sonrasında tekrar yola koyuluyoruz. Önümüzde Sarsala, Küçük Sarsala, Hamam ve Merdivenli Koyları.

Sarsala koyu yakın zamanda kiralanmış ve bir otel kurulmuş, hemen karşısında Hamam koyu bulunuyor. Tarihi liman ve hamam kalıntıları sebebiyle, kıyıya fazla yanaşamıyoruz ancak denize burada da girilebilmekte isterseniz.

Sonrasında Küçük Sarsala koyu, yan yana dizilmiş 57 feetlik Beneteauları görünce insan ayrı bir seviyor burayı. Güzel bir restaurant kurulmuş buraya. İsterseniz balık isterseniz de başka mutfaklardan seçeneklere sahip. Fiyatlar denizin ortasında bir vaha hesabı.

Koy koy gezerken, süpermarket zincirlerine ait bir tekne görmeniz de mümkün. Denizin ortasında alışveriş yapabiliyor, istediğiniz yiyecekleri satın alabilme imkanına sahipsiniz.

Denizin ortasında her gün aslında bir önceki güne benziyor, ancak her gün ayrı bir yaşanılası. Her bir koy, her demirlediğimiz yer ayrı güzel, ayrı keyif veriyor. Huzura, doğaya, denize ve güneşe doyuyor insan. Boynuzbükünde sabaha merhaba demek ya da tershane koyuna demirlemek bunlar hep yaşanması gereken ayrıcalıklar. 

  • 3 gece tekne tatili yeterli midir? 

Evet yeterlidir. Bir süre sonra rutine bağlıyor her şey. 

  • 4 günlük bir tatil için ortalama toplamda ne kadar harcarım?

Yaklaşık 6 – 8 bin TL civarında. 3 – 4 kişi çıktığınız bir tatil olduğu için toplam fiyatlardan bahsediyorum. 

  • Kaç kişi ile gitmek gerekir ki eğlenceli olsun? 

İsterseniz tek başınıza isterseniz bir arkadaşınız ile isterseniz de kalabalık bir arkadaş grubunuz ile gidin, eğleneceksiniz. Tabiki kalabalık bir arkadaş grubu ile daha farklı olacaktır. Kiralayacağınız tekne 3-4 kişilik ya da 6-8 kişilik olanlardan olabilir. Tekneden tekneye de konfor artmaktadır. 

Umarız güzel bir yaz için duvarları olan bir otel odasına vereceğiniz parayı açık denizleri dolaşmaya harcarsınız. 

Sevgilerimizle,

beklebizi ekip

Gezi Notları: #Kulindağ

Gezi Notları Türkiye Gezileri

Gezi Notları: #Kulindağ

Yanıbaşımızda, İstanbul’un betonarme, çarpışık yapılaşması ve 20 milyona varan nufusundan uzakta, bir o kadar da yakında bir yer olarak tanımlayabilirim sanırım konumunu Kulindağ’ın. İstanbul’un hala bakir kalmış, müteahitlerinin ve havuzcularının başka yerleri darmadağın etmekten fırsat bulamadıkları yeşili, doğası , toprağı burası.

Saatlerce yol almak istemeyen insanlara çölde vaha, bazen hayal olduğunu bilemeyeceğimiz kadar gerçek. Harika bir romandan uyarlanmış, gerçekliği inanılmaz diyebileceğimiz bir Sanchez’in Çocukları’nı  Hollywood güneş gözlükleriyle sinemaya aktarılması tadında bir hayat süren bizler için güzel bir haftasonu rüyası.

Dağ yamacına sıralanmış odalar ve restaurant ile İstanbul’dan kaçan her kesimden insana hitap ediyor Kulindağ.  Haftasonları oldukça kalabalık,  müdavimleri mevcut diyebiliriz. Herkesin sıkça dile getirdiği lezzetli ve göz doyuran kahvaltı, yemek menüleri var. Yemekler konusunda söylenecebilecek şey şu ki gerçekten de porsiyonlar çok büyük, lezzetli ve fiyatları da son derece makul.

