Kategori: Yurtdışı Gezileri

#Karadağ Notları: #Budva

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Karadağ Notları: #Budva

Belgrad’dan Montenegro Airlines ile Karadağ’ın başkenti Podgorica’ya uçuyorum. Uçuş yaklaşık 50 dakika sürüyor. Podgorica Havaalanı şu ana kadar gördüğüm en küçük havaalanı sanırım. Günde toplamda 4 tane uçuş varmış. Birisi de, Türkiye’nin bence tek ve en önemli global markası, THY. Istanbul’dan Karadağ’a direkt olarak gelmek isteyenler için en kolay yol.

Karadağ rotam şu şekilde olacak: Budva – Sveti Stefan – Kotor – Perast ve son gün Podgorica. Budva’yı kalacağım yer olarak seçtim. Sveti Stefan, Kotor ve Perast’a günübirlik geçmeyi planlıyorum. Şunu da belirteyim Sveti Stefan Budva’nın, Perast ise Kotor’un bir yerleşim bölgesi, köyü gibi düşünebilirsiniz.

Pasaporttan kolayca geçerek terminalin dışına çıktım. Amacım şehir merkezinde bulunan otobüs terminaline gidebilmek. Maalesef herhangi bir toplu taşıma imkanı yok. Tek opsiyon taksi. Airport Taxi 15 euroya sizi otobüs terminaline götürüyor. Yeri gelmişken söyleyeyim Karadağ’da Euro geçerli. Hesaplamak daha kolay olacak ancak Sırbistanla kıyaslayınca daha pahalı bir ülke olduğunu söyleyebilirim. Ben Airport Taxi’ye bindim fakat sarı taksiler daha ucuzmuş (bunu da döndüğüm gün öğrendim). Sırbistan’da olduğu gibi taksi sorunsalı olmadığı için Airport Taxi yerine az ileride bekleyen sarı taksilere binerek 7-8 Euro’ya şehir merkezine gidebilirsiniz.

Otobüs terminaline varıyorum. Budva en popüler destinasyonlardan biri olduğu için sürekli otobüs var. Yolculuk yaklaşık 1 saat 20 dakika sürecek. Otobüs bileti 6 euro. Bu arada şunu da belirtmekte fayda var: Ben Eylül ortasında, sezonun sonunda yapıyorum bu yolculuğu. O yüzden ortalık çok kalabalık değil. Benim gibi kalabalık sevmeyenlere de bu dönemi öneririm.
img_95401970’lerden kalma bir otobüsle ormanların, köylerin içinden geçerek Budva’ya ulaşıyoruz. Şehri gördüğüm an büyülendiğimi itiraf etmem lazım. Dağlardan aşağıya, Budva’ya doğru inerken Adriatik’in koyu mavisi göz kamaştırıyor. Budva ise bir masal kitabından fırlamışçasına beni selamlıyor. Keşfetmek için sabırsızlanıyorum. Bu arada dağlara yağmur yağıyor. Ancak belli ki aşağıda güneş var. Aşağıya indikçe haklılığıma seviniyorum. Önümüzdeki 4 gece için kendime stüdyo bir daire kiraladım. Otobüsten indikten sonra Google maps ile daireyi buluyorum. Sahibi çok cana yakın bir aile ve hemen yan dairede yaşıyorlar (Adelisa Apartments). Dairenin kendisi de konumu da muazzam. Sahile ve eski şehre çok yakın. Zaten küçücük olan şehrin orta yerinde kalıyor olmak her şeyi daha da kolaylaştıracak belli ki. Deniz manzaram da cabası.

Bavullarımı fırlattıktan sonra, Budva Marina’nın yanından eski şehre doğru yürüyorum. Marina Doğuş Grubu tarafından işletiliyor (heryerdeyiz!). Bir çok restaurant, cafe ve gece klubu geçiyorum ve eski şehrin kapısından giriyorum. Budva Adriatik kıyısındaki en eski yerleşim yerlerinden biri. Tarihi M.Ö. 5. Yüzyıla kadar gidiyor. 400 sene Venediklilerin hakimiyeti altında kalan Budva, daha öncesinden Roma ve Bizans da dahil imparatorlukların ve farklı yönetimlerin bir parçası olarak yaşamış. Eski Şehir’de bulunan bir çok yapı ise Venedikliler zamanında yapılmış, hatta Eski Şehir’in duvarları Osmanlı’nın saldırılarından korunmak için inşa edilmiş.

img_9581
Stari Grad Budva

Daracık sokakları, restaurantları, sanat galerileri ve hediyelik dükkanlarıyla çok şirin gözüken tarihi ve yaşanmışlığıyla da insanı büyülüyor doğrusu. Kilise ve müzeye doğru gidiyorum. Müze’den beklentiniz yüksek olmasın. Aslında müze değil kale diyelim. Güzel fotoğraflar çekmek için bile değer. Yanlış hatırlamıyorsam 3 euro gibi bir ücreti var. Tüm Budva’yı buradan izleyebilirsiniz. Dağlar, Budva ve Adriatik. Muazzam bir manzara!

Öğlen yemeği için eski şehrin içerisinde bulunan pizzacılardan pizza alıyorum. İnanılmaz lezzetli. Ardından ufakcık bir pub’a oturup bira eşliğinde şehri izliyorum akşama kadar. Bu arada oturduğum pubdaki garson hanımla da koyu bir sohbete dalıyoruz. Budva’lı olmak bir ayrıcalık gibi anlatıyor. Karadağ’ın yakında Avrupa Birliği üyesi olacağından bahsediyor. Bir de sanatın hayatlarından ne kadar önemli bir yerde olduğundan. Çok güzel bir zamanda gelmişsin diyor. Yazın burada yürünmüyor çünkü!

img_9560

Akşam yemeğinde tabii ki deniz ürünü yenecek! Ucuz, taze ve hızlı deniz ürünü yemek isterseniz Fish Express ’i kesinlikle tavsiye ederim. Restaurant sahil boyunda bulunuyor. Eski şehre 3 dakika yürüme mesafesinde. Lüks bir servis ve ortam aramayın. Aile işletmesi restaurantta çalışan herkes çok neşeli, yaptıkları yemekler de çok lezzetli. Zaten fazla seçeneğiniz yok. Karides, kalamar ve midye için doğru adres diyebilirim. Tabii ki onlarca iddialı balık restaurantı bulunan Budva’da çok daha iyilerini bulabilirsiniz. Ancak performans fiyat oranı çok yüksek. Yemeğin ardından eski şehre yürüyerek ufak tefek hediyelikler alıyor, galerileri geziyorum ve ilk günüm böylece bitiyor. Yarın Sveti Stefan’a gideceğim.

 

 

Gökhan Kocamaz

https://gokhankocamaz.net

#Belgrad

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Belgrad

Beograd yani bizim bildiğimiz Sırbistan ülkesinin başkenti Belgrad…

Avrupa’ya gidenler bilir neredeyse her görülen nehir Tuna Nehri’dir. Belgrad’ta ise Tuna ile Sava’nın birbirine kavuşmasını görebilirsiniz. Bizim Belgrad’a gidişimizin altında da gizli gizli bu romantizm vardı. Kesinlikle haftasonu kaçamakları için sık sık gidilebilinecek bir yer. Şehri baya sevdik. Kendince bir harmonisi, albenisi var ve diğer Avrupa şehirlerinden ayrılan bariz bir dokusu… Aşağıda detaylıca olumlu veya olumsuz yönlerinden bahsettim. İyi okumalar.

IMG_4267

Belgrad, Osmanlı’ların Avrupa’ya giriş kapısı olduğu için zamanında savaşlardan ötürü çok yıpranmış ve bu yıpranmış görüntü günümüze kadar ulaşmış. Şehre girdiğinizde çok bir tarihi yapı gözünüze çarpmayacaktır. Köprüleri bile yeni, Prag’daki Charles Bridge (Karl Köprüsü) vb. bir şey görmeyi beklemeyiniz. Dediğim gibi tarihte çok savaş gördüğü için yıkılıp duran, hırpalanan bir şehirden beklentiniz büyük olmasın. Kalemegdan Kalesi’ne çıktığınızda da çok aman aman abartılı bir kale beklemeyin. Kendince mütevazi yaralarını sarmaya çalışan bir şehir gibi hissettim.

Şehrin dışından merkezine indikçe çevremize detaylıca bakındık, acaba bu insanların geçim kaynağı tam olarak nedir diye? Sanayileşme göremedik. Finans alanında uluslararası bankaları ve bir iki büyük teknoloji firması görebildik. Akşam ise eğlence sektörünün genişliği ve kendince sektör oluşturmasıyla da turizm de büyük gelir kaynaklarındanmış diye düşündük.

Para birimi bizim kullandığımız para birimine göre değersiz olduğu için 100 euroyu bozdurduğunuzda elinize bir sürü kağıt para geçecektir. Kendinizi zengin hissedip rahatça şımarabileceksiniz. Yemekleri ve içkileri hem enfes ve kaliteli hem de gerçekten çok uygun! Gittiğimiz restaurantların hepsi güzel restaurantlardı. Öncesinde kaldığımız otelin resepsiyonundan rica edip rezervasyonlarımızı yaptırdık.

İnsanlarının çok sevimli olduğu söylenemez. Kaba Fransızlar denildiğinde ölü bir Fransız’ın kemikleri sızlar! Garsonları çokta ilgili değil, taksici amcalar alabildiğine kaba ve İngilizce bilgileri varla yok arasında. Türkçe konuşmaya çalışın daha iyi anlaşırsınız (ort. 5000 Türkçe kelime Sırpça’ya dahil olmuş!).