Restaurant içinde bulunan kuzine tüm mekanı oldukça güzel ısıtıyor. Odalarda ısınma biraz sıkıntılı maalesef, kaloriferler pek yeterli olmuyor. Aslında böyle bir doğanın içinde odalarda neden şömine yok diye sordurtan cinsten.

Yazının bu kısmına kadar bir çok popüler gezi blogunda görebileceğiniz  git gör beğenmediysen de beğendim ve yazdım anlayışını gördünüz. Aslında  burayı ballandıra ballandıra anlatmak, beklentiyi bir hayli yukarı çıkarmak ve haftasonunda şehirden uzaklaşmak isteyen, binaların arasında sıkışmış dar bir hayat süren sizlere kaçıp kurtulacak bir mekan olarak anlatmak isterdim. İşin aslı pek öyle değil maalesef.

Fazlaca çalışıp, azca dinlenme vakti olan bizlerin haftada 1-2 günü var ve o sürede de İstanbul gibi kozmopolitik şehirlerden kaçarken büyük vakit harcıyoruz. Gittiğimiz yerlerde de turist edasıyla, bir an önce yiyeyim, içeyim ve ne görülecekse göreyim, sonra da evime barkıma döneyim, eşime dostuma da bir güzel haftasonu maceramı anlatayım havalarındayız.

Kulindağ’a haftasonu için giden İstanbul’lu, iki günün o sıkışıklığı içerisinde alelacele bir şeyleri denemeye çalışır ve çabaladığı oranda da zevk ve keyif alır. Zaman, para ve emek verdiği o iki gün içinde bunun karşılığı bekler, beklenti yaratır, beklentinin karşılığı olmayan şeyleri de acımasızca eleştirir.

Kıssadan hisse Kulindağ konusunda beklenti içinde olmayın, gidin ve yaşadığınız anın tadını çıkarmaya çalışın J

Sevgilerimle,

Yol: Kavacık’tan Polonezköy – Riva yoluna doğru giderken sıkça mahkemelere ve haberlere konu olmuş Acarkent sitesini geçiyorsunuz ve Riva yönünde Sevketpaşa yönünde yol alıyorsunuz. Kulindağ’da Şevketpaşa köyünün hemen bitiminde tali bir yoldan ulaşılan ahşap binalarıyla şirin bir konaklama tesisi.  Yaklaşık 20 dakika sürmekte yol.

Konaklama: 5 adet bungalow tarzı odadan oluşan bir kompleks. Odalar doğalgaz ile ısınmaktadır. Ancak odalar çok iyi ısınıyor diyemeyiz. Odalar genel olarak temiz, ancak ahşap yapılar olduğu için rutubet kokusunu hissedebiliyorsunuz. Banyolar daha iyi hale getirilebilir.

Yemekler:  Söylenecek iki kelime ‘lezzetli’ ve ‘doyurucu’. Haftasonu kahvaltısı kişi başı 70 TL.  (Divan Kalamış’ta açık büfe kahvaltı 80 TL iken bu fiyat fazla olarak değerlendirebiliriz)

Artılar – Eksiler: Yemekler ve kahvaltı mekanın artı hanesine yazılabilir. Yemyeşil doğası ve İstanbul’dan uzak ancak bir o kadar da yakın olması yine artı hanesine bir çentik.

Verilen otel hizmetini vasat olarak nitelendirebiliriz. Odaların rutubet kokması, ısıtmasının yeterli olmaması ve banyoların içinize tam olarak sinmemesi mekanın eksi hanesine büyük büyük yazılacak maddeler.

Not: İçki ruhsatı yok mekanın, bu sebeple yemeklerinizin yanına maalesef bira, şarap ikram edemiyorlar. Ama yanınızda getirmenize de karışmıyorlar, odanızda içebilirsiniz dilediğiniz gibi.

Mekanda kredi kartı geçiyor. Haftasonu kahvaltısı için gitmek isterseniz rezervasyon yaptırmanızda fayda var.

 

#İznik: Tanıtım

Gezi Notları Türkiye Gezileri

#İznik: Tanıtım

İznik İlçesi, dünyada eşine az rastlanan ve bütünüyle “açık hava müzesi” olan tarihi ve antik bir şehirdir. Yaz kış demeden, adeta bereket saçan verimli toprağı, kendine özgü iklimi ve doğal güzelliği nedeniyle, tarihin her döneminde insanlığın ilgi odaklarından biri haline gelmiştir.

İznik’in tarih öncesi çağlardan beri iskan gördüğünü ve çok eski bir tarihte kurulduğunu çevresindeki Prehistorik buluntulardan ve yörede bulunan bol miktardaki höyüklerden anlamaktayız. İznik, Makedonya Kralı Büyük İskender’in kumandanlarından Antigonius Monophthalmos tarafından M.Ö. 316’da kurulmuştur. Bu çağın geleneklerine göre, kurucusu Antigonius nedeniyle de “Antigonia” adını almıştır. Makedonya imparatoru Büyük İsken der’in mirasçıları, General Antigonius ve General Lysimakhos, İmparatorluğu egemen likleri altına almak için birbirleri ile savaştılar. Lysimakhos, M.Ö. 301’de Antigonius’u mağlup etti ve kenti yönetimi altına alarak, o dönemin geleneklerine göre kente sevgili karısının adı olan Nikaia adını verdi.
Yörede egemen olan Bithynia Kralı Zipoites, M.Ö. 279’da Nicaia’yı ele geçirdi. Nicaia bir süre Bithynia Krallığına başkentlik de yaptı. Adına altın sikkeler basıldı ve bundan böyle tarihte “Altın Şehir” unvanı ile anıldı. Nicaia Bithynia Krallığı İle Roma İmparatorluğu arasında uzun yıllar devam eden savaşlara sahne oldu. Sonuçta, Bithynia ordusu, General Lucullus komutasındaki Roma ordusuna yenildi ve bu güzel göl kentine Nicaea adı verildi.

Şehir M.S. 259 yılında Gotların saldırısına uğradı. Bunun üzerinde Romalılar, Bithynia Krallığı zamanında başlatılan ve M.S. 12i yılında meydana gelen depremde büyük hasar gören surları daha güçlü olarak İnşa ettiler. Şehrî 4 ana ve 12 tali kapısı bulunan 4970 m uzunluğunda bir sur ile çevirdiler.

Üç kıtada geniş sınırlara dayanması nedeniyle her konuda güçlüklerle karşılaşan Roma İmparatorluğu, M.S. 476 yılında Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olarak ikiye ayrılınca, İznik sonradan Bizans adını alan Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kaldı. Nicaea Bizanslıların elinde büyük imar gördü. Şehirde kiliseler, su yolları ve sarnıçlar yapıldı. Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Bizans ordularını Malazgirt’te 1071’de yenmesinden sonra, Selçuklular XI. yüzyılın sonlarında Bizans içlerine kadar yürüdüler. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075 tarihinde Nicaea’yı aldı ve 1080 yılında Selçuklu devletinin başkenti yaptı. Adını da Nicaea’nın izi anlamında “İznik” olarak değiştirdi. Böylece İznik, Anadolu’da ilk Türk başkenti oldu. 600.000 kişilik I. Haçlı Ordusu Godefroy De Bouillon’un başkomutanlığında 1097 mayısında İznik’i kuşattı. Çetin savaşlardan sonra Türkler 1097 haziranında şehri Bizanslılara teslim ederek yağmalanmasını önlediler. Haçlıların İznik’i alıp Bizanslılara bırakmasıyla 2. Bizans dönemi başlamış oldu. Selçuklu Türkleri, şehri ancak 22 yıl kadar ellerinde tutabildiler. IV. Haçlı Seferine katılan Latinler, Anadolu içlerinde kan dökmektense Constantinopolis’i (İstanbul’u] yağmalamayı yeğlediler ve burayı işgal edip Latin İmparatorluğunu kurdular (1204). Bizans’ın saltanat soyu Theodoros Lascaris, İznik’e kaçtı ve burada imparatorluğunu ilan etti. İznik, böylece 57 yıl boyunca başkenti Latin İşgali altında olan Bizans imparatorluğu’nun yönetim merkezi oldu. Bu dönemde surlarda önemli onarımlara girişildi ve surların önüne bir ön duvar (ön sur) inşa edilerek şehrin korunması güçlendirildi.