Ulaşım konusunda detaylıca bilgi veremeyeceğim, taksiler gerçekten ucuzdu ve kalabalık bir ekip olduğumuz için her yere taksiyle gittik bazen de yürüyerek. Havalimanından şehir merkezine otobüs mevcuttur. Havalimanından çıkarken taksiciler birliği gibi bir yerde gideceğiniz yere göre taksiciyi ayarlayan ve size fişi veren bir danışma göreceksiniz. Oradan detaylı bilgiyi alabilirsiniz.

Şehir merkezi küçük ve yürüyerek şehri keşfedebilirsiniz. Bir yuvarlak olarak düşünün en sonunda yine başladığınız yere geri dönebileceksiniz.

İlk gün uçaktan inip otIMG_4281ele yerleştikten sonra gidip bir soluklanmak, bir şeyler içmek, doya doya turistliğimizi yaşamak ve fotoğraf çekmek istediğimiz için Skadarska diye vintage caddesine gittik.

Kneza Mihaila Caddesi  üstünde bir sürü kafeler ve ilginç sanat galeri mevcuttur. Bu caddede bulunan değişik el işlerinin olduğu stantlardan kendinize ufak hediyelikler alabilirsiniz. Benim favori satıcım ise Kneza Mihaila Caddesi’nden Kalemegdan Kalesi’ne giden yolda solda kalan antika broş satan amca oldu. Yere çöküp yarım saat kendime uygun bir broş seçmeye çalıştım. Uydu motifli bir sürü broşu vardı. Hemen Rusya’ya ait  Kosmos Uydu’larının birini buldum. Kosmik evrende yaşıyoruz, kosmonun yeri ve araştırmaları bende zaten hep farklı olmuştur.

Yine Kneza Mihaila Caddesi’nde tadına doyamayacağınız Ice Box adında bir dondurmacı var. Muhakkak uğrayınız.

IMG_4287Akşam yemeği için nehir kenarında bulunan birbirinden değişik dekorasyonlara sahip restaurantlardan biri olan Ambar Restaurant’ta yemeğimizi yedik. Bir kutlama organizasyonuna katılmak için geldiğimiz Belgrad şehrinde restaurantlara daha önceden rezervasyon yaptırmıştık. Geleneksel yemekler değişik bir şekilde sunuluyor, porsiyonları küçüktü, öneri olarak çoğu yemek güzel ve lezzetliydi. Tüm menüyü tadabilme imkanı yakaladık. Kokteylilerinden de muhakkak tatmanızı öneririm.

Diğer akşam ise Zemun bölgesinde bulunan Supermarket Talas’ta bir rezervasyonumuz vardı.  Hava güzelse dışarıda oturabilirsiniz. Etleri çok lezzetliydi, porsiyonu ise baya büyüktü. İki kişi rahatça paylaşabilir. Ev yapımı şaraplarını da denemelisiniz. İçinde mini bir alışveriş yapacağınız markette bulunmaktadır.

Belgrad’ın denizi dedikleri plaj mantığıyla işletmelerin olduğu Ada Ciganlija’yı da ziyaret edebildik. Suya girme yanlısıydım ama suyun rengi çokta iç açıcı olmadığı için bolca soğuk suda duş alıp bir şeyler içip gönlümüzce dinlendik.

Ve gelelim asıl mevzuya:) Dımtıss dımtısss Gece Hayatı! Oooo laaa laaa tadında ve belki daha da ötesi… Sizde bizim gibi eğlenceye düşkünseniz burası tam sizlik. Avrupa’nın en eğlencesi bol şehri! Havuzlu partilerden tutun da underground mekanlarına oradan nehir kenarındaki canlı müziğe hemen yanında Club’e derken bir gece de çok çeşit görebilirsiniz! Uyarı gideceğiniz Club’lerin veya eğlence yerlerinin girişinde muhakkak rezervasyon soruluyor, rezervasyonsuz da girilebilir ama tüm yerlerin içi hınca hınç insan dolu. Loca veya stantların fiyatları Türkiye’ye göre zaten ucuz olduğu için rahatça eğlenmek istiyorsanız muhakkak rezervasyon yaptırmalısınız.
Daha aklımda ve sonradan öğrendiğim bir sürü yer var.  IMG_4416

Örneğin; Freestyler Belgrade Night Club’de güzel bir loca için rezervasyon muhakkak yaptırın! Hot Mess R&B gecesine katıldık, havuzlu bir Club olması vs. enteresandı ama bizi pek açmadı. Port by Community ise gerçekten eğlenceliydi, canlı Sırpça şarkılar söyleyen bir gurp eşliğinde çoştuk durduk.  Shootiranje’de ise birbirinden lezzetli ve adını bile bilmediğim shotlar içtik. Shlep adlı nehir kenarında sabah 05:00’a kadar süren Spotify’ımda favori listemdeki neredeyse tüm şarkıları çalan mekan ise kalbimde başka bir yerde… Oraya tekrar tekrar gidilir. İçinde langırt, salıncak, banklar ve çılgın DJ’yi barındıran, nezih efsane bir bar! Giriş için cüzü bir ücreti var ama çıkın çıkın gidin yerlerinden! Sizi mekandan kovasıya kadar oradan çıkmayın, güneşin doğuşunu izleyip “GÜNAYDIN BELGRAD!” deyin…