Başkent İznik’te Theodoros Lascaris’den sonra dört imparator tahta çıktı. Sonuncu olan VIII. Michael (1259-1282), 1261 yılında Constantinopolis’i’ (İstanbul) yeniden ele geçirerek Latin İmparatorluğu’na son verdi. Böylece Constantinopolis yeniden Bizans imparatorluğu’nun başkenti oldu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinden itibaren İznik, ilgi çekici bir merkez olarak hep fethedilmek İstendi. Osman Bey zamanında bu önemli kenti ele geçirmek amacıyla seferler düzenlenmişse de, İznik ancak Sultan Orhan Bey (1326-1362) zamanında 1331 tarihinde fethedildi. Böylece İznik 234 yıllık bir aradan sonra yeniden Türk idaresine girmiş oluyordu. Özellikle II. Murat ve Çandarlılar döneminde şehir tepeden tırnağa İmar edildi ve birçok cami, medrese, han, hamam vs. bu dönemde yapıldı. İznik, İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan sefer ve kervan yolunun üzerinde önemli bir durak ve konaklama merkezi oldu. Keza XIV-XVl. yüzyıllarda İznik, Türk kültür hayatında önemli bir yere sahipti. Birçok ulema ve şairin yetiştiği bir kültür merkezine dönüşmüştü. Çağın en ünlü alimleri İznik’teki medreselerde ders vermeye başlamışlardı. Bu yüzden de İznik’e “Ulema Yuvası” (Alimler Diyarı) da denmiştir.
İstanbul’un fethi ve Anadolu’daki Osmanlı egemenliğinin pekişmesinden sonra, İznik’in önemi azaldı. Diğer taraftan Kara Halil Paşa’nın idamı, Çandarlı ailesinin nüfuzunun sarsılmasına sebep oldu. Şehrin köklü ve zengin aileleri de İstanbul’a göç etmeye başlayınca İznik gerileme sürecine girerek XVI. yüzyıl sonlarından itibaren boşalmaya ve eski zenginliğini kaybetmeye başladı.

Sonuç olarak çeşitli dönemlerin askeri, siyasi, dini, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini bize yansıtan birçok uygarlığın kalıntılarını günümüze taşıyan ve buram buram tarih kokan İznik, yoğun imar faaliyetlerine sahne oldu ve kentte çok sayıda abidevi yapılar inşa edildi. İznik her dönemden devraldığı mimari mirası ile bir açık hava müzesi niteliğini hala korumaktadır. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının arkeolojik ve etnografik kalıntılarıyla bütünleşmiş durumdadır.

Güney Marmara bölgesinde kendi adını verdiği gölün doğusunda kurulmuş ve turistik bir ilçe olan İznik’in bağlı bulunduğu Bursa iline uzaklığı 85 km’dir. Rakımı 85 metre, yüz ölçümü 753 km2, toplam nüfusu ise 44.690’dır. Bağlı iki kasaba ve 37 köyü mevcuttur. Halkın temel geçim kaynağı tarımdır. Netice itibariyle İznik,
– Kendine özgü iklimiyle,
– Yaz-kış demeden bereket saçan toprağıyla,
– Doğal güzelliğiyle,
– Tarihi ve kültürel zenginliğiyle,
– Her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bir kent olmasıyla, (Adeta bir sebze ve meyve ambarı olmasıyla)
– Adını verdiği gölüyle,
– Dünyaca meşhur çinileriyle,

Turizm sektörü açısından son derece önemli bir merkezdir. Yeşil dokusu, zeytinlikleri, bağları ve bahçeleriyle adeta bir cenneti andırmaktadır. Günümüze kadar ayakta duran anıtsal eserleriyle hemen herkeste hayranlık uyandırmaktadır.

I. ve VII. EKÜMENIK KONSİLLER
İznik, Hristiyan alemi açısından da ayrı bir öneme sahiptir. Zira ilk ekümenik konsil, M.S. 325 tarihinde 218 piskoposun katılımıyla burada yapılmış ve Hristiyanlık dinine hayat veren ve “İznik Yasaları” adıyla bilinen 20 maddelik karar Senatüs Sarayında alınmıştır. İmparator I. Constantinus’un huzurları ile yapılan I. konsil şiddetli tartışmalara sahne olur. İskenderiyeli din adamı Arius’un “Hz. İsa’nın sadece bir insan olduğu ve tanrıdan dünyaya gelmediği” şeklindeki kısa sürede taraftar toplayan tezi, toplantıya katılan piskoposları çileden çıkarır. Sonuçta bugün de savunulan Hz. İsa’nın tanrının oğlu olduğuna dair sav kabul görür. Arius ve arkadaşları toplantıdan kovulur. VII. ve son Ekümenik Konsil 787 tarihinde İznik’teki Ayasofya Kilisesi’nde yapılır. Kısacası İznik Hristiyanlık açısından önemli bir dini cazibe merkezidir.

FOTOĞRAFLAR: SAMET ŞİMŞEK

 

#Bozcaada: Yeni Başlangıçlar

Gezi Notları Türkiye Gezileri

#Bozcaada: Yeni Başlangıçlar

İki yıl aradan sonra tekrar toprağına adım attım. Sıcak bir temmuz gününde, güneş tepemde, feribottan inip ağır ağır sokaklarına çıkıyordum işte. İki yıl önceydi, bir eylül hazanı, bir eylül esintisi, bir küçük eylül meselesiydi adeta. Tanışmamız, seni sevmem ve aradan geçen iki yılın ardından yine sana dönmem.

Uzun bayram tatilini fırsat bilenlerden olup yoğun ve sıkıcı bir o kadar da yorucu iş hayatından, sınırlar içinde hapsolmuş küçük dünyamızdan sıyrılıp yola koyulan ben. Ada her zamanki gibi konuklarına sıcak ve misafirperver.  Denizden esen rüzgar serinlik ve mis gibi yosun ve tuz kokusunu size getiriyor, insanlar kendi halinde, sokaklarda tatilcilerin tatlı ve tebessüm ettiren telaşları, şarap evlerinde tadımcılar, şişe şişe şarap alanlar, kafe ve restaurantlarda tatilcilerin öğle yemeklerine ortak olmaya çalışan kediler ve ada otları ile rengarenk olmuş pazarı.

Biraz yemek biraz alışveriş ve sonrasında eşyalarımızı bırakmak için otelimizin yolunu tutuyoruz. Şehir merkezinde irili ufaklı bir çok otel mevcut. Ancak otellerin büyük bir kısmı şehrin biraz dışında, bağların içinde konuşlanmış durumda. Daha önceki gelişimde Talay Bağlarının konukevinde kalmıştık. Şarap üreticiliğiyle meşhur bir aile adada. Bağlarının içinde de çok güzel bir konukevine sahiptirler. Bu gelişimde ise Adaçayı otelini tercih ettim. Sahibi Yasemin hanımın ilgi, alakası, misafirperverliği ve onun enfes reçelleri bahsedilmeye değer. Ada insanlarının genel özelliği olsa gerek fazlasıyla güler yüzlü ve ilgililer.

bozcaada_tayyareDeniz, güneş ve yemekler. Gün erken başlıyor adada. Serin bir su sizi ayıltmaya, canlandırmaya yetiyor. Güneş sizi ısıtıyor sonrasında, aşırı tuzlu olmayan suyu rahatsız edici de değil. Belki biraz kalabalıktan şikayet edebilirsiniz, bayram tatili nedeniyle tatilciler adaya akın etmiş durumda. Güneşlendikten sonra karnınız acıkır ve adanın lezzetlerini tatmak istersiniz. Bunlardan biridir Tayyare Pizza. Şehrin biraz dışında, zeytin ağaçlarının gölgesinde lezzetli ada otlarıyla çeşitlendirilmiş pizza ve ada şarapları.  Adanın kuzeybatısından esen serin rüzgar deniz havasını getiriyor, her yudumda ferahlığı hissediyorsunuz, pizzaya biraz acı zeytin yağı döküyorsunuz. Ve evet “damakta serçe gibi seken bir şarap gibi, bir çözülme dilimde sulardan yıldızlardan…”