2 gece 3 gün kaldık. Gezme, yeme, içme için ort. 100-150 euro harcadık. Otelimiz için ise extra kişi başı 50 euro ödedik. Siz daha uygun konaklama bulabilirsiniz, şehre önyargılı yaklaştığımız için otel bari bilinen bir yer olsun dedik. Otelimizin ismi Hotel Srbija Garni idi. Şimdiden Belgrad seyahati planlayanlara iyi eğlenceler:)

Kahvaltı & Atıştırmalık

Akşam Yemeği

Bar & Club

İrem Akçakara

#Georgia:The Magnificent Beauty: #Kazbegi

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Georgia:The Magnificent Beauty: #Kazbegi

DSC_1164Let’s get started with the best stop of our Georgia trip; Kazbeği, a famous stop for the climbers for camping. This region was one of the places that made me thrilled about the journey leading me to take such a long way.

Kazbeği is located on the hills of Caucasus and you need to go through narrow, long ways. On some parts of the road, there is no asphalt; so you are having a really hard and tiring journey to reach Kazbeği. I would like to make an advanced warning; since the roads are spiral, you may feel dizzy. Be careful!

Despite all the difficulty you had to get there, the view is amazing and breath-taking. You are moving forward between giant mountains and filled with admiration to them by seeing variety of the colour green differing in hue. Then you see the natural waters coming down from the peaks of the mountains and wish to swim in such a hot weather.

There is nothing much in the centre of Kazbeği and you can assume as an undeveloped village. It is on the starting phase for the tourism activities. As we learnt people are coming here in winter for skiing. For accommodation, there are few big hotels beside 3 or 5 small hostels/pensions. We stayed at “Guest House Nini”, a small mountain house run by a lovely family. It is a place where you feel at home by using the kitchen as you want at comfort. By the way, depending on the agreement they serve your breakfast and dinner. They are sensitive people about cleanliness and good at preparing the table for you.

DSC_1255Since the place is on the mountain side, it is unbelievably cold especially the nights. Despite the summer we had a hard time; so I cannot image how it is in the winter. I did not see any heater in the rooms but possibly they are set in the winter as extra. Thus, remember to bring thick and woollen clothes with you.

A must-see place in Kazbeği is Sameba Church. It is possible to get there by going up an extra 2300 meters. As you wish, you can receive some information from the village and rent a 4×4 vehicle with a driver. There is only one-way road through the village. As you wish, you may choose to go on foot but I assure you it is going to be really hard and tiring.

DSC_1268.JPG_effectedAnd Sameba Church…Seems it does not belong to this world! It is located in an incredibly beautiful green area with animals on it, and stands grandiosely. Even the fog is unable to overshadow its stateliness. It is possible to take pictures of the church from different perspectives. We got there when the fog was intense. Took some pictures of the cows, and took a walk. There was an ensemble singing in the church but we could not see any priest. By the way, it is forbidden to take photo inside but video recording is allowed. Recording video is not my cup of tea, so I did not attempt at all. Inside of the church is small in contrast to its magnificent outlook. I did not spend much time inside because we had already visited many churches during our Georgia trip.

Just to see Kazbeği, you can go to Georgia. You feel at peace on the hills like you were in another world between the clouds. While the fog is shadowing you, you forget all unnecessary things and get relaxed. It is incredibly captivating. The photos already tell the story!

Seyhan Ahen

Translated by Emre Gökhan Şahin (@mrgkhnshn)

 

#Yunanistan: Komşunun Yazlığı – 3. Bölüm

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Yunanistan: Komşunun Yazlığı – 3. Bölüm

Birinci bölümü ve ikinci bölümü okumadan direk bu yazıya rastlamış olabilirsin. Birinci bölüm apayrı bir hikaye ancak ikinci bölüm ile üçüncü bölüm oldukça ilintili…

DSC06940Sabah saat 10.00 gibi resepsiyondayız, şehir hakkında bilgi ve birde harita aldıktan sonra yola çıkıyoruz. Şehrin modern bölümünde biraz dolandıktan sonra tarihi bölümüne giriyoruz. Eski sokaklar ve evler, su kemeri, kale hepsi bu tarafta. Tarihi bölümün girişinde bir tabela karşılıyor bizi “Konstantinoupolis 460 KM”. İstanbul onlar için nasıl bir anlam ifade ediyor acaba. Keşke konuşacak biri olsa diye geçiriyorum aklımdan. Eski Kavala’nın girişinde bir de harita var. Bu haritayı incelerken Kavala’nın Osmanlı tarihi açısından da önemli bir şehir olduğunu hatırlıyoruz. Osmanlı’nın Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın şehri burası. Bu ana kadar noktaları hiç birleştirmemiştim şaşırdım aslında bu kadar basit bir bilgiyi düşünemediğime… Neyse.