Gün geceye kavuşuyor, heyecanla. Akşamları gidilecek yerler, yenilecek mezeler, içilecek içkiler var. Efil efil eser rüzgar adada. Yüzüne vurdukça ayılırsın beşinci altıncı kadehte. Sonra düşünürsün bolca. Zamanın vardır çünkü. Gecenin sessizliği vardır orada, senin gibi insanlarla doludur masalar ve herkes kendi halinde sessizce anı yaşarlar. Bir yanında ay vurur denize, yakamoz. Bir yanda Bozcaada kalesinin geceyi aydınlatan turuncu ışıkları.

Dar sokaklardan, arnavut kaldırımı döşeli, yanlara kenarlara masalar sandalyeler atılmış, meze ve rakı kokan, damlarından begonvil sarkan evlerin arasından yürürsün. Tanıdık bir yüz ararsın ve belki birkaçına da rastlarsın orada. Sonra. Sonrası gece sabaha karışır. Serinlik kaplar herbir yanı. Issız bir koya gidersin. Dalgaların sesini hala ninni gibidir o an. Güneş bile tam aydınlatmamıştır oysa henüz orayı. Kumsalda yürürsün, dalgalar usul usul vurur ayaklarına. Sessizlik hakimdir doğaya ve sana.

bozcaada_cabaliBir gece Cabalı’da rakını yudumlayıp yakamozu izleyedurursun, bir gece şarabını alır güneşi batırırsın Polente’de. “Kuşlar uçuyor üstünde, gökyüzü var üstünde…”, sessizce seyredalarsın ufku, gökyüzünü, kuşları. Bozulmamaya yeminli doğa gibi, “…yaprağını dökecek ağaç yok burada, ama ışık sökebilir olanca renklerini, sürekli iş başındadır belleğin, tanık şairler arasında , oyuncu arkadaşlar arasında…”

Bozcaada’da insanın ömrü uzar mı bilemem, huzur bulur ruhu, mutlu olur bedeni bundan eminim. Bozcaada biraz hüzün, mahrumiyet şehridir, biraz aşk biraz meşk şehridir.

Nerde kalınır: Talay Bağları Konuk Evi , Adaçayı Otel, Patiska Bağevi

Nerede Yenir: Asma6 , Cabalı Meyhane, Ada’m, Tayyare Pizza, Çınaraltı kahvesi (sakızlı muhallebiyi deneyin)

Mutlaka Gidin: Polente Feneri, Beylik Koyu, Akvaryum koyu

Güzel günlerde, güzel yerlerde buluşmak üzere, sevgiyle kalın, hoşçakalın….

beklebizi.com

 

#Pamukkale: Gezmedim demeyin!

Gezi Notları Türkiye Gezileri

#Pamukkale: Gezmedim demeyin!

Travertenleri ile ünlü Pamukkale, Türkiye’de mutlaka gezilmesi gereken yerlerden bir tanesi olarak yerini alıyor. Doğada kendi kendine oluşmuş olan bu güzelliği görmek için kendinize mutlaka zaman ayırmalısınız. Zaman yaratırız da kalacak oteliydi, yoluydu ben uğraşamam diyorsanız Tatilgo sizler için bu hizmetleri sağlayarak üzerinizdeki yükü hafifletiyor.