DSC06973Şehrin tarihi bölümü dağ ve deniz arasındaki bir tepeye kurulmuş. Dar sokaklardaki eski evler muhteşem bir manzaranın tanığı olmuş yüzyıllar boyunca. Sokaklarında dolaşırken gökkuşağının içindeymişsiniz gibi rengarenk hislerle doluyorsunuz. Evlerin çoğunda hayat devam ediyor. Bence çok ayrıcalıklı bir şey burada yaşamak. Evler, bahçeler tertemiz ve çok renkli. Az ileride tanıdık bir mimari karşılıyor bizi Halil Bey Konağı ve bir camii çıkıyor karşımıza. Tesisin kapıları açık olmasına rağmen etrafta kimsecikler yok. Bu yüzden nasıl değerlendirildiğini soramadık ama korunmuş olması bile güzel. Tesisin az ilerisinde Osmanlı’nın büyük paşası Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın evi çıkıyor karşımıza. Müze olan evi dolaşabiliyorsunuz. Ahşap yapı dönemin yaşam şekli hakkında önemli ipuçları veriyor. Kim yaptırdıysa ayrıca tebrik etmek gerek bahçesindeki heykel konağı tamamlıyor.
DSC06938Konağın aşağısında süper bir kafe var. Süper olması konumu ve iç dizaynının güzelliğinden kaynaklanıyor. Yunanlar sanatçı ruhlu insanlar sanırım duvarlarından barına, merdiveninden kapısına, tuvaletine gittiğimiz bir çok mekan çok güzeldi. Kafenin diğer özelliği ise hemen hemen bütün Kavala’yı görüyor olması. Fotoğraf için güzel bir yer. Frappelerimiz yudumlarken manzaranın keyfini çıkartıyor ve serinliyoruz. Sıcak hava ve nem kültür turizminin en büyük düşmanı olsa gerek.
Eski Kavalayı dolaşmamıza rağmen kaleyi bulamamış olmamız enteresan. Dönüşte tepedeki kalayede uğruyoruz 360 derecelik manzaraya sahip tarihi kale gerçekten büyüleyici. İçinde rahatça gezebiliyorsunuz. Hatta çatılarında bile. Egenin mavisi doyumsuz bir manzara gerçektende…
Tarihi bölümden inince bir çok güzel sokak var. Sokakların her birinden farklı kokular yükseliyor. Bir şeyler atıştırmak için duruyoruz. Fiyatlar gerçekten uygun ama 3 € ya ahtapot bulursanız sipariş etmeyin. Benden söylemesi.
DSC07113Kavala görece büyük bir şehir demiştim ama yayan gezerseniz 4 saatten fazla zaman harcamazsınız diye düşünüyorum. Günün geri kalan kısmında yine hakkında az şey bildiğimiz ve merak ettiğimiz Thasos adasına gitmeyi planlamıştık. Kavala limanı oldukça kalabalıktı. Yakın saatlerde bir çok feribot var çevre adalara. Zar zor doğru sıraya girip feribota binebildik. Thasos adasına binek araç ve 2 kişi ile geçmenin bedeli 35 € idi sanırım. 65 € da depo fulledik, adada geçireceğimiz zaman için artık hazırız.
1.5 saatlik yolculuk boyunca martıları besleyerek vakit geçirdik. Saat 18.00 gibi pekte göz doldurmayan Prinos limanına ulaştık. Ne yapacağız nereye gideceğiz hiçbir fikrimiz yok. Bir internet kafeye oturup google maps ve oradaki haritalar aracılığıyla plan yapmaya başladık. Yunanistan’da gördüklerimin ikinci bölümünüde böylece tamamlamış olayım. Son bölümde Thasos adasında geçirdiğim hayatımın en iyi tatilinden bahsedeceğim size…
Bu arada aşağıdaki duvar yazıyı ben yazmadım zaten yazılmıştı…
Sait Çetin
#Malta: Hem Tatil Hem Eğitim

Gezi Notları Meraklısına Fırsat Haberleri Yurtdışı Gezileri

#Malta: Hem Tatil Hem Eğitim

23493674605_4c59bc7067_oHavalar ısınmaya başlıyor ve bu da bizim için yazın geldiğinin habercisi niteliğinde. Bu yaz tatilinde siz ne yapmayı planlıyorsunuz bilmiyoruz ama bizim önerimiz Malta.

Malta Akdeniz’de yer alan bir adalar devletidir. Avrupa birliğinde yer alan Malta’ya Türkiye vatandaşları Schengen vizesiyle girebilmektedirler. Ülkemizden kalkan direkt uçak seferleriyle bu adalar devletine çok kısa bir zamanda ulaşmak mümkün. Su sporlarıyla ve 4 mevsim mükemmel iklimiyle tatilcilerin favori destinasyonlarından biri olan Malta aynı zamanda çok zengin bir kültüre sahiptir. Akdeniz’de yer alaması kültür olarak bize yakın olmasına neden olarak gösterilebilir. Emin olun gittiğinizde yemeklerini yabancılamayacaksınız. Yakın bir tarihe kadar İngiltere sömürgesinde bulunan Malta’nın ikinci resmi dili İngilizce’dir. Bu durum iletişimi de çok kolay hale getirmektedir. Dünya’nın en çok konuşulan yabancı dili olan İngilizce ülkemizdede çok sık konuşulmaktadır bu nedenle eğer siz de İngilizce konuşabiliyorsanız Malta’da iletişim kurarken hiçbir sıkıntı çekmeyeceksiniz demektir. Ama İngilizcem mükemmel değil diyorsanız siz hiç dert etmeyin ve Malta’ya gidin. Çünkü Malta İngilizce öğrenmek için de ideal bir ülke. Dediğimiz gibi ülkenin ikinci resmi dili ingilizce olduğu için ülkede birbirinden iyi İngilizce dil okulları bulunmakta. Bu okulların başında gelen Maltalingua Dil Okulu profesyonel kadrosu ve öğrencilerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş kurs programalarıyla sizi hedeflediğiniz İngilizce seviyesine getirmeye hazır. Konaklama için de öğrencilerine danışmanlık veren okul misafir aile yanı, hostel, otel ve özel dairelerde konaklama gibi bir çok konaklama seçeneği sunmaktadır. Konaklama konusunda danışmanlığın yanı sıra Maltalingua Dil Okulu sizlere Malta’daki sınırlı günlerinizi en verimli şekilde geçirmeniz için de etkinlikler hazırlamaktadır.Temel İngilizce, yoğunlaştırılmış İngilizce, meslekli İngilizce, IELTS Hazırlık ve özel kurslar olmak üzere sizlere birbirinden değişik bir çok kurs seçeneği sunmaktadır. Daha fazla ders almayı istediğiniz takdirde okuldan ek özel ders talep edebilir hedeflediğiniz İngilizce seviyesine bu yaz tatilinde ulaşabilirsiniz.

23411153951_0a4987b7f5_oModern bir şekilde düzenlenmiş klimalı sınıfları, terası , özel yüzme havuzu, dinlenme odası, sınırsız internet erişimli bilgisayar odaları, kütüphanesi ve öğrenci danışmanlığı için ayrılmış resepsiyon alanı ile Maltalingua dil okulu bu yaz sizleri bekliyor. Geç kalmadan Maltalingua dil okulunun sitesini ziyaret edin ve erken rezervasyon fırsatlarından yararlanın.

#Stuttgart: Başka yer, başka zaman

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Stuttgart: Başka yer, başka zaman

Planlanmış bir geziydi. Kısa ve öz. 3 gece 4 gün her şeyden uzak bir o kadar da yakın. Öncelikle belirtmek gerekir. Stuttgart gezilecek görülecek ve aa ne kadar güzel ben yine buraya gelirim denecek bir yer değil. Ama yaşanacak bir yer. Diğer bir çok Avrupa kenti gibi.

21 Mart günü Atatürk havalimanından THY’nin 11:45’te Stuttgart havalimanına giden uçağında yerimi aldım. Otel, gidilecek yerler, yenilecek yemekler, içilecek şeyler her şey belirli bir şekilde yola çıkıldı.

stuttgart14Havalimanına inildiğinde pasaport kontrolünden sonra anakapıdan çıkış yapıyorum ve 50 metre sağa doğru yürüyüp Stuttgart’ta kalacağım süre için toplu taşıma bileti alıyorum. 4 günlük gezim için 1 adet günlük bilet ( einzeltagesticket ) ve 3 günlük bilet ( 3-tage tage netz ) .  İkisine de  toplamda 33 Euro veriyorum ve sınırsız bir şekilde şehirdeki bütün toplu taşıma imkanlarından faydalanıyorum.

Almanya’da gördüğüm 3.  büyük şehir olan Stuttgart diğer kentleri aratmayacak şekilde metro ağına sahip. Havalimanından şehrin merkezinde bulunan Radisson Park’a rahat bir şekilde ulaşıyorum. Tabii S-bahn ve U-bahn aktarlamarından sonra.

Grinin hakimiyeti

Şehre hakim olan ve her yerden yansıyan renktir gri. Göğe başını kaldırdığında binaları görmemek güzel olsa da puslu ve heran yağmur yağacakmış gibi griye çalan bulutların altında vakur, kendi halinde. Taş evleri ve yemyeşil parklarıyla sessiz sakin.