Tatilgo ile Pamukkale’yi gezmek için ayırdığınız zaman sürecindeki tüm otellere ait bilgilere ulaşabilirsiniz. Aramak istediğiniz belli bir bölge veya otel varsa sadece ismini yazmanız yeterli. Belli bir otel aramıyorsanız, sizin için cebinize uygun olması da çok önemliyse en uygun oteller sıralamasından seçim yapabilirsiniz. Otele giriş tarihinizle beraber kaç gece kalacağınızın bilgisini girerek kaç oda tutacağınızı belirtin. Yetişkin ve çocuk olarak odada kalacak kişilerin sayısını da belirttikten sonra Tatilgo size en uyacak otelleri liste halinde çıkartacak. Üstelik kalmak istediğiniz yerlerin harita ve bölge detaylarına da hızlı bir şekilde ulaşabileceksiniz. Ne zaman kalacağınız belli değilse ancak yine de aklınızda tatil yapma planlarınız varsa Pamukkale bölgesinde bulunan tüm otellerin güncel fiyatlarını hiçbir bilgi girmeden inceleyebilirsiniz.

Pamukkale bölgesinde yer alan oteller çoğunlukla yarım pansiyon olarak çalışmaktadırlar. Erken rezervasyon kabul eden ve son dakika tatil fırsatı yayınlayan otellere göre fiyat araştırması yapmak istiyorsanız bu özelliklere uyan otelleri konsept kategorisinde bulabilirsiniz. Daha önce Tatilgo aracılığı ile tatil yapmış ve bu otellerde konaklamış misafirlerin yorumlarına göre oteller yüzde üzerinden puanlamaya tabi tutulmaktadır. Bu sayede kalmak istediğiniz otel konusunda önceden fikir sahibi olmanız da kolaylaşıyor.

Belli bir fiyat aralığında arama yapmak istiyorsanız fiyat aralığınızı daraltabilir veya genişletebilirsiniz. Böylece isteklerinizi karşılayacak Pamukkale otelleri arasından size en çok uyan otele daha hızlı bir şekilde ulaşabilirsiniz. Otelleri hemen incelemek için ise “incele” butonuna basmanız yeterli olacaktır. Bu butona bastığınız anda ilgili otelin bilgilerine hızlıca ulaşabiliyorsunuz.

Aklınıza takılan bir sorunuz var ise çağrı merkezini arayarak danışmanlardan yardım alabilirsiniz. Dilerseniz daha sonra aranmak üzere numaranızı da sisteme bırakabilirsiniz.

Pamukkale’de tatil yapmak için özel fırsatların gelmesini beklemenize gerek yok, Tatilgo ile her an bir tatil fırsatı sizi bekliyor.

 

Fotoğraf Kaynak: http://pamukkale.gov.tr/tr/Pamukkale-Travertenleri

#Bozcaada: Bir küçük Eylül meselesi

Gezi Notları Türkiye Gezileri

#Bozcaada: Bir küçük Eylül meselesi

DSC_0331Herkesin içinde unutamadığı bir mesele vardır, bir mesele ki sen nereye gidersen git peşinsıra gelir ve seni bulur. Bir eylül meselesi de belki en uygun kelimedir bu ufak gezi için.

“Tanrı insanları uzun ömürlü olsun diye Bozcaada‘yı yaratmış.” Evet, Bozcaada’ya girdiğinizde bir evin duvarında gözünüze çarpan yazı tam olarak böyle. Heredot söylemiş zamanında. Eski adı Tenedos olan Bozcaada, Heredot’un yazılarında sık sık geçmekte. Mitolojik öyküleri var aynı zamanda bu masalsı adanın. Alabildiğine üzüm bağları, şarapları, nefis yemekleri, serin denizi, bozulmamış doğası, küçük sevimli koyları, güneşinin batışının güzelliği, keyifli insanları; keyif insanları ile ünlü, aşık olunası yer Bozcaada. Kafanızı meşgul eden her şeyi bir kenara bırakın ve gelin bu masalın bir parçası olun. Bu, sizin masalınız olsun.

Aylardan eylül, yazın sıcakları henüz geçmeden 5 arkadaş, bir kısmı birbirini ilk kez görüyor, istanbul’dan bir hafta sonu kaçamağı için Bozcaada yollarına düşer. Ve hikayemiz başlar.… Continue reading “#Bozcaada: Bir küçük Eylül meselesi” »

error: Upps Yanlış Yerdesiniz...