Bisikletli insanlar, yürürken görebileceğiniz, parkların ve yolların sahipleri. Taş evlerin aralarında, göletlerin kenarlarında, yeşil ile girinin birleştiği bu sessiz şehirde tek kıpırtı.

Gezilecek Yerler

stuttgart15Gitmeden önce sorup araştırdığım yerlerin başında Königstraße geliyor. Üç dört kilometre uzunluğunda sağlı sollu dükkanların bulunduğu, alışveriş yapabileceğin, yemek yiyebileceğin, kahveni içebileceğin bir cadde kısaca. İstanbulda Bağdat Caddesi’ni andırıyor. Belki bir nebze daha düzenlisi. Rotebühlplatz’dan başlıyor cadde ve Schlossplatz’a oradan da Hauptbahnhof’a uzanıyor. Hayatın aktığı ve Stuttgarta dair her şeyi bulabileceğiniz yer kısaca.

Schlossplatz, şehrin ortasında bir meydan. Ardında opera binası ve yeni saray , solunda Wüttemberg Eyalet Müzesi önünde de Königstraße ile keşiştiği noktada bir alışveriş merkezini.

Banklardan birine oturup gelen geçeni seyredalarken hafif bir rüzgar eser, herkes kendi halinde bir koşuşturma içinde. Işık griye çalarken deklanşöre ardı ardına basarsın. Bisikleti ile oradan geçen birinin siluetini yakalamaktır derdin sadece .

stuttgart6Wilhelma, şehre giden için görmeden gelme denen bir yer. Biraz hayvanat bahçesi, biraz botanik park.  Beklentiyle alakalı olarak tatmin olma durumunuz değişiyor. Çok büyük bir alana kurulmuş yapıda, her coğrafyadan hayvana ev sahipliği yapıyor. Gezerken yorulabiliyor, hatta yeter artık sıkıldım diyebiliyorsunuz. Botanik bahçeleri de bitki çeşitliliği açısından belki sıradan gelebilir.

Hayvanat bahçesine ulaşım; Stadtmitte’den U14’e binip Wilhelma istasyonunda inmeniz gerekmektedir.  Giriş ücreti yetişkinler için 16 euro. 

Mercedes Museum, Stuttgart otomotiv sanayinin başkenti sayılabilecek bir kent, münih faktörünü unutmaz isek. Mercedes’in üretim sahası ve genel merkezine ev sahipliği yapan kent yine markanın mimarı açıdan ün salmış müzesi ile de adından söz ettirmektedir. ( Not: bir Alex değil ) Hauptbahnhof’tan S1’e binip Neckbarpark istasyonunda inip 500 metreye yakın bir mesafeyi yürüyerek müzeye ulaşabiliyorsunuz. 1 saati aşkın bir sürede bütün katları dolaşıyorsunuz,  Mercedes’in tarihine dair her şeyi görebiliyorsunuz. Ama neticede yorumum; o kadar yol geldim, çıkarken müzeniz batsın oldu :)

Giriş ücreti 8 euro.

Tavsiyeler;

  • Aynı gün içerisinde Wilhelma ve Mercedes Muzesini gezmeye kalkmayın. Yorgunluktan bitap düşebilirsiniz.
  • Schlossplatz’ın orada yer alan opera binası ve Oberer Schlossgarten olarak geçen gölet ve parkta birbirinden güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. (Mutlaka gidin)
  • Hans im Glück’de Heulmilchkàse mit Mehrkornbrötchen ve patates kızartması yiyin. ( Rotebühlplatz tren istasyonundan indikten sonra solda yer alan Marienstraße üzerindeki  yere gittim )
  • Maredo ya da Ochs’n Willi’de şarap içebilir, kırmızı et yiyebilirsiniz.

Başka yer Başka zaman

Stuttgart’ın belki de en güzel yeri Esslingen am Neckar. Diğer sokakları, caddeleri ,parkları bir kenara bırakıp en sona bunu saklamak, uzun uzadıya anlatmak istiyor insan.

DSC_0325

Üzüm bağları ve şarap üretimi bu küçük tarihi yerleşim için her şey.  S1 ile Stadtmitte’den Esslingen durağına gidiyorum. Trenden inip kuzeye doğru, şehre doğru yürüyorum. Almanlara ait lezzetlerden Apfelstrudel alıyorum istasyonun karşısındaki fırından. (Apfelstrudel’i unutursak kalbimiz kurusun J ) Yolumu iç güdülerimle buluyorum. Kaleye doğru gideceğim. Gördüğüm bir fotoğrafı orada bulacağım. Yürüyorum Bahnhofstraße’de. Hava da kararsız, biraz açıyor, mükemmel bir ışık, bir kapatıyor hafif yağmur. Ama zerre geri adım yok bende. Gidilecek.

Solumda üzüm bağları dağlara sıralanmış. Önümde Marktplatz. Meydan sessiz. Karşımda iki restaurant var, biri diğerine göre daha kalabalık, insanlar kendi halinde.

Binaların arasından geçip Obere Beutau’dan kaleye doğru tırmanıyorum. Daracık, arnavut kaldırımı döşeli sokaklar. Güneş tekrar yüzünü gösteriyor. Sırtımda çantam, üzerimde montum, boyunluğum. Terletiyor tırmandıkça sokağı. Arada durup fotoğraflıyorum bu naif sokağı ve ardımda kalan şehri.

DSC_0301

Yol sağa doğru kıvrılıyor , yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşten sonra kalenin girişine varıyorum. Esslingen şehri ayaklarının altında artık. Surlar ve geniş bir meydanı ile Esslinger Burg. Girişte yemek yiyebileceğiniz ve biranızı içebileceğiniz güzel, hoş bir restaurant.
Meydanı geçiyorum, surlara tırmanacağım merdivenleri ve üzüm bağlarına açılan büyükçe bir kapıyı görüyorum. Öncesinde genişçe basamaklar kapının, birer birer iniyorum.  
Kapıdan geçiyorum, üzüm bağları; gittiğim zaman hasat zamanına daha çok vakit olduğu için bağlar bomboştu, önümde daracık bir yol ve bağları yoldan ayıran bir duvar. Sur kapısından geçen yol  Marktplatz’ın olduğu yola çıkıyor. Önümde şehrin büyük yapıları. Geri dönüyorum surlara bakıyorum. Bir kaç fotoğraf, her fotoğraf arasında durup kapıya bakmak. Yavaş yavaş geldiğim yoldan yürüyorum, kapıdan geçiyorum. Güneş yakıyor.  Sola doğru dönüp surlara çıkan merdivenlere varıyorum. Yenilenen trabzanlardan birinin önünde duruyorum, defterimi çıkartıyorum ve not alıyorum. “Hayat kısa, kuşlar uçuyor”  22.03.2016 Esslingen / Stuttgart.

Rüzgarın ıslığı Ennio Morricone’nin hüzünlü Gabriel’s Oboe’si gibi kulağımda, kardeşini öldüren Mendoz’a gibi, ebedi çilesini çekmeye, basit ve de acı dolu yaşamı seçmesi gibi.  Güneş tepemde, önümde üzüm bağları ve şehre inen taşlı yol. Kilisenin çanları çalıyor, on beş defa. Şehre bakıyorum, yabancısı olduğum ama bir o kadar sıcak bulduğum. Her sokağında bir iz belki de.

Gittiğim, gördüğüm yerler hep bir şeyler katmıştır bana. Senin hikayen de böyle olsa gerek. Sensiz ama bir o kadar sen barındıran hikayende. Başka yer başka bir zamanda buluşmak üzere.

beklebizi ekip

#Oslo: City where the day never ends

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Oslo: City where the day never ends

There is daylight outside, although it is already midnight. There is no complete darkness to allow our tired bodies fall asleep. In Oslo, a very long day passes as one waits for the sunset, and you inevitably become tired as a result of the liveliness of the city. And around 4 o’clock in the morning, the sun is again on stage to wake you up….

Continue reading “#Oslo: City where the day never ends” »

#Yunanistan: Komşunun yazlığı – 2. bölüm

Gezi Notları Yurtdışı Gezileri

#Yunanistan: Komşunun yazlığı – 2. bölüm

DSC06787(Birinci bölümü okumadan direk bu yazıya rastlamış olabilirsin. İstediğin bölümden başlayabilirsin tabi ama diğerler yazıları da oku mutlaka) Birinci Bölüm için Tıklayınız.

Yunanistan’a gelmeden önce 2 hedefimiz vardı.  Bir, Selanik’e kadar gidip görmek, iki olabildiğince fazla ve güzel deniz ürünü yemek. İlk gün pek tüketim yapamadık nedense ama bu gün kararlıyız. Yemek dışında, iki farklı bölgede denize girmek ve günün sonunda Kavala’ya ulaşmak bu günkü planımızı oluşturuyor.
Komşudaki 2. günümüze çokta geç kalmadan uyandık. Dün geceki kalabalıktan eser yok, sokaklar bom boş. Şehir merkezindeki plaja havlularımızı serdik öğlene kadar buradan denize girdik. Uçsuz bucaksız gözüken Ege Denizi sabah dümdüz. Deniz güzel ama Dedeağaç merkezindeki plajda pek bir numara yok. Öyle restortoran, kafe hizmeti falan beklemeyin. Yanlış hatırlamıyorsam sadece şezlonglar var bir bölümünde, çok güzel sayılmaz. Bir süre oyalandıktan sonra doğru otele. Sabah kahvaltı yapmadık ki gelmeden önce okuduğum yazılardaki o restoranda sağlam bir öğle yemeği yiyelim.
error: Upps Yanlış Yerdesiniz...